Dırdırcı Kız Konuşuyor

07 Mayıs 2009 02:47 / 1896 kez okundu!

 


Erken kalkmanın dışında, şu geçici lise hayatım boyunca özlemeyeceğim şeylerden biri de sınavlardır. Uçlu kalemlerimin uçları tam da o zaman biter çünkü. Sınav başlamadan bir dakika önce.
Ben de çekine çekine Ahmet'in yanına giderim.
Ahmet'te 0.7 uç ne arasın...

Tabii benim Ahmet'le konuştuğumu görenler, hemen ellerini yanındakilerin kulağına dayayıp, fısır fısır konuşmaya başlarlar.
İğrenç matematik sınavları.
Sınav kitapçığının üstünü hiç mi okuyan yok?

Sınav sırasında konuşmak yasaktır.

Önünüzdeki hafta çalışmanız gereken yaklaşık üç tane sınavınız olduğunda, hafta sonu yapabileceğiniz en iyi şeyin evde kalıp ders çalışmanız olduğunu söyleyeceklerdir.
En azından bu benim annemin fikri.

Henüz on sekiz yaşında olmamam, kendi fikirlerimin olmadığını göstermez ama- öyle değil mi?

O üç sınavdan biri, bir matematik sınavıysa üstelik, evde bir saniye bile durmak, hayatınız boyunca yaptığınız en büyük hata olabilir bazen.
Hele bir de ''ileride'' lise anılarınızı torunlarınıza falan anlatma meraklısı biriyseniz.

Tabii matematik sınavından 1 falan almayı bir başka hata olarak görüyorsanız, o başka.

Hem, ne yani? Hafta sonu hoşlandığınız çocuğun peşinden neredeyse yedi kez Alsancak'ta tur attığınızı, Starbucks'tan üç kezden fazla kovulduğunuzu, yılışık eski dershane arkadaşlarınıza rastladığınızı ve Burger King yüzünden yazın bikininizin içine sığamadığınızı anlatmak yerine, torununuzla bir asır önce kafasını deney tüpleriyle bozmuş birinin sayıları ne hale getirdiğini mi tartışacaksınız?

Herkesin torunu da Einstein olamaz ki canım.

İşte ben, yine yakıcı güneşin tepemize dikildiği, sıradan bir cumartesi gününü seçtim ve bu yüzden Facebook'umda üç tane daha fazla fotoğrafım oldu.

Yorumlar şöyle:

''Aman Tanrım! Bu seninkinin peşinden koşarken!
''Saçlarım iğrenç çıkmış- silin bunuuuu!
''Ha ha ha! Starbucks!

Ve de kot pantolon altına Converse giyip, aşırı makyaj yapan ünlülere özenmek (bir de Justin Timberlake'e tapmak) dışında pek de bir şey yapmayan bu i-pod çağındaki kızlar, genelde fotoğrafların altına böyle yorumlar yazarlar.

Çünkü onlar her yerde konuşurlar, susturmak imkansızdır.
Telefonda, yolda, sokakta, okulda, sınıfta, derste, sınavda- hatta Facebook'ta.

Dedikodu yaparlar.

Erkekler mi?
Onlar müdür yardımcısı sonunda onlara tıraş olmaları gerektiğini söylediğinden beri her gün aynada sakallarını incelemekle meşguldür.
Onlar neyin dedikodusunu yapsınlar?

Kaç şişe bira içtiklerinin mi?
Ay pardon.
Yaş sınırı.

Kaç şişe bira içemediklerinin dedikodusu olsa gerek.

Onların fotoğrafları bir gömlek, bir güneş gözlüğü ve bir de ehliyet alır almaz kullanacakları arabalardan oluşur.
Yorumlar şöyledir:
''Yakışır Ahmet'ime.''
''Sağ ol kanka
''Eyvallah.

Bir de insanlar neden dedikodu yapar derler.

Tanrım! İnsanların fotoğraflarının altına yaptıkları yorumlardan bile ne kadar çok malzeme çıktığını görmüyor musunuz?
Bu durumda matematik sınavına falan çalışılmaz ki!

Pazartesi günkü törene daldığınızda ve bir beyaz gömlek yığınının arasından Ahmet'i gördüğünüzde (yanılmıyorsam sabah törenlerine pek de yetiştiği olmuyordu ama ben yetiştiğini varsayıyorum) gülümsemiyorsa eğer, ya hala daha uyuyordur, ya da yorumları okumamıştır.
Tabii benim tanıdığım Ahmet gülümser.
Bu da arkamızda oturan hazırlık sınıflarına hakkında konuşulacak başka bir malzeme verir.

Kızların yorumlarına bakarsak, benim hoşlandığım tipin kim olduğunu merak eden olmayacak mı?
Ya da Starbucks'tan neden kovulduğumuzu?
Ya da, ne bileyim, Buse'nin yanındaki hoş çocuğun kim olduğunu?

İnsanlar bunu konuşuyor olacaktır.
Ama bu öyle büyüyünce, dün akşamki haberleri tartıştığımız gibi, ya da kızımızın düğününü planladığımız gibi ya da iş yerinde patronu çekiştirdiğimiz gibi olan bir konuşmaya benzemez.

Bu, okullu olmanın getirdiği bir konuşmadır- ve belki de hayatımız boyunca en çok özleyeceğimiz şeydir.
Belki de siz özlemeye başlamışsınızdır bile.

Konuşmak.
Bunun sonu gelmez, ama sadece konuşmak için o kadar çok şeyi gözden kaçırırız ki...
Mesela Ahmet'in arkadaşını.

Tabii insanlar Ahmet'ten değil de, şu arkadaşından hoşlandığımı nereden bilsinler ki.
Bütün ipuçları Ahmet'i gösterir, ki bu da sınavdan önce neden 0.7 uçla değil de 0.5 uçla sıramda bittiğimin bir başka açıklamasıdır.
Sanki bundan başka bir açıklaması varmış gibi.

Ahmet'in yanına neden mi çekinerek giderim?
Sabahları pek bir asabi olur da...

Yedi gün yirmi dört saat internetten indirdiğimiz ''Dedikoducu Kız'' (Orijinal adı: Gossip Girl- ki bunu zaten biliyorsunuz) dizisinden mi etkileniyoruz bilmiyorum ama, her yerde dedikodu olduğu kesin.
Bundan şikayetçi olan var mı ki?

Dedikoducu kız dedikodu yapmakla meşgulken, ben, yani ''Dırdırcı Kız''ın girmesi gereken bir matematik sınavı var ne yazık ki.

Sanırım benim de şu sınav kitapçığına bir kez daha bakmam gerekiyor.

Sınav sırasında kalem silgi alışverişi yapmak yasaktır.

Kurşun kalem: öğrenmek,
Kalem tıraş: kendine gelmek,
Silgi: istemediklerini silmek,
Tükenmez kalem: öğrendiklerini kalıcı kılmak,

0.7 uç: dedikodu yapmak içindir.

Şimdi, söyleyin bana, hayatın sınavına girmek için, 0.7 ucu olmayan var mı? 

07.05.2009

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.