Nihat Sargın, sosyalist solun birçok rengini birleştiren son kişiydi
22 Kasým 2010 16:13 / 2210 kez okundu!
"Ömer Laçiner’in koyduğu sınırlar, Nabi Yağcı’nın cesur arayışı, bağımsız sosyalistlerin şimdilik birbirinden kopuk akan çabaları, yenilikçi sosyalist partilerin bu doğrultudaki kararlı adımları ironik biçimde Nihat Sargın'ın ölümüyle daha da hızlanacak gibi görünüyor. Çünkü artık kendimizi daha yalnız hissediyoruz."
-----------------------------------------
Nihat Sargın, sosyalist solun birçok rengini birleştiren son kişiydi
Nihat Sargın’ı geçen cuma Zühtüpaşa Camii’nden alkışlarla uğurladık Zincirlikuyu mezarlığına…
Çok kalabalık, sade bir törendi. Nihat Sargın’ın yaşlı kuşaktan mücadele arkadaşları, eski yoldaşları oradaydı.
Sargın’la bir biçimde yolları kesişmiş binlerce kişiden 1500'lük bir topluluk sessiz, saygılı bir duruş içinde onunla ilgili anılarını tazeledi.
2009’un Ekim ayında yine buradaydık, hayat arkadaşı Yıldız Sargın için. Orada Nihat Sargın’ın köşede sessizce otururken bir fotoğrafını çekmiştim. Demek ki bir yıl sonra onu böyle uğurlamak varmış…
“Bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm mücadelesinin; yürekli, coşkulu, sevgi dolu üyesi, davanın her daim emektarı.” Kurucularından olduğu Tüstav’ın broşürünün kapağında bunlar yazılıydı ve Nihat Sargın’ın kişiliğinin ve yaşamının iyi bir özetiydi.
Nihat Sargın, az rastlanır özelliklere sahip, düzgün bir sosyalist ağabeyimizdi.
Yasal sosyalist hareketin koçbaşları: Kutlu - Sargın
1987'de Hollanda'da tanıştım. Nabi Yağcı ile birlikte Türkiye'ye dönme projesini anlatmaya gelmişlerdi. Politik göçmen ve yerel komünistlerce bu gidişe genelde destek verildi. Gizlilikten yasallığa geçiş döneminin bir tür “koçbaşları” olarak 1987 Kasım’ında yurda döndüler.
Devlet gelenlere 1,5 yıla yakın işkence, hücre ve hapis cezasını layık görmüştü. Bugün yasal siyaset yapanlar, onların bu cesur adımına çok şey borçludur. Devlet aklı ise onlara ancak 1992’de yetişebildi ve 141-142 ve 163’ü kaldırdı. O sırada 163’ün kalkmasının Türkiye’ye şeriat getireceğine inanan sosyalistler vardı aramızda… Bu bakış farklılığı her yeni adımda daha da derinleşerek bizi bugünlere getirdi.
Nabi Yağcı ile Nihat Sargın, hapisten çıkınca Türkiye sosyalist hareketini değişik denemelerle birleştirmek için çalıştılar. Bu yoldaki yaklaşımları farklılıklar taşıyordu. İkisini tek örgütte birleştirmek zordu belki de... Sargın’ın çizgisi eski, klasik hattın, bilinen bir çizginin, olabilen en dürüst yorumu ve uygulamasıydı. Ancak onun TBKP’den ÖDP’ye uzanan yoldaki "birlik oluşturamama başarısızlığı" aslında ana çizginin başarısızlığıydı. Bu ana çizgi hem dünyada hem Türkiye’de çoktan duvara dayanmıştı. Bunu fark etmek ya da kabullenmek kolay değildi o sıralarda…
Nabi Yağcı ise giderek ana çizgiden kopmayı da göze alan, toptan yenilenmenin simgesi gibi oldu. Klasik, aydınlanmacı kuşaktan gelenlerin, onun vardığı noktayı yadırgaması da doğal. O, bu toprağın dilini keşfetmek, kendi insanlarına “içerden” bir dille seslenebilmek arayışındaydı. Tanık oluyorum ki "Kutlu - Sargın" isimlerinin hala birlikte anılıyor olmasından bile rahatsızlık duyanlarımız var. Oysa iki ismi birlikte ya da ayı ayrı önemsemek için de nedenlerimiz çok. Üstelik bu süreç artık tarihin malı oldu.
