Soykırımla ilgili zehir zemberek açıklamalar

17 Nisan 2015 14:00 / 1442 kez okundu!

 

 

24 Nisan 2015 soykırımı’na ve 7 Haziran 2015 genel seçimlerine ramak kala iktidarı elinde tutan AKP ve tek adam, zehir zemberek açıklamalarıyla, bir gün Ermeni halkını, bir diğer gün ise Kürt halkını vurmaya devam ediyor.. Bazen de bir taşta iki kuş misali. Tek adamın konuşmasıyla, ekonomide doların önlenemeyen yükselişi nedeniyle ne ekonomide ne siyasette ne de devlet yönetiminde hiç istikrar kalmadı. Her şeyi Başkanlık sistemine endeksleyen, barış sürecini rafa kaldıran, ırkçı söylemlerle soykırımı tanıyan ülkelere, ateş püsküren bir cumhurbaşkanı var bu ülkede...

Geçen hafta basın ve medyadan hemen hepimizin tanık olduğu Ağrı/ Tendürek provakasyonu sonucu, ölümler ve yaralanmalarla kaosa dönen ülke, bu hafta ABD eyaletlerinin, Avrupa parlamentosu üyelerinin ve AP’nın soykırımı tanıması ve kınanması konusunda çıkan kararlar sonucu, tek adam nereye saldıracağını bilemez halde zehir zemberek açıklamalar yapmaktadır.

Yok diaspora Ermenileri, Türkiye aleyhine çalışıyormuş, yok soykırım olmamış, Vatikan ve Papa'nın soykırımı tanıması ve soykırımın yüzüncü yılında kurbanlar adına ayin düzenlenmesi sonucu (yaklaşık 1.5 milyar Hıristiyanların lideri olan bir Papaya) Papayı kınaması, Avrupa Parlamentosu'nda gerçekleşecek oylama için sorulan bir soruya bile Cumhurbaşkanı, "Avrupa Parlamentosu ne karar alır bilmem. Bir kulağımızdan girer öbüründen çıkar, Türkiye'nin böyle bir suçu kabul etmesi mümkün değil" sözleri, TBMM, AP kararına karşı; karşı bildirim hazırlığı içerisine girecek kadar ileri gitmesi, bu ülkede yaşayan bırakınız Ermenileri, Süryanileri, Rumları, vicdan sahibi olan hiç kimseyi şaşırtmadı. Şaşırtmadı... Çünkü biz bu filmi 1890'lardan bu yana (özellikle 1915'de) çok gördük... Kısacası senaryo hep aynı sadece figüranlar farklı. Şöyle kısaca bir tarihe yolculuk edelim hep birlikte. Geçmişin eli kanlı liderlerinin Ermeniler için ne dediklerine, bu gün tek adamın ne dediğine bakalım.

Osmanlı döneminde, İstanbul Alman Büyükelçisi, Prince Von Radolin, Abdülhamid Paşa ile bir sohbetinde benzer bir tepkiye tanık olmuştur. ''Ermenilerin baskılarına boyun eğmeyeceğini ve reformları yerine getirmeyeceğini yemin ederek ''ısrarlı bir şekilde tekrarlamıştır. 'otonomi' kelimesini de ekleyerek, bunu gerçekleştirmektense ''ölmeyi'' tercih ederim demiştir. [341]

Abdülhamit'in bu tepkisini günümüz tek adam için şöyle okuyoruz. 24 Nisan soykırımını; canımız, pahasına kabul etmeyeceğiz. İnsanın kanını donduran, seviyeden uzak bu açıklamalar özünde soykırım zihniyetinin kalpten, dile vurumudur. 

1915 soykırımının mimarları olan Jön Türklere gelince, ''Ermenilerin Avrupalılar nezdindeki girişimleri en nihayet meyvesini vermiş ve ittihat ve Terakki yetkilileri 8 Şubat 1914'de Ermeni reform antlaşmasını imzalamaya mecbur olmuştu. İTF'nin 1914 Reform Antlaşması'na gösterdiği öfkeli tepki bu çalışmada yeteri kadar ele alındı. Bu tepki Talat'ın şu reddiyesinde özetlenmişti:

''Ermeniler, reformların gerçekleşmesinin bize bağlı olduğunu anlamıyorlar mı? (1914 reformu ile atanan yabancı) müfettişlerin hazırladığı önerilere cevap vermeyeceğiz... Derslerini yeteri kadar almadıkları anlaşılıyor. Karşı çıkacağımız her çabaları başarısızlıkla sonuçlanacaktır. Ermeniler beklesin görsünler, fırsat bizim lehimize dönecektir. Türkiye Türklere aittir.'' [336]

