İzmir Büyükşehir Belediyesi davası, İzmir'deki STK'ları ilgilendirmiyor mu?

06 Şubat 2012 23:38  

 

İzmir Büyükşehir Belediyesi davası, İzmir'deki STK'ları ilgilendirmiyor mu?

Herkes orada, STK'lar nerede?

İzmir küçük Millet Meclisi'nde “yargıda reform paketi” yerine “Aziz Kocaoğlu ve ekibine karşı açılan dava” konuşuldu. CHP Muğla Milletvekili Nurettin Demir, AK Parti Grup Başkan Vekili Kenan Çakar'ın katıldığı toplantıya, Aziz Kocaoğlu da avukatlarıyla katıldı. 2-3 sivil toplum temsilcisi dışında STK'lar yine konuya ilgisiz kaldı. Toplantı sonunda katılımcılar İkMM'ye düzenledikleri bu toplantılar nedeniyle ve özellikle bu ay seçilen konuyla ilgili olarak teşekkür ettiler.

(Fotoğraflar için tıklayın)

İkMM, 3 Şubat 2012 Cuma günü toplandı. “Yargıdaki Değişiklik Paketi Derde Deva Olacak mı?” ve “İzmir Büyükşehir Belediyesi Operasyonunda Kim Haklı?” konularının konuşulacağı toplantıda bir süre sonra genel arzu üzerine ve aslında her iki konunun birbirini tamamladığı düşünülerek yerel konu yani Aziz Kocaoğlu ve ekibine karşı açılan dava konuşuldu. CHP Muğla Milletvekili Nurettin Demir, AK Parti Grup Başkan Vekili Çakar'ın katıldığı toplantıya, Aziz Kocaoğlu'nu temsilen avukatı Nilay Gökkılınç, İzmir Barosu Başkan yardımcısı ve aynı zamanda İZENERJİ Genel Müdürü Ali Subuktay'ın avukatı olan Ercan Demir katıldı. Ülkemizde ilk kez bir büyükşehir belediye başkanı ve yöneticilerine karşı açılan ama aslında "geneli" yakından ilgilendiren bu davanın konuşulduğu küçük Millet Meclisi'ne hukukçular, siyasi parti temsilcileri ve medya ilgi gösterdi. STK'lardan ise İzmir'de alışılageldiği gibi 2-3 sivil toplum temsilcisi dışında katılım olmadı.

Moderatörlüğünü Pervin Mısırlıoğlu E.'nin gerçekleştirdiği toplantıda yapılan konuşmaların detayları şöyle...

Amaç üzüm yemek değil bağcı dövmek

İzmir küçük Millet Meclisi'ne toplantının asıl muhatabı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun yerine onu temsilen avukatı Nilay Kökkılınç katıldı. Kökkılınç, “Yargıda Reform Paketi'ne ilişkin olarak çek yasasındaki değişiklik doğru bir uygulama olmuş diyerek konuşmasına başladı. Hapis cezasının zaten çağdaş ülkemize yakışmayan bir ceza olduğunu belirten Nilay Kökkılınç, “Ancak başka yaptırımlar da getirilmeli. Alacaklıların alacaklarına sigorta sağlanmalı. Çek, senet tedavülde olacaksa, evlere de hacze gidilemeyecekse, bu alacaklar kağıt parçası haline gelmiş oluyor. Garanti sistemi gelmeli. Evlere hacze gidilmesi insan haklarına aykırı bir durumdu. Çocuğun bilgisayarı alınıyordu, kadının eşyaları alınıyordu. Amaç üzüm yemek değil bağcı dövmek oluyordu. Yargı reform paketinde çete suçlarında büyük eksiklik görüyorum. Özel yetkili mahkemelere getirilen düzenlemede çok büyük eksiklikler var. Özel yetkili mahkemelerin esasında kaldırılması gerekir. Ayrıca tutuklama tedbirlerini de yetersiz buluyorum.” dedi.