Kolaycı damgalamalardan kaçınmalıyız yoksa sol hareketin geçmişini doğru okumak anlamında çocuklarımızın da gerisinde kalacağız. Çocuklarımıza yetişebilme şansımızı tepmemek için geç kalmamaya bakalım…
Avrupa Merkezci bakışın Marksizm’de açtığı yarayı görmeliyiz
Nabi Yağcı’yı yadırgayanların, onun dini, dindarları fazla önemsediğini söylemeye çalışanların birçoğu, ölenlerimizin ardından “nur içinde yatsın” yerine “ışıklar içinde uyusun” dediklerinin farkında bile değiller.
Nabi Yağcı en başta böylesi tekrarlardan kaçınıyor. 1200’lerde dünyanın merkezi olan doğu dünyası, İmam Gazali’nin peşinden gidip duraklamaya başlarken, Batı, Averos diye isimlendirip kendi bilim adamı saydığı İbni Rüşd’ün çizgisiyle atılım yapmıştı. Nabi bunun felsefi, sosyolojik, ekonomik, politik ve ideolojik temellerini araştırıyor. Dindarların bizden önce başladığı sorgulamaya sosyalistler içinden katılan en tanınmış Marksist oluyor.
Bu çabaların sonunda, İslam’a esas olarak “Doğu despotizmi” çerçevesinde bakan Marksizm’i de yaralamış olan “Avrupa Merkezci Bakış”ı kavramayı başarırsak, teori ve pratiğimizde bir sıçrama yapabiliriz. Böylece örneğin Kemalizm eleştirimiz de daha tutarlı, inandırıcı bir çerçeveye oturur. Kemalizm’in de “Türkiye’ye Avrupa Merkezci bir gözle bakan, modern oryantalizmin bir varyantı” olduğuböylece anlaşılır. Bunu bu netlikte kavramak az şey değil. Eğer bunu başarırsak, Nihat Sargın gibi dürüst bir kişiliğin bile Türkiye sosyalistlerini neden yan yana tutamadığını daha iyi anlamaya başlarız. Belki de o imkânsızı yapmaya kalkmıştı. Ancak bunun, denemeden de olamayacağını anlamak o gün kolay değildi.
Nihat Sargın’ı unutmayacağız
Nihat sargın, sosyalist solun birçok rengini birleştiren son kişiydi. Bu gün onu sonsuza uğurladık. Onu uğurlamaya gelenlerin oluşturduğu yelpaze epeyi genişti. Bir ara herkesin yan yana getirmeye çalıştığı birlik ancak camide oluşmuş gibiydi.
Sargın gibi dürüst bir yoldaşın bile başaramadığı işe artık kuşkuyla bakalım. Onun ölümüyle, soldaki klasik birlik arayışı bence son sembolünü yitirdi. Yeni birlik; Avrupa merkezci olmayan Marksist aydınların, "parti gibi olmayan parti" oluşturup, bu toprağın insanına kendi diliyle seslenmesiyle oluşabilir. Ömer Laçiner’in koyduğu sınırlar, Nabi Yağcı’nın cesur arayışı, bağımsız sosyalistlerin önemli ama şimdilik birbirinden kopuk akan çabaları, yenilikçi sosyalist partilerin bu doğrultudaki kararlı adımları, ironik biçimde Nihat Sargın'ın ölümüyle daha da hızlanacak gibi görünüyor. Çünkü artık kendimizi daha yalnız hissediyoruz.
Nihat Sargın’la aralarda Türkiye'de karşılaştık, kibarca selamlaştık. Yıllar geçti, önce karısı Yıldız'ı uğurladık aynı camiden; ardından da kendisini sonsuzluğa uğurladık bu cuma. Sonsuzlukta buluşma ihtimalimiz, güzel bir hayal olsa da biliyorum ki sadece hayal...
Ancak kendisiyle dünyada bir dönem yan yana olmuşluğumdan gurur duyuyorum.
İlhami Mısırlıoğlu
20 Kasım 2010, İstanbul



