izmirizmir.net : Rasim Ozan KÜTAHYALI - Laik Türkler Nasıl Çıldırdı?

Laik Türkler Nasıl Çıldırdı?

23 Aðustos 2009 14:18 / 2326 kez okundu!

 


"Bu laiklik meselesi haricinde Laik-Solcu-Kemalist Türk modeli birçok konuda “demokrat” olabilirdi. Ahmet Kekeç ve Fikri Akyüz’ün geçen hafta yazdıkları gibi CHP’li Kemal Anadol, 1995’te YDH’nın Kürt meselesinde “Barıştan yana” en hızlı adamlarından biri olabilirdi. Cumhuriyet gazetesinde zamanında “barışçı-demokrat” makaleler çıkabilirdi... Fakat Kürt meselesinde önderliği dindarlar alırsa, laik-solcu Türklerin zaten özlerinde varolan milliyetçilik bir yönüyle modernist bir yönüyle anti-emperyalist kamuflajla kabarabilirdi... Kendine Kemalist demeyen Türk solcularının da çoğu için bu nevrotik durum geçerli maalesef... " 

Rasim Ozan'ın son yazısı yine bize ayna tutuyor. Bakmaya cesareti olanlar beri gelsin...

Kürt açılımı adı verilen bu sürece Türklerin tepkileri ne olacak?.. Bu soru önemli... Bu ülkede, Türkler dediğimiz kategori aslında Kürt ve gayrımüslim olmayan herkestir... Öte yandan Kürtler dışında kalan etnik kimliklerden de çok sayıda radikal Türk milliyetçisi üretmiş bir toplumuz biz... Türk derin yapılanması da genelde bu yönde etnik kimlik çeşitliliğinin olduğu bölgelerimizin üzerinde tezgâhlarını yoğunlaştırır...

Öte yandan en geniş anlamıyla Türklerin de dinsel/ sınıfsal/ sosyal kategorileri var elbette... Şu an itibariyle daha dindar, daha kırsal kökenli ve daha yoksul Türkler, daha laik, daha şehirli ve daha zengin Türklere göre bu Kürt meselesi etrafında çok daha sağduyulu... Ali Bayramoğlu’nun da özellikle altını çizdiği gibi, Türkiye’nin özellikle geniş dindar kitleleri rehberlik/ liderlik olgusunu önemseyen bir yapıya sahip... Geniş dindar kitleler, gerçekten güven duydukları bu rehber/ lider modelleri aracılığıyla değişimi çok daha kolay kabullenebiliyorlar... Değerler ve zihniyet bakımından olan değişim hiçbir toplumsal yapıda öyle hemen gelmez, ama tutumlarda ve davranışlarda bu rehberlik/ önderlik mekanizması aracılığıyla birçok hassas siyasal değişim süreci çok olumlu biçimde atlatılabilir... Bugünün Türkiyesi’nde Recep Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülen bu rehber/ lider mekanizmasının iki temel örneğini oluşturuyorlar. Türkiye toplumunun çok geniş bir kesiminde önemli bir etkiye sahipler. İnsanlar farklı bağlamları ifade eden bu iki lider figürüne güveniyor, inanıyor... Tayyip Erdoğan’ın geçenlerde Rize’de yaptığı konuşmayı daha “laik ve solcu” olarak bilinen biri yapsa, belki de infial yaratırdı oysa tam aksine gündelik hayatındaki değerleri ve zihniyeti açısından gayet dışlayıcı-milliyetçi olabilecek kimi dindar insanlarımız dahi Erdoğan’ın olumlu yönde işlettiği rehberlik/ liderlik mekanizması aracılığıyla değişimden yana siyasal tavır koyabiliyor... Aynı olumlu işlevi sivil bağlamda Gülen hareketi de üstleniyor. Türk toplumunun büyük çoğunluğu nazarında milliyetçilik kavramı hâlâ olumlu çağrışım yapıyor. Fethullah Gülen ve Tayyip Erdoğan’ın rehberlik/ liderlik modeli, dindar Türkleri muhatap aldığında bu tanımı dışlamayarak içini olabildiğince liberalleştirme yönünde işlev görüyor... Bu toplumun anadamar dilinden konuşuyor bu iki önder, o yerli ve hakiki dil içinden bir değişimin taşıyıcılığını yapmaya çalışıyor... Türkiye’nin özgürleşmesinden yana olan her entelektüel de bu işlevin önemini anlamalı. Zaman zaman geriye gitmeler olduğunda taviz vermeden “Paşasının Başbakanı” diyebilmeli, yeri geldiğinde de “Barışın Başbakanı” demeli... Fakat esas değişim temelinin bu iki liderin toplumla yakaladıkları “sahici dil ortaklığı” olduğunu unutmamalı...

