2014'ün en iyi filmi
23 Aralýk 2014 16:10 / 1571 kez okundu!
Muhteşem Güzellik
Yönetmen: Paolo Sorrentino
Oyuncular: Toni Servillo, Carlo Verdone, Sabrina Ferilli
“Muhteşem Güzellik” çok katmanlı roman gibi okundukça yeni şeylerin keşfedildiği film olarak hafızalara yerleşti. 40 yıl önce yazdığı “The Human Apparat” adlı tek romanın, İtalyan edebiyatının başyapıtlarının olması, yazar Jep Gamberdella’nın hem şansı hem de laneti olmuş gibidir. O yıllardan sonra artık üretemeyen, elinde viski bardağı salonlarda, teraslarda salınan, insanlarla sinik konuşmalar yapan bir sosyal hayvana dönüşmüştür. “Hayat bir bireyin anlayamayacağı kadar karmaşık, o zaman aldığımız hazdan vazgeçmeyelim” düsturu O’nun yaşam şeklidir. Sırtından çıkarmadığı alay zırhı, onun yazamadığı yeni romanına karşı kutsal bir koruyucudur adeta. Nihilizmi varoluşsal bir problem olmaktan çıkarıp, onu hazsal mekanizmaya çevirmesi, yaşamla olan oyununun omurgasıdır. Kendisinden cafcaflı “ben, ben” diye bahseden kadın yazara “kendini pohpohlaman yetersizliğini örtmeye çalışmaktan başka bir şey değil, hepimiz durumumuzun farkındayız, bu yüzden fani şeylerden bahsedip zavallığımızı unutuyoruz” sözleri onun entel çevresindeki tartışmalarda sapladığı oklardandır. Bunu evrensel bir entelektüel muhabbet olarak ta algılayabiliriz.
26 yaşında Roma’ya gelirken sadece kalburüstü bir insan olmaktan daha fazlasını istemiş ve bunu da romanının getirdiği ünle elde etmiştir. Yıllar onu sürekli toplumun içinde olup gerçekte orada olmayan bir adama; içtenlik, sahtelik, gerçek, kurmaca, ulvi ve dünyevi mefhumlar arasında varolan sınırları şarlatanca bulandıran bir bireye dönüştürmüştür. Kafasında artık yeniden yazmaya başlamak yeni bir roman üretmek dürtüsünden başka bir şey yoktur. Sorun ne yazacağını hala bulamamasıdır. Yaşam onun yazar saflığını elinden almıştır. Duygusuzluğunun ardında yatan hayal kırıklığına uğramak kaygısıdır, herkesi tanımasına rağmen ilişkisizliğinin temel dürtüsüdür. Arada bir gözyaşı dökmesi şaşırtıcıdır ve içinde çırpınan ruha bir işarettir.
Filmde Roma’nın varlığı bir karakter gibi işlenmiştir. Aradığı muhteşem güzelliğin simgesidir. Başta fotoğraf çeken Japon turistin kentin güzelliği karşısında bayılması, Jep’in “Roma’da bir şey olmuyor” sözlerine bir tezat gibidir. Gelenek ve yeni arasında sıkışmış bir kentin insanlarının da kafa karışıklığı burada Jep’in kendi yansıması gibidir. Partilerde tren dansı yapanlar, perfeksiyonist sanat adına duvara toslayanlar, botoks tedavisi için mürit heyecanıyla oturan kırışık insanlar, şifacı rahibenin önünde diz çökenler, yemek tarifinden başka bir şey konuşmayan şeytan çıkarıcı rahip, çığlık çığlğa tuvala boyaları fırlatan küçük kız, zürafayı kaybeden sihirbaz, cenaze töreninde şov yapanlar hep bu kentin güzelliği ve modernist çabaları arasındaki sıkışmalardır.
Fellini “Amarcord”u çektiği yıllarda İtalya’nın toplum yapısı için ve faşist geçmişi için “acımasızca eleştirdiğimiz ve bütün bağlarımızı koparmaya çalıştığımız bu hayat, yaşamış olduğumuz yegane hayat ve başka türlü bir hayat kurmak için de vaktimiz de yok” demişti. Yönetmen Sorrentino geçmişin acılarını ve bugünü yaşanır kılmak adına ironiyi yüceltiyor. Bunu müthiş yazılmış diyaloglar ve özenle seçilmiş görüntülerle sunuyor. Final Jep için içi boş güzelliklerden vazgeçip, kapanıp yeniden yaratma, yazma zamanıdır. Son kertede zürafayı kaybeden sihirbazın söylediği gibi “her şey bir aldatmaca” değil midir?
Emin YEĞİNBOY
22.12.2014
Son Güncelleme Tarihi: 23 Aralýk 2014 22:04