Hukukla barışamamış bir toplumuz

Toplantıya izleyici olarak katılan Avukat Y.Murat Alpaslan hukukla barışamamış bir toplum olduğumuzu söyleyerek şöyle devam etti:

“Henüz yakınlarda kızını satan bir baba var, Hrant'ın davasında kararı içine sindiremeyen hakim ve savcıların boğuşması var, Yorum konserinde bilet sattığı için mahkum olan insanlara mahkeme başkanı, “Benim de içime sinmedi ama böyle, n'apayım” denilebilen bir hukuk oyunu bu. Yani hukuku bir türlü içselleştiremiyoruz. Bugün 12 Eylül darbesi ve darbe tehditleri konuşuluyor ama bunu var eden yasalar konuşulmuyor. Toplantı gösteri yasası tartışılmıyor, basın yasası tartışılmıyor, siyasi partiler yasası, seçim yasasının hiçbiri tartışılmıyor, ondan sonra oturup çek yasası böyle mi, şu yasa böyle mi diye tartışıyoruz. Yani dolayısıyla derinden ve kaynaktan uzaklaşarak tartışıyoruz. Mesela hiçbir siyasi parti, siyasi partiler veya seçim yasasını tartışmıyor. Kimse toplantı gösteri yasasından içeri alınan üniversite öğrencilerini tartışmıyor ama maçlardan sonra taraftarların bıçak ve satırlarla yürümesi normal karşılanıyor. Bütün bunlar varken oturup 5-6 yasayı değiştirmek hiç anlamlı değil.”

Alpaslan'ın konuşmasından sonra ortak istek üzerine yerel konuya geçildi. Bu konuda ilk olarak Kenan Çakar söz aldı.


Yargı, kararını alana kadar herkes suçsuzdur

AK Parti Grup Başkan Vekili Kenan Çakar, dava sürecinde iddianamenin içeriğine girmenin, yargının alacağı kararı etkileyebileceğini, bunu da hukuken doğru bulmadığını belirterek şunları söyledi:

“Operasyon, büyükşehir belediyesinde çalışan bir işçinin işten çıkarılması sonucunda, kendisinden istenen bazı şeyleri yapmadığını, bir takım belediye imkanlarının seçimler sırasında bir parti menfaati doğrultusunda kullanılması hususundaki belgeleri imzalamadığını iddia etmesiyle ve bunu savcılığa ihbar etmesiyle, daha sonra herkese açık yapılan bir ihaleye girmek isteyen bir takım müteşebbislerin bu ihalelere alınmamak adına kendilerine bir takım engeller konduğu noktasındaki şikayetiyle başladı. Bunları ince ince anlatmamın sebebi şu, kamuoyunda bu operasyonun iktidar partisi baskısıyla yapıldığı söyleniyor. Bunun gerçeklerle alakası yoktur. Ben uzun yıllar yerel yöneticilik yaptım. Birçok kez karakola ifadeye gittim. Bir kişinin karakola gitmesi, savcıya gitmesi, içeri alınması çıkması, onun suçlu olduğunun kanıtı değildir. Herkes savcıya veya karakola gidebilir. Bu bir süreçtir. Yargı, kararını alana kadar herkes suçsuzdur. İddianamenin içeriğine hiç girmiyorum, çünkü bu süreçte yargının alacağı kararı etkilemenin hukuken doğru olduğunu düşünmüyorum.”


Bu iddianame hukuksal olarak boş, hatalı olarak kurgulanmış ama kıymetli bir senaryo

İzmir Barosu Başkan yardımcısı ve aynı zamanda İZENERJİ Genel Müdürü Ali Subuktay'ın avukatı olan Ercan Demir yaptığı konuşmada sürecin 2 Mayıs'ta başladığını söyleyerek şöyle devam etti.