Türkiye’nin daha laik, kentli, eğitimli kitleleri açısından böyle bir büyük güven duyulan liderlik mekanizması yok bugün... Sekülerleşme arttıkça yüzyılların geleneğinden süzülen ataerkil rehber/ önder modelleri aşınıyor. Öte yandan günümüz dünyası sekülerleşmeyle birlikte “özgür ve özerk birey” modelinin hâkim olacağı inancının boş olduğunun kanıtlarıyla dolu. Bu geleneksel/ ataerkilliğinde ötesinde sık dokulu otoriter/ faşizan lider modellerinin örnekleriyle dolu çağdaş dünya tarihi...

Bugünün Türkiyesi’nde kendini laik, çağdaş, solcu gibi sıfatlarla anan Türk kitleler özgürlükçü-demokrat bir bakış açısından çok tehlikeli bir potansiyeli içlerinde barındırıyor... Bu kitlenin “çıldırma” sürecinin temelini ise laiklik meselesi oluşturdu... İslami kesimin görünürlülüğünden hiç çekinmeden merkeze ilerlemesi bu kesimde bir travma yarattı. Laik kesimin “modern hayat” tahayyülünü dağıtan olgu, İslami kimliğin dışsal değişim yaşamadan modernleşmeyi talep etmesi oldu... Bir başörtülü hademenin kızı öğretmen, bir hastabakıcının kızı doktor olmaya kalktığında doğal olarak başını açacak “çağdaş kadın” modeline girecekti Laik Türk tahayyülünde. Bugünün bayrak mitinglerinde yürüyen birçok laik kadın da öyle yapmıştı, anneleri örtülüydü, babaları çember sakallıydı ama onlar “aydınlanmış” ve Kemalist cumhuriyetin istediği tipte insanlar olmuşlardı... Bugünün kimi dindar kadınları ve erkekleri ise öyle yapmıyordu. Erkekler yine “eyyam” yaparak idare ediyordu da, kadınlar meselesi esas çatışmayı oluşturuyordu...

Bu laiklik meselesi haricinde Laik-Solcu-Kemalist Türk modeli birçok konuda “demokrat” olabilirdi. Ahmet Kekeç ve Fikri Akyüz’ün geçen hafta yazdıkları gibi CHP’li Kemal Anadol, 1995’te YDH’nın Kürt meselesinde “Barıştan yana” en hızlı adamlarından biri olabilirdi. Cumhuriyet gazetesinde zamanında “barışçı-demokrat” makaleler çıkabilirdi... Fakat Kürt meselesinde önderliği dindarlar alırsa, laik-solcu Türklerin zaten özlerinde varolan milliyetçilik bir yönüyle modernist bir yönüyle anti-emperyalist kamuflajla kabarabilirdi... Kendine Kemalist demeyen Türk solcularının da çoğu için bu nevrotik durum geçerli maalesef...

