Tarantino fenomeni
27 Ocak 2013 14:46 / 1885 kez okundu!
Sekiz adamın restoranın köşe masasında Madonna’nın “Like a Virgin” şarkısının sözlerinin gizli anlamı ve kız garsona verilecek yeterli bahşiş üzerine yaptıkları boş sohbetin sinemada yeni bir dönemin başlangıcı olacağını “Rezervuar Köpekleri”ni ilk seyreden kimse bilemezdi. Bu sohbet içeriği ve karakterlerin durumu Quentin Tarantino’nun sinema anlayışının temelini tanımlıyordu.
Tehlikeli erkeklerin gevezelikleri, arka planda çalan yetmişli yılların unutulmaya yüz tutmuş parçaları, John Ford veya Sergio Leone filmlerinden gelen kamera açıları, Sam Peckinpah’dan miras kameraya fışkıran kan hepsi Tarantino kolajlarının üst başlıkları oldu. Onu pop kültürün çöplerini klasik Amerikan ve Fransız Yeni Dalga Sinemasının atık fabrikasında temizleyen sinema meraklısı şeklinde tanıtmak da yanlış olmaz. “Rezervuar
Köpekleri”nin en unutulmaz sahnesi “Stuck In The Middle Of You” şarkısı eşliğinde Michael Madsen’in kestiği kulak oldu. Tarantino’yu fenomene dönüştüren bir sonraki filmi “Ucuz Roman-Pulp Fiction” daha ilk karelerinde “pulp” kelimesinin yumuşak, nemli şekilsiz madde veya çarpıcı bir ana fikir barındıran ve karakteristik özelliği taslak halinde henüz bitirilmemiş olan dergi veya kitap şeklinde lügat açıklamasıyla başlar. Tüm öykü bu tanımlama çerçevesinde akar, karakterlerin bitmeyen öyküleri kesişir, ölen bir karakter bir başka karakterin hikayesinde tekrar ortaya çıkar, yetmişli yıllardan “Little Green Bag”, “Girl You Will be Soon a Woman” gibi sıradan parçalar tozlu raflardan iner. Chuck Berry’den “You Never Can Tell” ile Uma Thurman ve John Travolta’nın yaptıkları karşılıklı dans sinema tarihine geçer. 1994’de Cannes ‘da en iyi film seçildikten sonra dört dalda aday gösterildiği Oscar’larda da en iyi özgün senaryo ödülünü kazanır. İki filmle üslubunu sinema tarihine ve seyirci hafızasına bu kadar derin yerleştiren ikinci bir yönetmen gelmedi denilebilir.
Tarantino öykülerini ve karakterlerini çevreleyen ironi seyredenin şiddeti, dramatik yapıyı çok ciddiye almasını engeller. Yıllar boyu şiddeti estetize etmesinden bahsedildi. Şiddeti ön plana çıkaran filmler Tarantinovari damgası yedi. Tezgahtar olarak çalıştığı video dükkanında seyrettiği B sınıfı ve Uzak Doğu filmleri O’nun yönetmen ve senarist olarak kullandığı en önemli dağarcığı oldu. Yetmişli yılların TV dizileri, yine o yılların kenarda kıyıda kalmış pop ve rock parçaları onun dağarcığını dolduran diğer değerli ürünler oldu. Çoğu filminin alıntı olduğunu ve onları kendine göre yorumladığını saklamadı. Kill Bill’in Japon yönetmen Toshiya Fujita “Lady Snowblood”, Soysuzlar Çetesi’nin 1978 İtalyan filmi “Quel Maledetto Treno Blindato”nun serbest uyarlamaları olduğunu biliyoruz. Bu esinlenmeler onun yaptığı işlerin değerini hiçbir zaman azaltmadı. Yaptığı her filme kendi üslubunu ve ruhunu vermeyi başardı.
1998’de Elmore Leonard’ın romanından uyarladığı “Jackie Brown” da başrolleri Pam Gier, Robert De Niro, Samuel L. Jackson paylaştı. Şiddeti daha düşük tuttuğu bu polisiyeyi yetmişli yılların TV dizisi “Foxy Brown” dan esinlendi. Eskiyi parlatmayı seven Tarantino bu kez yılların B Sınıf oyuncusu Pam Gier’e baş rol vererek onu seyirciye yeniden hatırlatır.
2003 ve 2004’de filmografisinin en değerlilerinden olan “Kill Bill” iki bölüm halinde gösterime girer. Bir gelinin mutluluğunu bozmamalısın der Tarantino, Evlilik törenini kan banyosuna çeviren Bill’den intikamını almak için geri gelen Beate’de Uma Thurman müthiş bir dövüş koreografisi sunar. Dişi bir Bruce Lee gibidir adeta.
Tarantino’yu bir fenomene dönüştüren yılları böyle başlar.
Emin YEĞİNBOY
27.01.2013
Son Güncelleme Tarihi: 27 Ocak 2013 14:54