“Arkadaşlarımızın evleri sabah 5 saatlerinde basıldı. Belediyede pek çok evraka el konuldu. Özel yetkili savcılar bu işe bakıyor ama onlara özel görevli savcılar demek daha doğru olur. Bu toplantıya da tarafsız olmak adına böyle bir başlık konulmuş ama kim haklı diye sormaya bile gerek yok. Haklı olan taraf biziz. Haksız olanlar İzmir Büyükşehir Belediyesini suç örgütü gibi lanse ettirenlerdir. Tartışmanın ilk sorusu şu, özel görevli savcılık tarafından soruşturmanın yapılması ne kadar doğru? İlk defa bir iddianamede savcı, neden kendisinin görevli olduğunu belirten bir başlık açtı. İddianameye hukuki açıdan bakarsanız çok boş, ama bir senarist olarak bakarsanız çok kıymetli. Şevval Sam konserini neden ihaleyle yapmadınız diye sorular soruldu. Yapılabiliyorsa buyursunlar birlikte yapalım. Burada söylenecek şudur; İzmir belediyesine ve İzmir halkına çok büyük saygısızlık yapılmıştır.”


Davalara böyle bakılırsa tutukluluk süreleri kısalmaz

Bu kez yerel konuyla ilgili olarak söz alan Nilay Kökkılınç, İzmir Büyükşehir Belediyesinde yapılan bu soruşturmanın, Türkiye'nin hemen hemen pek çok belediyesinde de yapılabileceğini ancak Türkiye'nin diğer yerlerinde yapılan bu soruşturmaların İzmir'deki gibi özel yetkili mahkemeler tarafından yürütülmediğini kaydetti. Yargı reformu paketinde tutukluluk süreleri azaltılıyor ama eğer siz davalara büyükşehir davası gibi bakarsanız tutukluluk süresi azalmaz” diyen Kökkılınç konuşmasına şöyle devam etti:

“Öncelikle eğer devlet memuruysanız İçişleri Bakanlığından soruşturma için izin alınmalıdır. Soruşturma izni çıkarsa Danıştay'a başvurup süreci tartışabiliyorsunuz, Danıştay duruma göre izin vermeyebilir ancak verirse soruşturma başlatılır. Ama burada özel yetkili savcılık olduğu için memurlar haklarını uygulayamıyorlar. İddianamede 30 ayrı başlık var, o halde 30 ayrı dava olsun. İçerde olanların çoğu hayatında ilk kez içerde ve birçoğunun sabıkası yok. Ama kaçma teşebbüsünden dolayı hepsi içerde.”


Ön plana çıkmayı sevmeyen bir insanın ismi çete, yolsuzluk kelimeleriyle sürekli medyada

Tutuklu yakını olarak toplantıya katılan İZENERJİ Genel Müdürü Ali Sabuktay'ın kızkardeşi Ayşegül Sabuktay da söz alarak şunları söyledi.

“Merhaba, ben tutuklu Ali Sabuktay'ın kardeşiyim. Elimde bir kayıt cihazı ile dolaşıyorum. Avukatım Ercan beyin dediklerini kayıt ediyorum. Normalde benim ağabeyim insanlar arasında ön plana çıkmayı sevmeyen bir insandır. Yaptığı işlerde de geri planda durmak ister. Böyle bir insanın ismi sürekli gazetelerde ve yanında çete, yolsuzluk gibi kelimeler var. Ali Sabuktay'ı çok az tanıyan bir insan bile, böyle suçlamalarla onun yan yana gelemeyeceğini bilir. Arkadaşları bu durumdan dolayı bir internet sitesi kurdular. www.izmirgozaltinda.net olarak girebilirsiniz. Basının yanlı haberlerine karşılık o sitede haber yayınlamak için bu kayıt cihazı ile dolaşıyorum. Tutuklu aileleri olarak da her cumartesi günü basın açıklaması yapmak durumunda kaldık. Amacım ünlü olmak değil, mağduriyetimizi dile getirmek istiyoruz sadece. Cumartesi günleri saat 14.00'te Büyükşehir Belediyesi önünde basın açıklaması yapıyoruz ve herkesi bekliyoruz.”