Modernist yön, Kürtlerin “aşiretçi, kabileci, feodal” yapısı söylemiyle, sözde anti-emperyalist yön de “Kürtlerin, Amerikan emperyalizmin işbirlikçisi olduğu” söylemiyle dışlama ve ötekileştirme işlevi görüyor Türk laik zihninde... Netice olarak Alper Görmüş’ün dediği gibi örgütleyicisini bekleyen tehlikeli bir laik kitle var bugün Türkiye’de... Irkçı psikiyatrist Kerem Doksatlar istisna değil...

Rasim Ozan Kütahyalı

Taraf

 

Bu yazýyý Facebook'ta paylaþabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaþ
0
Yorumlar
28 Aðustos 2009 20:06

deepblueeagle

sevgili sultan. güzel bir yorum yazmýþsýn. teþekkür ederim. bu kiþisel bir konu deðil. görüþlerle ilgili de deðil.
bu yazýdaki görüþlere katýlýp katýlmama konusu deðil. 

bence de, gerçekten, bu arkadaþýmýza, sitedeki diðer yazýlarý okumasýný ve hoþgörülü olmasýný öðütleyebilirsin. ayný çatý altýnda yazan diðer yazarlarýn yazýlarýný okuyup olgunlaþmalý ve hoþgörülü olmalý. 

bilirsin, dünyada en geliþmiþ diplomasi ingiltere'dedir. orada, politikada insanlar birbirini kýyasýya eleþtirir, ama eleþtiriyi anlamak bile çok zordur, seçilen sözcüklerden ötürü. çok incedir seçilen sözcükler. 

arkadaþýmýzýn görüþlerine bir diyeceðim yok. bir hukukçu olarak da en ileri düzeydeki soyut normlara baðlý olduðumdan bir kimse veya yazýsý hakkýnda hoþgörüsüz olma þansým yoktur. yoksa, projeleri deðerlendiremem, proje hazýrlayamam. 

arkadaþýmýzýn seçtiði ýrkçý psikiyatrist gibi, nevrotik gibi, çýldýrma gibi, tehlikeli gibi kýþkýrtýcý, insanlarý birbirine düþürücü sözcüklerin bizim gibi toplumlarda kullanýlmamasý gerekir. zaten duygusal bir toplumuz. insanlar sabahlarý trafikte bile inip birbiriyle kavga ediyor.

bütünleyici, yaklaþtýrýcý bir dil, olumlu, yapýcý bir dil, insan sevgisi temelinde bir dil kullanmak, bizim gibi insanlarýn görevi olmalýdýr.

arkadaþýmýzý sitedeki diðer yazýlarý okuyup daha serinkanlý bir dil kullanmasý yönünde uyarman dileðiyle...sitemizin hoþgörülü ortamýna alýþmasýný isteriz...
28 Aðustos 2009 19:47

sultan

Sevgili Deepblueeagle, 

Öncelikle iletiþim içinde olmayý önemsediðin için çok teþekkürler. Ýçtenlikle yazdýðýn ve paylaþtýðýn için çok memnun olduðumu belirtmeliyim. Site için çok çaba sarfettiðini ve tanýtým çalýþmalarýmýzýn dar alandaki en büyük neferi olduðunun hepimiz farkýndayýz. Hem kendini hem de bu haber ve kent portalýnda emeði geçen herkesi var etmeye çalýþtýðýný biliyorum. Biliyoruz. Aklýna ve ruhuna saðlýk. Tarafsýzlýktan Taraf, taraflýlýktan taraf, Taraf'tan taraf olmak insani bir mesele. Ýnsanlar yaþadýkça ve düþündükçe hepsi sýrayla baþýmýza gelen durumlar. 

Bir yaþta sevdiðimiz öbür yaþta nefretimizi kazanýr. Bazý nedenlerden deliler gibi aþýk oluruz sevdiðimize bir de bakmýþsýn ayný nedenlerden aþýk olduðumuzdan çok uzaklara kaçmýþýz. Baþyapýt diye düþündüðümüz bir roman ya da bir film bir baþkasýnca kaleme alýndýðýnda ya da çekildiðinde bir de bakarýz ki herþeyin üzerinde bir övgüye hak kazanýr. 

