Zaman Yolcusunun Karısı
14 Ekim 2009 13:30 / 2076 kez okundu!
Zamanın eskitemediği bir aşk
Yönetmen: Robert Schwentke
Oyuncular: Eric Bana, Rachel Mcadams, Ron Livingston
‘Zaman Yolcusunun Karısı’ sıra dışı bir aşkı, fantastik bir yaşam akışı içinde anlatıyor.
Erkek, genetik olduğu düşünülen bir hastalığın yaşamını alt üst etmesine engel olamıyor. Kendi kontrolü dışında, bir epilepsi nöbeti yaşar gibi, zaman içinde yolculuğa çıkıyor, bilmediği yerlere veya kendi geçmişine gidebiliyor. Her seferinde yeniden doğarcasına, çıplak olarak düşüyor bir kara parçasına. Geçmişteki olaylara müdahale edebilme gücü yok. Kendi geleceğini de göremiyor. Döndüğünde ise her şeyi unutuyor. İlişkinin kız tarafı bu durumdan hiç mutlu değil. Nasıl olsun? Yaşanacak en mutlu anda aniden ortadan kaybolan bir sevgiliyi kim ister ki? İkiliyi kozmik güç gibi birleştiren aşk olmasa, olmayacak bir birliktelik. Doğacak bir çocuğun bilinmeyen bu gene sahip olup, aynı yolculuklara çıkma olasılığı çiftin arasında büyük bir soru işareti olarak durmaktadır.

Hikaye insanlığın en büyük hayallerinden olan zaman içinde yolculuğun getirebileceği mutsuzlulukları, muhteşem bir aşk zarfı içinde sunuyor. Henry De Tamble (Eric Bana) zaman içinde yaptığı yolculuklar sırasında önce sevgilisi ve sonra karısı olan Clare ile karşılaştığında kendisi kırk, o ise altı yaşındadır. Sonrasında defalarca karşılaşırlar, zamanla onun eğitmeni, arkadaşı ve sevgilisi olur. Şimdiki zamanda karşılaştıklarında ise kendisi yirmi sekiz, Clare ise yirmi yaşındadır. Audrey Niffenegger’in çok satan ve bol katmanlı romanından uyarlanan filmde öykü çok daha basit ve aşkı ön plana çıkaran bir senaryoya çevrilmiş. Yoksa romandaki onca detay ile başa çıkmanın ve anlaşılır bir senaryoya dönüştürmenin yolu çok zor olurdu.
Yönetmen Robert Schwentke, kendisini Jodie Foster’in baş rolde oynadığı Uçuş Planı filminde tanımıştık, karanlık atmosferi içten bir aşk öyküsü ile harmanlamanın üstesinden geliyor. Alman asıllı yönetmen, bu ülkenin Hollywood’taki yeni jenerasyonunun önde gelen temsilcilerinden birisi olacağı muhakkak. Eric Bana ve Rachel McAdams arasındaki tutan kimya aşk hikayesini inandırıcı kılıyor. Bana, fiziğini ön plana çıkaran roller kadar bu tür zor karakterlerde de son derece inandırıcı olmayı başarıyor. Mc Adams, The Notebook’ta sergilediği romantik performans sonrası bu kez daha dramatik bir karakter çiziyor. Ve çok başarılı.
İnsanlığın en büyük hayallerinden birisi olan zaman içinde yolculuğu bu film sonrası çok arzulayan çıkabileceğini beklemiyorum. Geçmişe gidip acı olayları bir kez daha yaşamak, hele hiç birisine müdahale edememek acı verici. Geleceği ise bir şey değiştiremeden öğrenmek tam bir çaresizlik olurdu. H. G. Wells’in 1895’de yazdığı ‘Zaman Makinesi’ romanından sonra Einstein, Gödel başta bir çok fizikçi bu konuyu bilimsel olarak kanıtlamaya çalıştılar. Sonuç fiziksel olarak gerçekleşemeyeceği, gerçek olsa bile çıkabilecek sonuçların kaderin neden-sonuç ilişkisine ters düşebileceği şeklindeydi. Filmin hikayesi bu gerçeği net olarak ispatlıyor. Film kesinlikle kitabı okumak dürtüsü yaratıyor.
Benjamin Button sonrası fantastiği ve aşkı mükemmel harmanlayan bir film.
Emin Yeğinboy
14.10.2009