Bu ülkede reform deniliyorsa ben duraksıyorum

Eşitlik ve Demokrasi Partisi İzmir İl Başkanı Arif Ali Cangı “Konu mağduriyetler yaratan bir konu olunca, konuşmak zorlaşır” diyerek sözlerine başladı. Olayı siyasi boyutuyla ele almak gerektiğini kaydeden Cangı şöyle devam etti:

“Soruşturma başladığından beri konuşulan şu: İzmir Büyükşehir Belediyesi CHP'li olduğu için, siyasi iktidar AKP'nin baskısıyla böyle bir soruşturmanın başladığı söyleniyor. Siyasetin AKP ve CHP arasında sıkışmışlığı durumunu yaşıyoruz. Ben iddianamedeki olayları siyaseten tartışmak istiyorum aslında. Otopark ihalesini tartışmak istiyorum. Otopark ihalesi kamu yararına mı değil mi tartışmak istiyorum. Acaba bir kadrolaşmanın başlangıcı mı diye tartışmak istiyorum. Grand plazanın sandviçlerinin CHP'ye seçim malzemesi olmasını tartışmak istiyorum. Ama tartışamıyorum çünkü olaylar yargıya intikal etmiş vaziyette. Yargının konusu halini almış durumda. Eğer siyasi bir konuyu yargıya intikal ettirirseniz, siyaseti kısırlaştırırsınız. Bu süreçten biz de dahil tüm İzmir mağdur. Çünkü bunları tartışamazsak bu kentte sorunları çözemeyiz. Bu ülkede bir şey yapılacaksa ve buna reform deniliyorsa ben duraksıyorum. Çünkü o reform, reform olmuyor. Bu yargı reformu diye tanımlanan, bazı kanunları diğer kanunlardaki gibi aslında içeriğini en ince ayrıntısına kadar okuyup yorum yapan eski kanunla karşılaştırılan eski hukukçuların dışında kimsenin anlayamayacağı kanunlar çıkmaya başladı. Oysa millete uygulanacak kanunların hep birlikte tartışılması gerekiyor. O kamuoyunun tartışmasının meclise yansıması gerekiyor. Bu reform değil, bazı sıkışılan durumlarda tedbir almak amacıyla yapılmıştır o da tam değildir. TMK'da ciddi değişiklik var ama TMK kaldığı sürece neresini düzeltirseniz düzeltin, olağanüstü bir yargılamadır. TMK toptan kaldırılmadığı sürece kimse karşımıza reform diye çıkmasın.”


Bu reform başlangıç olsun

AK Parti Karabağlar Belediye Meclis Üyesi Ü. Gülsüm Satoğlu da toplantıya katılanlar arasındaydı. Yargıda reform paketi ile ilgili olarak söz alan Satoğlu şunları söyledi:

“Ticaretle uğraşan biri olarak 5 ya da 6 kez mağdur oldum ve savcılığa başvurdum. Birinde kendimden ziyade sahte çeki mahkemelerimiz bilsin ve takip etsin diye iyi niyetle götürdüm. Savcı ifadem alınacak diye çağırdı, koştur koştur gittim, sandalyeye oturur gibi yaptım, “Ben sana otur mu dedim?” dedi. Muhatap olduğumda 36-37 yaşımdaydım. Hukuktaki bu oligarşi, her şeyi ben istediğim gibi yaparım durumu çok kötü. Bir kimlik tespiti 1.5 ay sürebiliyor. Hukuktaki bu adaletsizlik yıllardan beri var. Ben üniversitedeyken arkadaşımı aldılar, 3.5 ay sonra getirdiler, kız konuşamıyordu. Bu kaç yıllık sorun, elbette bir reformla çözülemez ama gelin hep birlikte bir şeyler yapalım, bu reform başlangıç olsun.”