Talat'da tıpkı Osmanlı padişahı Abdülhamit gibi Ermenilere aba altından yaba gösterileceğini beyan ediyor, ülkeyi Türkleştirmek ve İslamlaştırmak için elinden geleni yapıyordu.Burada dersten kasıt, 1894-1896 Hamidiye katliamları (200 bin kişi katliama uğradı) ve 1909 Adana/ Kilikya katliamlarını (30 bin kişinin katliamı) işaret ediyor olmalı.

Triumviranın diğer üyesi Cemal Paşa, Ermenileri talep ettikleri reformların gerçekleşmesi konusunda Avrupalı üyeler eğer baskıyı artırırsa, Ermenilere yönelik katliamların başlayabileceği konusunda açıkça tehdit ediyordu.'' Eğer Avrupa kontrolünde ısrarlı olursanız, biz bunu kabul etmekle yükümlü oluruz fakat sonuçta bu altı vilayetin Müslüman ahalisi silahlarına sarılır ve dört yüz bin Ermeni'den üç yüz bini katledilir. Ve muhtemeldir ki Ruslar bu durumdan faydalanarak bu vilayetleri işgal ederler.''[337] 

Cemal paşa ise Avrupa'dan baskı gelirse bunun faturasını yine Ermenilere çıkartacağını ve üç yüz bin Ermeniyi daha katledeceğini açıkca deklere ediyordu. Bu günün Cumhur başkanı ise Kazakistan ziyareti öncesi ülkede yüz bin Ermeni var, "Ermeni vatandaşlarımıza farklı bir muamelemiz yok. İstesek deport ederiz ama etmiyoruz" söylemiyle, 1.5 milyon+ 100 bin mi demek isteniyor? Bu gün Ermenilerin büyük çoğunluğu İstanbul’da yaşıyor. Altı vilayette kripto Ermeniler hariç, orjin Ermeni yok denecek kadar az sayıda olduğu için, İstanbul’da yuvalanan Işid terör örgütünü mü devreye sokacaklar son kalanları da imha etmek için?.. 

Triumviranın üçüncü üyesi Enver' de, öfkesini yakın dostu Alman Askeri Deniz Ataşesi Hans Humann'a bir sohbet sırasında benzeri tarzda aktarıyordu. Enver, Avrupalı güçlerin Ermeni lehine müdahale etmelerinin her türlü imkân ve olasılığını kökünden halledeceğine yemin ediyordu.[339]

Kökünden halletmek, imha etmek demektir. Belge isteyenlere Enver’in bu sözleri yeter.

Ermeni soykırımının, yüzüncü yılında özellikle son bir yıl içersinde ABD'nin 50 eyaletinin yaklaşık 44  eyaletinde ve AP'da tanınması üzerine, ülkeyi yöneten Kemalistler ve siyasal İslamcıların ırkçılık ve nefret saçan söylemleriyle ağızlarından adeta kan damlıyor. Madem soykırım yapmadınız niye bu korku, bu telaş, bu öfkeniz niye? Suçlusunuz, siz de biliyorsunuz aslında. Makam, mevki, el konulan emval-ı metruküler, tazminat v.b.gibi hukuki olarak yargılanmaktan korkuyorsunuz. Korkuyorsunuz çünkü suçlusunuz. Ancak suçlular korkar. Bu yüzden midir? Yüz yıldır Ermenilere- Süryanilere, Rumlara, Ezidilere, Kürtlere ve Kızılbaşlara karşı bitmez, tükenmez öfkeniz niye? Bu gün medyada çıkan bir haberdeki nefrete ve öfkeye bakınız. Avustralya'nın Sidney şehrindeki Süryani soykırım (Seyfo) anıtına saldırı yapılmış. Soykırım kurbanları adına yapılan bir anıt taşa bile tahammül edemeyenler, sizler bir taştan bile bu kadar korkuyorsanız, sizin günahlarınız en az yüz yıllıktır. Bu ülkenin en kadim halkı olan Süryanilerin, bu gün itibarıyla nüfusu Türkiye geneli 18 bindir. Bu, bu ülkeyi yöneten pan-islamist politika yapanların ayıbıdır. 

