SEVGİ...

23 Eylül 2010 01:58 / 2772 kez okundu!

 


Bu aralar her yol sevgiye çıkıyor. Çıkıyor da, gerçek sevgiyi deneyimliyor muyuz acaba?

Bizim çok sevdiğimizi düşündüğümüz ve çok sevdiğimizi hissettiğimiz kişilere karşı duyduğumuz hisse gerçek sevgi denebilir mi acaba?

Sevgi bir zorunluluk mu? Sevginin içinde kullanmak, yönetmek var mı? Zorlama var mı? "Onu çok seviyorum o yüzden benim dediğimi yaparsa mutlu olacağını biliyorum" diye baskı yapmak var mı? "Ailende herkesi sevmelisin ve iyi geçinmelisin" öğretisi var mı? "Beni annen veya baban olduğum için sevmelisin" var mı? "Benim çocuğum, istediğim gibi yetiştiririm" de ki sevgi nasıl bir sevgi? Elinden kaçıp gidecek korkusuyla korkutarak, baskı yaparak, kendini acındırarak davranmanın içinde gerçek sevginin kırıntısı dahi var mı? "Ben sensiz yapamam, seni çok seviyorum" cümlesinde gerçek sevgi mi yoksa yalnız kalma korkusu mu var?

Karşındaki kişiye acıdığında orada sevgi var mı aslında? Acımak, üstün olduğunu kabul etmek değil midir? Çocuğunu "seni dinlediği, iyi öğrenci olduğu, saygılı olduğu, toplum kurallarına uyduğu" için mi seviyorsun? Ya bunların hiçbirini yapmazsa, gene sever misin? Beklentinin olduğu yerde gerçek sevgiden ne kadar bahsedebiliriz? Beklentilerimiz karşılanmazsa o kişiyi eskisi kadar sevebilir miyiz acaba? Etrafımızdaki kişilere fazla korumacı, baskıcı davranarak kendi olmalarına "sevgi" adına izin vermediğimiz her olayda gerçek sevgi var mı acaba?

Bildiğimiz, bize öğretilen "sevgi" kavramı gerçek değil galiba! Her geçen gün gerçek sevginin, bildiğimizden çok daha farklı olduğunu görüyorum. Her çalıştığım kişiyle sevgi kavramını bir kez daha sorgulayıp, kendi hayatlarımızda gerçek sevgiye yaklaşacak bir kapı daha açıyoruz.

Gerçek sevgi; çok hür, özgür, hafif, oyunsuz, dolansız, zorlama olmayan, olduğu gibi kabul eden, "ama"ları ve "rağmen"leri olmayan, herkese kendi olma hakkını veren, kullanmayan, yönetmeyen, acındırmayan, zorlamayan, olmalı ve lazımlarla uğraşmayan, beklentisiz, bağımsız; kimseyi kendine bağımlı kılmayan (çocuklarımız dahil) ve aslında tek bir kişiye duyulan bir his bence. O tek bir kişi kim mi? "Kendimiz"

Ancak kendini gerçek anlamda seven insan, başkalarını gerçek anlamda sevmeye bir kapı açabilir. Kendini olduğu gibi kabul eden, kendini yargılamayan, kendine acımayan, kurban rolünden çıkmış, merkezinde, dengede, kendini tam ve bütün hisseden, istediği hayatı yaşayan, hiçbir zorunluluğun gölgesinde bile durmayan, zorunluluk olduğu için değil kendi istediği için yapan, kendi sağlığının ve neşesinin herkesten daha önce gelmesinin önemini anlayan (uçaklarda nefesi önce kendimize sonra çocuklarımıza vermemiz gerektiği örneğini hatırlayın) insan kendini seven insandır. Ve ancak bu insan diğerlerini sevebilir!!!

Kendimizi nasıl sevebiliriz peki? Bu başka bir yazı konusu. Onu da ileriki günlerde paylaşacağım. O güne kadar şöyle bir başlangıca ne dersiniz:

Aynanın karşısına geçin. Gözlerinizin içine bakarak "Başkasının sana yapmasını istemediğin hiçbir şeyi bundan sonra sana yapmayacağım!" diye kendinize bir söz verin.

Ne yaparsam kendimi severim sorusu üstünde düşünün ve o gerçek duyguya, güzel hisse bir adım atın.

Kendinizi sevin, çevrenizdekileri de gerçek sevgiyle sarın!

Kendimi ve sizleri çok seviyorum.


