Ah endişe ah!

10 Haziran 2009 15:10 / 1251 kez okundu!

 


En son Eylül ayı idi yanlış hatırlamıyorsam ciddi bir endişe krizine girmem. Hatta o zaman bunun üzerine bir yazı yazmış ve o süreçten kendime koçluk yaparak çok daha hızlı çıktığımı belirtmiştim. O zamandan bu zamana size artık endişe duymuyorum desem bana ne dersiniz?

Evet, gerçekten endişe duymuyorum. Hem de neredeyse hiçbir şeye. Endişe duymak, bir davranış şekli. Öğrenilmiş ve alışkanlık haline gelmiş. Endişe duymayı öğrendiğimiz gibi, endişe duymamayı da öğrenebiliriz. 

Her şeyden önce endişe duymanın gerçekten hiçbir işe yaramadığını ve koskoca bir yalan olduğunu gözlemlemekle başladım. Genelde hep ileriye dönük olaylarla, gelecekle ilgili endişelerim olduğunun farkına vardım. Zihnimi henüz olmamış olan ve belki de hiç olmayacak olan senaryolar üretirken yakaladım uzunca bir süre. Zihnimin henüz olmamış olan ve belki de hiç olmayacak senaryoları sanki o an oluyormuş gibi bana yaşattırdığının ve bu yüzden o anda bedensel ve ruhsal tepkiler verdiğimin farkına vardım. Yani en çok endişelendiğim olayları yaşamadan yaşıyormuş gibi hissedince kalp atışlarımın hızlandığını, göz bebeklerimin büyüdüğünü, ellerimin içinin terlediğini, vücudumun gerildiğini gördüm. Oysa o an ortada ne olay var, ne de endişelenecek bir şey var, sadece zihnin oyunu olan “ya olursa“ var! 

O “ya olursa”ların neredeyse tamamına yakını da hiçbir zaman gerçekleşmez. Biz sadece endişe ettiğimizle kalırız. Endişe etmek bütün dengemizi bozar, sinir sistemimizi harap eder, yaşama aşkımızı öldürür, ilişkilerimizi bozar. Öyleyse dedim kendime ben bu oyuna artık düşmeyeceğim. Endişe etmenin bana ve çevreme hiçbir faydası yok. 

O endişe anından çıkmanın çok etkili bir sorusu var. Endişe etme durumuna girdiğinizi fark ettiğiniz an kendinize “Tam şu anda, herhangi bir sorunum var mı ?” diye sorun. Bu soru sizi an’a geri getirir. Göreceksiniz ki o an’da gerçekten hiç bir sorununuz yoktur. Zihniniz, endişelendiğiniz gelecekte olası olaylar veya hoşunuza gitmeyen geçmişte olmuş olayları size sanki o an oluyormuş gibi yaşatıyordur. Ancak o anda bunların hiç birinin aslı yoktur. Daha iyi bir örnek vermek gerekirse bir korku filmi seyrederken sanki siz de filmin içindeymişçesine ve olan her şeyi yaşıyormuşçasına nasıl tepki verirseniz, zihniniz de endişe ettiğiniz olayları aynen bir korku filmi izliyormuşçasına size gösterir ve tepki vermenizi sağlar. Oysa o sadece bir filmdir. 

Bir şeylerin yanlış gittiği hissine kapıldığımızda endişe duyarız. İstemediğimiz olayların olmasından korkarız. İşimizi kaybetmek, sevdiğimizden ayrılmak, çocuğumuzun başarısız olması gibi… Oysa olan şeyin yanlış olduğu yanılgısına nasıl düşüyoruz ki? Bazen geri dönüp baktığımızda hayatımızda olmasından en çok endişe duyduğumuz şeyler gerçekleştiğinde “iyi ki olmuş, yoksa ben şu anda bu istediğim durumda olamayacaktım“ dediğimiz ne kadar çok olay vardır . Başa gelen her şey bizim en yüksek hayrımızadır. Eğer işimizi kaybettiysek belki yolda daha iyisi geliyordur; çocuğumuz sınıfta kaldıysa belki ileride başarılı olmasını sağlayacak, hayatının sorumluluğunu aldıracak hayat dersidir bu onun için! 

Öyleyse endişeyi hayatınızdan yollayın. Olan her şeyin sizin hayrınıza olduğuna inanın. O an için hoşunuza gitmeyen olayların iyi yönlerini görmeye bakın. Size şu anki koşullarınızdan daha iyileri geleceği için o değişiklikleri yaşıyorsunuzdur. Bu yeni güzellikleri ancak böyle olumlu düşünerek hayatınıza daha kolaylıkla çekersiniz, endişe ederek değil! 

Güven içinde hissedin, kollandığınızı, korunduğunuzu, hep daha iyiye gittiğinizi düşünün endişe etmek yerine… Dünyada endişenin kalmadığını hayal edin. Nasıl bir dünya olurdu sizce? 

Tüm sevgimle, 

Violet Alaluf
Yaşam Koçu-İzmir 
08.06.2009

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.