DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ NEDİR Kİ?

08 Kasım 2019 11:37 / 599 kez okundu!

 


"Edebiyatçı, bilim adamı dediğin zaten emme basma tulumba gibi benim söylediklerimi söyleyecek değil ki?! Gazeteci devletin, ordunun gazetecisi mi olmalı? Hangi çağda böyle edebiyatçı, böyle bilim adamı, böyle gazeteci var olmuş? Bizleri kışkırtmalılar, bizlere soğuk duş yaptırmalılar. Bazen yanlışı savunarak bizleri doğruya götürmeliler."

 

****

 

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ NEDİR Kİ?


Ahmet Altan, Sevan Nişanyan, Ali Nesin, Celal Şengör, Ahmet Şık gibi isimler zaman zaman insanların çoğunluğunun hoşuna gitmeyen, devletin tezleriyle örtüşmeyen, hatta insanları kışkırtan açıklamalar yaptılar, yapıyorlar. Bazen “Bu kadar da olmaz? Böyle de yazılmaz ki” diyorum. Lakin bu açıklamalarından dolayı hiçbirinden nefret etmeyi düşünmedim. Ömür boyu hapiste kalmaları, sürünmeleri, çürümeleri, idam edilmeleri gibi bir talebim olmadı. İnsanların bazen saçmalama, çoğunlukla benim gibi düşünmeme hakkı olduklarına inandım. Herkesin hata yapabileceğini, önyargılarından kurtulabileceğini, bir zaman çizgisi içinde değişebileceğini düşündüm, “Düşüncenin” yanlış hatta tehlikeli bile olsa dile gelmesi gerektiğini savundum. İnandığım tüm değerler bana bunun böyle olması gerektiğini söylüyor.

Edebiyatçı, bilim adamı dediğin zaten emme basma tulumba gibi benim söylediklerimi söyleyecek değil ki?! Gazeteci devletin, ordunun gazetecisi mi olmalı? Hangi çağda böyle edebiyatçı, böyle bilim adamı, böyle gazeteci var olmuş? Bizleri kışkırtmalılar, bizlere soğuk duş yaptırmalılar. Bazen yanlışı savunarak bizleri doğruya götürmeliler.

Geçmişte bu isimler Nazım Hikmet, Sabahattin Ali gibi isimlerdi. Başlarına neler geldiği ortada. Ben komünist miyim? Hayır. Komunist mi olmam lazım bu insanların hakkını savunmam İçin?

Olayları yorumlarken lütfen izan ve vicdanımızı kaybetmeyelim. İdeolojilerimizin esiri olmayalım. İki yüzden fazla vatandaşımızı devletin envanterindeki topla, tüfekle uçakla katletme emrini planlayan ve uygulayanlarla ve bunlara “devletin imkanlarını kullanarak” yol açanlarla “düşünceyi”, “makaleyi”, “yazıyı” aynı terazide yargılamayalım. Antik çağın gladyatörlerini, tutsakları yırtıcı hayvanların önüne atan krallarını alkışlayan ilkel insanlarına özenmeyelim.

Dogmalara değil, özgür düşünceye sarılalım. Kesin delillere dayandırmadan kimseye “hukuki zeminde” ağır suçlar yöneltmeyelim.

İnsanlara olan sevgisizliğimiz, duyduğumuz hayal kırıklıkları, yaşadığımız kimi olaylar bizi adaletten uzaklaştırmasın. 

Zor bir sınav biliyorum. Derslerimize iyi çalışalım :)

 

Volkan ABUR

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.