“Zeka doðru zamanda doðru hikaye anlatma yeteneðidir” der William L. Randall. 

“Herkes yaþamaya devam edecekse yeni bir görüþ edinmelidir. Miller’ýn Weisberg’i hatýrlatan sözcüklerle belirttiði gibi, “kiþisel yaratýcýlýk, kendimiz hakkýnda ve kendimizin dünyayla iliþkisi hakkýnda deðiþen bir görüþ yaratma sürecidir. Hepimizin toplumsallýðýna karþýn her birimiz, bir bakýma, resmi tamamlamak için her gün özel giriþimimizi yaratýrýz. Bu hiçbir zaman baþkalarýnýnkiyle tam olarak ayný olmaz ve dünkü giriþimimizle de ayný olmaz.

Toplumlarýn beyinsel hijyenlerini bozan, bir düþüncenin iletilmesinin zincirini kýran kavram bulanýklýðý ve demogojidir. 

Bilginin tarafsýzlýðý bu yüzden çok önemli ve bu yüzden bazen Taraf ta olunabilmeli. Ýster taraf'ýn tarafýnda ister tarafsýzlýðýn Taraf'ýnda ya da belki Araf'ta durmak son derece normal. 

"Robin Sharma, Ermiþ, Sörfçü ve Patron adlý kitabýnda "Dýþarý bakan rüya görür içeri bakan uyanýr” der...
 
Konfüçyus’un bir zamanlar , öç almaya kalkýþmadan önce iki mezar kazmak iyi olur . dediðini de hatýrlatýr. 

Ve ben derim ki "Dalgasýz deniz arama bulamazsýn." 

Görün, hoþ þeyler görün, birbirinizi de hoþ görün. 

Lenin kaþlý kadýnlarý 

Gardenya Zamaný adamlarý 

Hem hafif hem latif anlarý 

Yaþam kliniðinizi, býrakýn gereksiz, tarihi geçmiþ ilaçlarla doldurmayý 

Hayat laboratuarýnýzda samimiyetle sürdürün uzlaþmayý 

Bir yara varsa iyileþtirmeye çalýþmalý 

Bir acý varsa dindirmeye çalýþmalý 

Eve lazým olan camiye haram 

Gözümüz görür elimiz ermez 

Güzel zamanlar çabuk kötü anlar aðýr geçer 

Kardan adam olur, onlardan adam olmaz 

Deme, yakýþmaz bize bu kelimeler, satýr aralarýnda bile nahoþ, 

Sevgili dostum,

Yaþadýðýmýz günler tükenmedi daha, hikayemiz bitmedi. Nasýl günler göreceðiz bilmiyoruz. Bildiðim bir þey var her farklý görüþ ve düþünce, söylem bizi geleceðe taþýyan izlenimler, deneyimler. Rasim Ozan Kütahyalý çok akýllý ve cesur bir gazeteci. O da yol çiziyor kendine her insan gibi kendine ayna olacak okuyucular ile. Etik konularda saygýlý ve dünya barýþý ve demokrasi konusunda bizim deðerlerimizle son derece uyumludur. Þimdilik. Evet þimdilik diyorum çünkü her zaman deðiþebilir insanlar. Belki biz onun gerisinde kalýrýz belki de o bizim gerimizde. Hayat her zaman eþit davranmýyor yaþayanlarýna.
Üstelik ayrý görüþte olanlarla ayný çatý altýnda yaþamak insaný çok da olgunlaþtýrýr.