Meclisde grubu bulunan CHP- MHP- AKP'nin ve meclis dışında Vatan Partisi liderinin ve bazı sözde sol – sosyalist= Kemalist yapıların – siyasal İslami basının, iş soykırımın tanınması konusu olunca nasılda hepsi aynı dilden konuşuyor...Yok aslında birbirlerinden bir farkları…Hepsi Osmanlı bankası, hepsi kan üzerine politika yapıyor. Bütün bu inkâr etmeler, tehdit ve kınama gibi açıklamalar bizi asla aydınlığa götürmeyecek. 

Bir daha başka acılar yaşanmaması için yukarıda adı geçen partilere, faşizme ve ırkçılığa inat; insan hakları kuruluşları, sivil toplum örgütleri, Sosyalist partiler ve HDP gibi oluşumlar soykırımın kabul edilmesi ve geçmişimizle yüzleşmek için mücadele etmektedir. Bugün gelinen noktada, soykırımla ilgili Kürt özgürlük hareketinin ve HDP'nin önünü açtığı ''Soykırımdan özür dilensin'' düşüncesi sayesinde, soykırım yaşayan halklar artık yalnız değildir. 

TC, Dipsiz bir kuyuda, zifir karanlık günlerini yaşıyor. Herkes gerçek tarihi bir daha okumalı. Bu ülkede bundan 3- 6 bin yıl önce kimler yaşıyormuş iyice öğrenmeli. Gerçek tarihe ulaştıklarında görecekler ki bu ülkenin en eski sahipleri, soykırım yaşayan halklardır. Ve kadim halkların ana yurdudur bu ülke... Onlar misafir değildir bu topraklarda. Bir zamanlar 944 yıl ( Biz Türkler 26 Ağustos 1071'de Orta Asya'dan o zaman Batı Ermenistan denilen Muş ovasına gelmişiz) evvel Küçük Asya diye tabir edilen Smyrina (İzmir)'dan Kars'a, Hıristiyanlığın ilk merkezi olan Antakya'dan, Pontus Rum (Karadeniz)'a kadar olan bölge tamamen Hıristiyan coğrafyasıydı...Bu gün kadim Hıristiyan halklar, yaşatılan soykırım ve baskılar yüzünden ne yazık ki nüfusları sıfırın altındadır. 1915'de katledildiği sayı kadar bile olmayışları, bu ülkede Hıristiyan halklara bakış açımızın göstergesidir aynı zamanda. 

Oysa ki soykırımı tanımak, geçmişin günahlarından arınmak için af dilemek, yaklaşık 1.5 milyonun insanın yok edilmesinden ötürü bu suçun cezasını, tazmin ve telafi etmek bizi yüceltir, saygınlaştırır. 

Ortada suçu kanıtlayan çok sayıda hukuki belgenin var olduğu ama suçun hak ettiği cezalandırmanın bulunmadığı; politik ve ekonomik çıkarlar yüzünden inkar politikaların sürekli devreye girdiği, Resmi ideolojinin akademisyenleri tarafından akademik çalışmaların tek doğru gibi dayatılması ve de faillerin tarafı (İTC zihniyetiyle) ile kurban toplulukların, yani iki farklı tarafın kamplaştığı zor bir süreç yaşıyoruz. Bu süreç er ya da geç ülkemizde soykırımın tanınmasına evrilecek...

Bu topraklarda geçmişte çok büyük acılar yaşanmıştır... Bir daha böylesi acılar  yaşanmasın diyorsak vicdan sahibi herkes, 1915 soykırımının tanınması için elinden geleni yapmalı. Ateş, ancak düştüğü yerden söner. Soykırım kurbanlarını bu ülke,  bir gün gelecek ateşin düştüğü yerden, ışığın çocuklarını kucaklayacak.

 

Kaynakçalar:

[336]- ‘‘Kegham Der Garabetianee Vugayutiunu'', Garo Sassouni, Badmoutiun Daronee Achkaree, Beirut;Sevan 1956), s.838-39

[337]- Armen Garo Osmanlı Parlamentosunda mebus olup Bank Ottoman, Memoirs of Armen Garo, H.T. Partizian (Çevirmen) Detroit, ARF Publication,1990, s.184

[339]- A.A.Botschaft Konstantinopel 170, dosya 52, 6 Ağustos 1915.

[341]- Die grosse Politik der Europaischen Kabinette 1871-1914, c.9 16 Kasım 1884 tarihli rapor, s.202-03

 

Zeynep TOZDUMAN

17.04.2015

 

Son Güncelleme Tarihi: 20 Nisan 2015 18:41

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.