izmirizmir.net : Emin YEĞİNBOY - Bir yılı daha geride bıraktık...

Bir yılı daha geride bıraktık...

07 Ocak 2013 12:43 / 1754 kez okundu!

 


2012 yılı büyük bütçeli yapımların beklentileri kısmen yerine getirdiği, bağımsız festival filmlerinin de parladığı bir yıl oldu. Kentimiz için en büyük sorun olan, bağımsız yapımların gösterime girecek yeterli sayıda salon bulamama sorunu devam etti. Sadece Film Ekimi bağımsızları izlemek için yeterli olmuyor.

Bu yıl şanslıyız Film Ekim’inde gösterime giren 3 film Yabancı Dilde Film Oscarına aday gösterildi. Bu yılın iyi filmleri arasında üçü öne çıktı “Aşk-Amour”, “Yükselen Ay Krallığı-Moonrise Kingdoom”, “The Master” ve “Holy Motors” oldu. İlkinde modern masal anlatıcısı Wes Anderson, çevreleriyle sorunları olan on iki yaşlardaki Suzy ve Sam’in birlikte kaçmalarını ve ilk aşklarını anlattı. New England adasının doğasında isteyerek kaybolan iki çocuğun öyküsünü, altmışlı yılları yansıtan pastel renklerde, nostaljik ve masalsı atmosfer içinde görselleştiren Anderson, yılın en iyi “kendini iyi hisset” filmini sundu. Tutucu, kuralcı, mutsuz yetişkinler dünyasını ise olabildiğince karikatür tiplemelerle yansıtırken, kendisine atfedilen “modern masalcı” ünvanını başarıyla korudu. Fransızların uzun aralarla film çeviren yönetmeni Leos Carax’ın festivallerde çok beğenilen yarı deneysel yapımı “Holy Motors” ise izleyeni gerçeğin ve hayalin muğlaklaştığı bir dünyaya soktu. Bilemediğimiz bir merkezden gelen tekliflerle, farklı rolleri oynayan bir adamın 24 saatini anlattı. Rolleri bukelemun gibi bedenine yansıtan yönetmenin fetiş oyuncusu (daha önce Köprüüstü Aşıkları’nı çevirmişlerdi) Denis Lavant’ın inanılmaz performansı yanında Eva Mendes ve Kylie Minogue önemli karakterlere hayat verdi. Paul Thomas Anderson yazıp yönettiği “The Master”da ellili yılların Amerika toplumunu bir cemaatin inanç sömürüsünü ve mürid ilişkilerini, evrensele yansıtılabilecek bir dille anlattı. Joaquin Phoenix ve Philip Seymour Hofmann’ın usta ve mürid rollerini oynadıkları drama bu yılın en iyi dramlarından oldu. Ben Affleck’in yönetmenlik kariyerinde rüştünü ispatladığı “Argo”da politik gerilimi ve Hollywood usülü B-sınıf bilimkurgunun kamera arkasını başarıyla harmanladı. Başarılı sinematografisi kendisine yöneltilebilecek iyi Amerikalı klişesinin üstünü örttü. Seyirciyi yetmişli yılların soğuk savaş yıllarına götüren, karakter ağırlıklı casusluk öyküsü “Köstebek-Tinker, Tailor, Soldier, Spy” akılda kalanlardan oldu. Herkesin hain olabileceği, bol karakterli John Le Carré öyküsü, ağır akışana rağmen gerilimi finale kadar başarıyla taşıdı.

Cannes’da Michael Haneke’ye Altın Palmiye ödülünü ikinci kez kazandıran “Aşk-Amour” dış yaşamdan soyutlanarak yaşayan yaşlı bir çiftin paranoyak ilişkisini resmetti. Haneke aşkın karanlık yüzünü, ölüme açılan kapısını gösterdi. Bu yılın en başarılı (belki en iyisi) filmlerinden insanlık tarihinin en ünlü romanlarından “Anna Karenina”nın yeni uyarlaması oldu. İngiliz yönetmen Joe Wright yepyeni bir bakış açısıyla, kostümlü bir dramadan çok daha fazlasını yaptığı filmin tiyatro sahnesinde, salonunda, arkasında, altında ve üstünde müzikal ritminde akmasını muhteşem görselleştirdi. Anna Karenina’yı canlandırmak oyuncusunu tarihe geçirir, sıralama 1915’de Greta Garbo ile başlar iyi performanslar arasında Vivien Leigh, Tatyana Samoylava, Jacqueline Bisset ve Sophie Marceau ile devam eder. Aşkını, tutkusunu ve acısını hissettirmesiyle Keira Knightly adı unutulmayacak Anna Karenina’lar arasında yer almaya aday.

Yılın en merakla beklenen iki fantastik filmi “Bulut Atlası” ve “Pi’nin Yaşamı” oldu. Her ikisinin inanç ve yaşamla ilgili mesajları etkileyici görsellikle birleşti. İlkinde farklı zaman dilimlerinde yaşanmış altı öykünün ufak ayrıntılar ile bütünlük sağlamaya çalışması seyirciyi fazlasıyla zorladı. İkincisi seyirciyi muhteşem görselliğine hapsederken, romanın omurgası olan “ne olursa olsun inançlı ol” mesajını fazlasıyla dikte etmesi filmi tek düzeye çekti.

Yüksek bütçeliler arasından Ridley Scott’un Alien köklerine döndüğü “Prometheus” yılın iyi bilimkurgu filmlerinden oldu. İnsanoğlunun varoluşuna dek uzanan destansı senaryo ve tasarımların mükemmelliği büyüleyiciydi. Batman üçlemesinin sonuncusu olan “Kara Şövalye Yükseliyor” irtifa kaybetmeden noktayı koydu. Christopher Nolan bir kez daha karakterlerini harcamadı ve hepsine birbirine yakın süreler verdi. “Hobbit: Beklenmeyen Yolculuk” hayal kırıklığı yaratmadı, “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesi kadar karanlık değildi fakat eğlenceli ve masalsı oldu. Hatırlanacak Türk filmleri arasında “Araf”, “Yeraltı” ve “Tepenin Ardı” başı çektiler. “Araf” bir Yeşim Ustaoğlu inceliklerini içeren bir film oldu. Yalnızlık, kasaba yaşamının sıkışmışlığı, özgürlüğe nefes almak…. “Tepenin Ardı” ise ötekileştirme meselesine yaptığı alegorik yaklaşımla dikkat çekti. Zeki Demirkubuz’un Dostoyevski’nin “Yeraltı Notları”ndan serbest uyarlamasında memur Muharrem’in kendine dönük dünyasını canlandıran Engin Günaydın yılın en iyi performansını gösterdi.

Toplamda 280 filmin gösterime girdiği bir yılda, en büyük hasılata 6,5 milyon seyirciyle “Fetih 1453” ulaştı.


Emin YEĞİNBOY

07.01.2013


 

Bu yazýyý Facebook'ta paylaþabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaþ
0
Yorumlar
Uyarý

Yorum yazabilmek için üye olmalý ve oturum açmalýsýnýz.

Eðer sitemize üye deðilseniz buraya týklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eðer üye iseniz oturum açmak için buraya týklayýn.