Sevgiler, 
28 Aðustos 2009 17:36

deepblueeagle

hukuk eðitimi almýþ bir kiþi olarak net olarak tarafsýzým. sadece hukuk tarafýnda olabilirim. o nedenle yazý ve yorumlarýmda herhangi bir düþünceden yana olduðumu göremezsiniz. ancak ve ancak somut hukuk ve soyut hukuk tarafýnda olabilirim. uzman kiþi deðil de bir insan kiþi olarak da sadece insan sevgisinden tarafým. hepsi bu.

bu arkadaþýn bu yazýdaki yazý dili, sabah veya gece moral bozmak için birebir :))))
27 Aðustos 2009 13:09

s.çelikbilek

son zamanlarýn çýkýntýlarýndan, günün üvertürü, terbiyesizce gündemlerlerden beslenerek 10-15 gazeteci kürtçü amerikan uþaðýnýn küçük modeli, adýna kendilerinden baþka kimsenin yakýþtýrmayý düþünmediði aydýn-demokrat diyen zamane bir kýytýrýk, kendini Türk  insanýna daha fazla bulaþtýrmadan diðerleri gibi beslen döneminden sap döner kazma döner birgün rasim ozan kütahyalý   
25 Aðustos 2009 16:57

deepblueeagle

Gazetelerde, sitelerde yazan kiþiler, okuyan, düþünen, aydýn ve demokrat olma çabasýndaki kiþiler, yazýlarýyla ve olumlu, barýþçý, yapýcý üsluplarýyla hem diðer aydýnlara hem de sade vatandaþa örnek olmak durumundadýr. Diplomasi denen bir kavram da var. Bu arkadaþýmýz, yazýlarýyla adeta bir savaþ ortamý yaratýyor. Düþünceleri güzel. Uyarýcý. Ama dili çok saldýrgan. Farklý düþünceleri ve kiþileri aþaðýlýyor. Yazýsýnda söz ettiði düþüncelerde olan kiþileri ve adý geçen kiþileri de saldýrgan bir yanýta davet ediyor. Halbuki, eleþtirilerini ince bir dille yapmasý gerekir ki, yapýcý bir tartýþma ortamý yaratabilsin. Bu yazýyý ve bir önceki yazýsýný okuyan aydýnlar, onun kýþkýrtýcý üslubuna uyup ona saldýrgan bir yanýt verebilirler. Ya da sade vatandaþ, politikayý izleyip bir fikir sahibi olmasý gerekmeyen, kendi yaþamýný sürdürmeye çalýþan sade vatandaþ, bu yazýyý okuduktan sonra galeyana gelip kendi gibi düþünmeyene saldýrabilir bile. Yani, bu arkadaþýmýzýn dili, demokrasiye inanan bir dil deðil. Kahvede, berberde konuþur gibi bir dili var. Laikler, demokratlar, milliyetçiler, liberaller, dindarlar, hepsi bizim insanýmýz. Biziz. Bu arkadaþýmýzýn, düþüncelerini yazma hakký var tabii ki. Daha çok demokrasi istiyorsak, herkesi dinlemeliyiz, okumalýyýz. Ama bu arkadaþ dilini deðiþtirmeli. Kiþileri birbirine karþý kýþkýrtýcý bir üslubu var. Ayrýlýkçý, ayrýmcý bir üslubu var. Halbuki, bizim sitemiz daha çok demokrasiye inanan, barýþçý, uzlaþmacý, yapýcý bir site. Okuduðum kadarýyla bütün yazarlarýnýn incelmiþ bir dili, yapýcý, olumlu, insan sevgisini temel alan bir dili var.
23 Aðustos 2009 16:01

deepblueeagle

kendi düþüncesi açýsýndan iyi yazmýþ. kendi açýsýndan haklý.
ancak, nevrotik, çýldýrma, tehlikeli gibi sözleri, yazdýklarýnýn önemini azaltýyor.
saldýrgan yazmasa, isimler vermese daha olumlu izlenim verecek.
daha sakin, olumlu, barýþçý yazmalý.
dövüþüyor gibi yazýyor sanki.
farklý düþünenleri ötekiler gibi sunuyor bize.
halbuki herkes kendince haklýdýr.
Uyarý

Yorum yazabilmek için üye olmalý ve oturum açmalýsýnýz.

Eðer sitemize üye deðilseniz buraya týklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eðer üye iseniz oturum açmak için buraya týklayýn.