Samimi olmak için yargının/hukukun siyasallaşmaması gerekiyor

Ü. Gülsüm Satoğlu'nun ardından tekrar söz alan avukat Y.Murat Alpaslan şöyle konuştu:

“Ben herhangi bir partiye mensup değilim, bağımsızım. Söylediğiniz şeyler kabul, hızlı adalet gerçek adalet anlamında ama şunu gözden kaçırmayınız. Buradaki temel sıkıntı şu, eğer hızlandırmayı biz, hakimlerin, yargıçların görevlerini gereği gibi yapacak sistemi, adaletli sistem yapmak için değil de, ulemaya sormak için gibi bir şey olursa, bir kez bir korkulur, durulur. Karabağlar'da dayak yiyen, işkence gören kadının iddianamesindeki istenilen ceza miktarıyla, halen görevde olan polislere daha az ceza istenmesi –ki basın üstüne gitmeseydi belki o da olmayacaktı. Delil kaçıran polisi henüz dün terfi ettirip ta yukarılara taşırsanız, hatta bir ülkenin üst yargı mekanizmasıyla oynarsanız, bunlar çok tehlikeli şeylerdir. Bunlardan sonra da bu tür siyasi akımın hiçbir ortaklaşması samimi bulunmaz. Samimi olmak için yargının/hukukun siyasallaşmaması gerekiyor. Bakın ne güzel örnek verdiniz kız arkadaşınız örneğini, şimdi alıyorlar yıllardır insanlar gelmiyor, geldiklerinde de tanıyamıyorsunuz. Zamanında siz şiir okudunuz diye mağdur oldunuz ama bugün Diyarbakır'da, Siirt'te insanları soruşturma yapmadan içeri tıkıyorsunuz. Onlara neden ifade özgürlüğü sunmuyorsunuz? Çünkü iktidarı ele geçirdiniz, doğası gereği de onu en hırçın şekilde kullanıyorsunuz.”


Hukuk da, adalet de hepimize lazım

AK Parti Grup Başkan Vekili Y. Kenan Çakar konuşmasının son bölümünde “Her zeminde bizler birlikte hareket edebilirsek sonuç alırız” diyerek şunları ekledi: “Ama bana dokunduğunda öbür arkadaşımın sesi çıkmıyorsa, ona dokunduğunda benim sesim çıkmıyorsa bir yere varma şansımız yok demektir. Hukuk da hepimize lazım, adalet de hepimize lazım. Yani birileri soruşturuluyorken adalete ihtiyaç duyuyorsa, soruşturulmayan insanların da bir gün adalete ihtiyaç duyacaklarını unutmaması gerekir.”


Aziz Kocaoğlu dışarıdaysa içerde olanların da dışarıda olması gerekiyor

Mülkiyeliler Birliğinden Mete Hüsünbeyi, Büyükşehir Belediyesi operasyonunda tutuklanan bazı insanları tanıdığını söyledi. Ali Sabuktay'ı çevre hareketleri sürecinden bildiğini ve gerçekten değer verdiği bir insan olduğunu kaydeden Hüsünbeyi, keza eski Kültür Müdürü şair Halim Yazıcı'nın da sürecini biliyorum ve bu insanlar benim de kefil olabileceğim kişilerdir dedi ve şöyle devam etti:

"Bu dava beni vicdan olarak da yaralıyor. Önceki konuşmacıların değindiği yüzlerce yıl hapis istemlerinin anlamsızlığının yanında Aziz Kocaoğlu davanın bir numaralı sanığı durumunda ve dışarıda iken, içerde olan bir çok kişinin de dışarıda olması gerekiyor. Bir de taşeron işçi konusuna değinmek istiyorum... Büyükşehir Belediyesi doğru bir şekilde taşeron işçilerini kadrolu yapma yoluna giderken yine CHP'li Karşıyaka Belediyesi sendikalı 300 kadar işçiyi işten çıkarmış, yerine yine sendikalı olmayan taşeron işçiler almıştır. Özel yetkili mahkemeler kaldırılmalı, zira mantığı DGM mantığıdır. Ki hakimler aynı anlayışı sonra da sürdürmüşlerdir. Örneğin hocamız Baskın Oran'a hakaret edilmiş, yerel mahkeme tazminat cezası öngörmüş, ama Yargıtay 4. Dairesi Baskın Oran'ın Agos'ta yazdığını gerekçe göstererek hakareti meşru kabul etmiştir. Ayrıca Hrant Dink'in, katli öncesi ve sonrasında idari ihlaller olmuştur. Bunda Ak Parti hükümetinin sorumluluğu vardır, sorumlu idari görevliler terfi ettirilmiş, en son olarak Ramazan Akyürek Teftiş Kurumu başkanlığına getirilmiştir. Hırant'ın ölümünden, onu ölüme götüren 301. maddeyi hararetle savunmasından dolayı CHP de bu ölümden sorumludur. Dilerim yeni CHP 301. maddeyi artık savunmuyordur. Bu konuda sayın Milletvekilimiz bizi bilgilendirirse memnun oluruz."


Kamuda çalışırken ihale lafını duyunca korkardım

En son konuşmacı olan CHP Muğla Milletvekili Nurettin Demir, genel olarak belediyelere yapılan teftişler üzerinde durarak, İzmir belediyesini bu kadar baskı altında tutarsanız, yargıyı bu kadar manipüle ederseniz, bu kadar insanları içerde tutarsanız, ülkeye hizmet nasıl verilecek diye sordu. Demir konuşmasında şunları söyledi:

“Muğla milletvekili olmama rağmen İzmir'de uzun yıllar çalıştım. Türkiye'de hukukun üstünlüğü gerçekten yok. Bağımsız bir yargı yok, bunu herkes görebiliyor. Türkiye'de 2900 civarında belediye var. Bu belediyelerin 500 kadarı CHP elinde olan belediyeler. 2400 kadarı da diğer partilere ve çoğunluğu iktidar partisine ait belediyeler. Aynı yasalarla yönetiliyoruz, aynı toprakta yaşayan insanlar tarafından yönetiliyoruz. Marmaris Belediyesine 600 küsur, İzmir belediyesine bilmem kaç, Eskişehir belediyesine hatırlamıyorum ama bir o kadar müfettiş gönderilmiş. İstanbul belediyesine ise hiç müfettiş gitmemiş. Siz Marmaris belediyesine 673 kez müfettiş gönderirseniz, İzmir belediyesini bu kadar baskı altında tutarsanız, yargıyı bu kadar manipüle ederseniz, bu kadar insanları içerde tutarsanız, ülkeye hizmet nasıl verilecek? Ben birçok şehirde, kadın doğum hastanelerinde görev yaptım. Bu görevler süresince ihale lafını duyunca korkardım. Kamu için hizmet yapmak istiyorsunuz, bir ihaleye gireceksiniz, bu hastanız için ihale yapılacak, inanın biz uyuyamazdık. Böyle bir hizmet anlayışı olur mu? İhale için elbette ön görüşme yapılır, ihale şartları konuşulur. Her konuyu kısa sürede tartışıp kanunlaştırmak istiyorlar. Çünkü % 50'ye güvenip, % 50'yi hiçe sayıyorlar. Böyle bir ileri demokrasi olamaz. Ben ne diye gidiyorum o zaman meclise? 12 Eylül yasaları olduğu gibi duruyor bunları neden değiştiremiyorlar? Seçim yasası, % 10 barajı hala duruyor.”

Özellikle tek gündem konuşulunca toplantıya da ara verilmedi. Toplantı sonunda ise her zaman olduğu gibi aile fotoğrafı çekilip, çay kahve sohbetinin ardından bir sonraki ayın ilk cuma günü (2 Mart) görüşmek üzere küçük Millet Meclisi dağıldı.

İzmirizmir.Net

06.02.2012


Son Güncelleme Tarihi: 07 Şubat 2012 12:37

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0