Violet Alalof

Yaşam Koçu-İzmir

SUVİO COACHING
www.suviocoaching.com

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
15 Mayıs 2012 21:53

tolgacan

yazıma gözü değen herkese merhaba, aranıza yaklaşık 10 dakika önce katılmama rağmen sn. violet hanımın yazısına ve sn.gökay'ın yorumuna kayıtsız kalamadım. bir danışman olarak vermiş olduğum seminerlerimde herhangi bir katılımcıdan bana 2000 tl verip vermeyeceğini sorarım. 60 seminerimde veren olmadı:) buradaki amacım - özellikle de anne-babalara- sahip olmadığımız hiç birşeyi başkasına veremeyeceğimizin dikkatini çekmek. çünkü nacizane yaşamdan çıkardığım olmayan bir şeyi başkasıyla paylaşamayacağımız. paylaşmaktan kastım maddi olmayıp, biz insanların varoluşunu, yaşamını anlamlı kılacak olan insani değerlere işaret etmekteyim. kendi özsaygısını, değerlilik duygusunu ve etik anlayışını tamamlamış bir insan ancak ve ancak dışındaki diğer canlılara koşulsuz paylaşımda bulunabilir ve yaşam çerçevesine katkıda bulunabilir diye düşünüyorum. kısaca bütün güzel ve anlamlı şeylerin içten dışa doğru olabileceğini düşünüyorum.. sn.gökay'ın örnek olarak verdiği anne aslanın davranışı fizyolojik güdüyle sosyal güdünün yer değiştirmesidir. istisnadır. sevgiler
24 Eylül 2010 20:17

sultan

Sevgili Gökay,
Çok güzel bir bütünlük sağlamış değerli yorumunuz Violet'in yazısı ile. Aynaya bakıp kendinden memnun ve barışık olmak var kendini bir şey zannetmek var:) Koşulsuz sevgi bence de hep geri döner, sen o beklenti de olmasan da:)
Sevgiler,
24 Eylül 2010 02:00

gökay

Sevgi üzerine yaptığınız analizi ilgi ve beğeniyle okudum.
Görüşlerinizin çoğuna katılmamak olası değil.
Ama muhalif ruhum itirazlarlarını dile getirmeden edemedi yine:
Sevgide önceliğin insanın kendisini sevmekte olduğunu öne sürüyorsunuz.
Hatta insanın kendi bedensel varlığının zorunlu ve acil gereksinimlerinin çocuklarından bile önde
tutulmasının tercih edilmesini önermişsiniz.
National Geographic'de izlemiştim:
Anne aslan bir buffalo yavrusunu avladı ve yavrularına doğru sürüklemeye başladı.Aç yavrular hemen
koşturdular ve yorgun annelerinin yakaladığı avı iştahla yemeye koyuldular.Sonra kamera anne aslana
odaklandı.Anne aslan ön ayaklarının üzerinde yatmış, öylesine sakin, öylesine huzurlu ve öylesine sevgi dolu
aç yavrularının karınlarını doyurmalarını izliyordu.Halbuki günlerdir açtı ve başarısız bir kaç avlanma denemesi
için sarfettiği enerji onu yavrularından çok daha fazla açıktırmış olmalıydı.
Kendini öncelleyen anne figürüne ne hayvanlar aleminde ne de insanlarda rastlamak yüksek bir olasılık.
Bebeğini bir tehlikeden korumak için hangi anne canını hiç düşünmeden ortaya atmaz?
Sanırım anne-çocuk ilişkisindeki sevginin vektörü bir ışık gibi anneden çocuğuna, koşulsuz, beklentisiz ve kesintisiz
akıyor ve bizatihi kendi sevgisi anneye geri dönüyor onu sarıp sarmalıyor.Varsın cocuktan ona ayrıca bir sevgi ışığı
hiç gelmesin.
Aynanın karşısına geçip kendine ilan-ı aşk etme tablosu bana o eski masaldaki pamuk prensesin üvey annesi şu
kraliçeyi anımsattı. Gerçekten de kendini sevme ile kendini başkalarından üstün görme arasında bire-bir korelasyon
vardır. Belki kişinin kendisiyle barışık olması olmalıdır gerçekte ihtiyacımız olan.Nitekim çevresine pozitiv enerji saçan
insanlar kendilerini en çok sevenler değil, kendileriyle en çok barışık olanlardır kanımca.
Dilerim ki bir sonraki yazınız bu soru işaretlerini elimine eder.
Selam ve saygılar...
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.