Vücudumuz bir kale, askerleri güçlendirmek elimizde, sağlıklı beslenmek zırhımız, omega 3 silahımız

11 Haziran 2012 11:49 / 1796 kez okundu!

 


Beslenme, sağlıklı ve üretken olarak yaşamınızı sürdürebilmeniz için gerekli besinlerin yeterli ve dengeli alınmasıdır. Yeterli beslenme, vücudumuzun hayati fonksiyonlarının devamlılığı için gerekli olan vitamin ve minerallerin minimal gereksinimlerin karşılanmasıyken, dengeli beslenme ise organların enerji ve depo kaynakları olan karbonhidratların, protein ve yağların bireyin sağlık durumuna göre planlanarak öğünlere dağıtılmasıdır.

Diyet, sağlıklı beslenme programıdır. Boyunuz, kilonuz, yaşınız, cinsiyetiniz, sizin ve ailenizin geçirmiş olduğunuz hastalık ve rahatsızlıklar ile kullandığınız ilaçlar, mesleğiniz, fiziksel performansınız gibi bir çok kriter esas alınarak hazırlanır. Kimileri yalnızca zayıflamak adına bir araç olarak görse de aslında sağlıklı bir yaşam tarzıdır diyet. Her gece güzel bir uyku çekmenizi, sabahları dinlenmiş ve dinç olarak uyanmanızı sağlayarak verir yeni yaşamınıza ilk pozitif enerjisini.

Yukarıda bahsettiğim kriterlere göre hazırlanmış bir beslenme düzeni, bir yere kadar kendi diyetisyeniniz olabilmeyi sağlamalıdır. Siz ister diyet deyin, ister zayıflama programı, ister kilo koruma programı... Ben düzenli beslenmeyi; siyah - gri bir hayatı yeşil, turuncu, mor, sarı renklerle tanıştıran ve sağlık garantisi veren tabiat muzicesi olarak tanımlıyorum. Ve biz de bu mucizenin devamlılığı için fizyolojimiz nedeniyle vücudumuzda üretilemeyen 8 çeşit elzem yağ asitine ihtiyaç duyarız.

Linolenik asit (omega 3) bu elzem yağ asitlerinden biridir. Anne karnından itibaren ihtiyaç duyduğumuz ve beyin gelişimimizi etkileyen omega 3,

depresyon tedavisinde etkili olduğu gibi,

saldırganlık,

sinirlilik,

konsantrasyon bozukluğu,

uykusuzluk,

halsizlik,

yorgunluk,

erken doğum,

menapoz,

kemik erimesi,

kanser,

romatizmal hastalıklar,

kalp damar hastalıkları,

yükselmiş LDL (kötü huylu kolesterol) ve trigliserit düzeyleri,

damar sertliği gibi durumlarda hastalık seyrini düzelttiği klinik çalışmalarla etkinliği ispatlanmıştır.

Omega 3 ün besinsel kaynakları kısıtlıdır. Somon gibi yağlı balıklardan ton balığı, uskumru, sardalye de yüksek oranda olmakla birlikte, % 60 oranında keten tohumunda, % 35 semizotu, daha az oranlarda ceviz, badem, fındık, kuru fasulye, nohut, kanola yağı, brokoli de bulunur. Önemli olan İÇERDİĞİ MİKTARDAN ÇOK EMİLEBİLİRLİĞİDİR VE HAYVANSAL KAYNAĞIN KULLANILABİLİRLİĞİ DAHA VERİMLİDİR.

Besinsel kaynakları dışında gıda takviyesi olarak,c balık yağı ve krill yağı da yine omega 3 preparatlarıdır. FDA (Food and Drug Administration) tarafından günde 2 gr omega 3 alınması önerilmektedir. Bu preparatlarda dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır: Su canlıları ağır metallere mağruz kalabildiği için hangi okyanusta ne kadar derinlikte yaşayan balıklardan elde edildiğine dikkat edilmelidir.

Krill yağı nedir?

Çoğunuz belki de ilk kez duyuyor olacaksınız bu omega 3 kaynağını. Aslında uzun yıllardan beri Amerika’ da yapılan farklı çalışmalarla terapötik (iyileştirici) etkileriyle netleşip karşımıza çıkmayı beklemiş. Krill, soğuk okyanuslarda yaşayan karides benzeri bir canlıdır. Tıpkı balık yağındaki gibi EPA ve DHA içerir ancak kimyasal formülü balık yağından farklıdır. Balık yağında trigliserit formda bulunan EPA ve DHA , krill yağında fosfolipit yapısındadır ki bu da vücudun kullanabilmesini maksimum düzeye getirir.

İçerdiği astaxantin antioksidanı ile rafta durma süresi uzun olup, oksitlenme ve acılaşma olasığılı daha geç görülür. Krill yağının bu denli etkili bir omega 3 preparatı olmasının en önemli neden fosfolipit yapısı bu astaxantin antioksidanı aslında. Bu sayede balık yağından 48 kat, coenzimden 34 kat, yaban mersininden 8 kat ve kızılcıktan 4 kat daha fazla etkili olup, karaciğerde anormal hücre sayısını azaltıcı, oksitlenme zararından hücreyi koruyucu, lipit peroksidasyonunu engelleyici, dil –ağız içi- kalın bağırsak- idrar torbası ve göğüs kanseri hücre oluşumu engellemeye yardımcı, nörolojik ve dejeneratif hastalıkları kısıtlamaya yardımcıdır. En güzel yanı ise yapılan deneyler ağır metallere eser miktarda rastalanması bence. Yalnızca karides benzeri kabul deniz canlılarına alerjisi olan kişilerin kullanılmaması tavsiye edilir. Şunu unutmayın ki vücudunuza alacağınız her yabancı madde için hekim ve diyetisyen önerileri uyumu içerisinde beslenme düzeninize göre ayarlama yapabilirsiniz.

Tüm gerçekler üç aşamada oluşur. Önce alay edilir. Sonra şiddetle karşı çıkılır. Son olarak da "zaten belli olan bir şey" denir ve kabul edilir. Artur Schopenhauer

Sevgilerimle,


Begüm KURAN

11.06.2012


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
14 Haziran 2012 21:48

begumkuran

Merhaba Guniz Hanım çok teşekkür ediyorum, besin destekleri ve krill yağı benim üzerine düştüğüm, tüm çalışmaları yakından takip ettiğim konulardan biridir. Öyle ki okul bitirme projem olarak seçmiştim, halen devam eden çalışmalarım var. Elbette yeni bilgi ve gelişmelerle omega 3 e sıkça değinirim:) İlginize teşekkürler tekrar, sevgilerimle...

13 Haziran 2012 19:40

guniz

Krillyağı hakkında soru işaretlerim vardı. Ama beni biraz olsun aydınlattınız bu yağın önemini anladım Krill yağı ile ilgili detayları zaman içinde paylaşırsanız sevinirim. yazılarınız da yüzünüz kadar güzel ve net.
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.