Ülkede federal laiklik olmalı... - Tuğba Tekerek

21 Ağustos 2011 11:31  

 

Ülkede federal laiklik olmalı... - Tuğba Tekerek

KURAN’DA 19 Mucizesi tezlerinin, peygambere “postacı” demesinin üzerinden 22 yıl geçti. Türkiye’nin bir zamanlar en çok tartıştığı isimlerden Edip Yüksel, ABD’den Türkiye’ye geldi

Tişörtündeki www.19.org yazısının altında büyükçe bir soru işareti var. Sahnede hiç dinlenmeden, yorulmadan, yüksek sesle, hızla konuşuyor. Bakırköy Sanatçılar Derneği’ndeki bir “sohbet”te aralarında Maraş’tan gelenlerin, Kemalist öğretmenlerin, başörtülülerin bulunduğu grubu başka türlü bir İslam anlayışına davet ediyor. Bu arada 22 yıldır yaşadığı Amerika’da, dine davetlerinden örnek veriyor: New York’ta metro çıkışında elimdeki dolarları havaya kaldırdım. Amerikalılara “İşte sizin Tanrınız bu” diye bağırdım. Seçtiğiniz üç kişiyle tartışacağım, kazanan cips hediye edeceğim” dedim.

İslami kesimin tartışmalı ismi Edip Yüksel’in birkaç aylığına geldiği Türkiye’de ardarda yaptığı sohbetlerden bir kesit bu. Yüksel, dinleyicilerine 22 yıl önce ‘mürted’ ilan edilip ölüm tehditleri almasına sonra da ülkeyi terketmesine yol açan tezlerini şimdi rahatça anlatıyor: Tek yol gösterici “19 mucizesi”yle korunan Kur’an, diğerleri “kıldan tüydan şeyleri din zannetmek.”

Ancak, şimdi bu sözler 80’lerdekinden farklı tınlıyor. “İnsanlar bu sıcakta nasıl kara çarşaf giyer” sorusunun, aklın sonsuz yüceltilmesinin bu zamanda en azından eskisi gibi hükmü yok. Ama Yüksel yine de, din ve dünya işlerine pervasızca çomak sokuyor, yer yer kafalarda soru işareti bırakıyor... Yüksel’le kendi din anlayışını ve bu anlayıştan yola çıkarak hazırladığı anayasa önerilerini konuştuk.

Siz İslam’da nasıl bir reform öneriyorsunuz?

Hadisle sünnetin reddedilmesi gerekiyor. Çünkü epistemolojik olarak, yöntem olarak tutarsız . “Kur’an yetersiz” dediğin noktada Kur’anla çelişirsin. Kur’an, kendisinin mufassal, detaylı olduğunu, Allahın kitabı olarak hidayet için yeterli olduğunu söylüyor.

Ayrıca hadisleri neye göre seçiyorsun? Diyor ki “Kur’an’a uygun hadisleri”. Güzel kardeşim, sen kafana göre Kur’an’a uygun zannettiklerini alıyorsun. Kur’ana uygunsa zaten, en güzel biçimde orada var. Aynı mantıkla Çin atasözlerinden de alabilirsin Marx’ın Kapital’inden de alabilirsin.

‘Mikrop’ diye nitelediğiniz hadislerden örnek verir misiniz?

Mesela Buhari mikrop dolu felaketli bir kitap. Peygamber cinsel sapık ona göre. Bir gecede 9 kadınla cinsi münasebet kuruyor. Bu hadisi rivayet eden kim? Peygamberi dikizlemiş. Bağışlayın beni bunu söylediğim için. Bir hadise göre peygamber 30 erkek gücündeymiş. E bu Kur’an’la çelişiyor. Kur’an diyor ki “De ki; ben de sizin gibi bir beşerim.” Bizim gibi beşer, superman değil, seks manyağı değil. Ama hadise göre 30 erkek gücünde 9 kadınla şeyediyor. Matematik de bilsen 30-9; 21 erkek gücü boşlukta kaldı, “onu ne yapıyor” diye sorarsın.

Öyle rezaletler var ki orada. Ey Sünniler, kıl bırakıyorsunuz peygamberin sünneti diye ağzınızı misvakla şeyediyorsunuz, tuvalete sol ayakla giriyorsunuz. Kıldan tüyden şeyleri din zannediyorsunuz. Kur’anla alakası yok, peygamberin mesajıyla alakası yok. Peygamber size tuvalete nasıl gideceğinizi, kıçınızı nasıl yıkayacağınızı öğretmek için gönderilmedi.

Peygamber, sizin gbi benim gibi sıradan bir insan mıydı?

Sıradan bir insan. Kur’an diyor ki “De ki ben de sizin gibi sıradan bir insanım.” Bir de şu var. Biz Allah diyoruz ama peygamberin ismini tek başına söylersek hakaret sayılıyor. “Sallallahu aleyhi ve sellem” diyelim. Hatta o da yetmez “Hazret” diyelim, o da yetmez, “Kainatın efendisi” diyelim. Sanki Muhammed ismi kötü bir isimmiş gibi, haşa, “Muhammed” övülen demektir, hakaretmiş gibi “Sen niye hakaret ediyorsun” diyor.

Sizin bir de Türkiye için anayasa taslağınız var. Irak için yapılmış bir taslaktan yola çıkarak hazırlamışsınız. Burada “Ahlakdışı olan yasadışı olmak zorunda değil, uyuşturucu da cezalandırılmamalı” diyorsunuz. İdeal toplumda uyuşturucu serbest mi olacak?

Kesinlikle... Ben Amerika’daki uyuşturucu yasağına da karşıyım. Hatta şöyle ilginç bir hikayem var. Uyuşturucudan tutuklu bir evsizin davasında jüri üyesi olmuştum. Polis parkta tuvalette, lavabonun orada kokain buluyor, ufak bir şey 363 mg. Bu adam yerdeki iki tüple çekiyormuş kokaini. Atmışlar içeri, birkaç ayı hapiste geçirmiş. Ben olaya baktım bu gariban adamın bütün yaptığı kendisini zehirlemek. Şimdi biz işimizi gücümüzü bıraktık 60 kişi geldik, dokuz jüri üyesinden birisi olabilmek için. 60 kişinin işi gücü kaç bin dolar eder. Mahkemede hakim var, para alıyor bunun asistanları var, avukatı var, savcı var, savcının yardımcısı var, gardiyan polisler var, şahitler var. Birsürü kişi bundan para alıyor. Üç gün süren birşey. Olay ne? Bir gariban adam kendini zehirliyor.

Siz ne dediniz jüride?

Ben “Bu ne biçim bir toplum, rezalet” dedim. O gece büyük sıkıntı yaşadım çünkü söz verdirdiler; yasaya uyacağım. Yasaya göre adamın cezalandırılması lazım. Ama ben “Ceza vermek yasaya sığmaz” dedim. Gariban adam sokaktayken açtı, biz sahip çıkmadık. Düştü, yardıma ihtiyacı oldu, umursamadık. Hastalandı umursamadık. Şimdi bu adam kendisini zehirliyor, hepimiz toplanıyoruz; bu adamı cezalandıracağız. O kadar da para harcıyoruz. Bu paranın ufak bir miktarını bu adama rehabilitasyona harcasak, daha önce eğitime harcasaydık, bu olmazdı. Dedim ki “Alkol de uyuşturucu, hatta daha tehlikeli. Bir sürü insan sarhoş sürücüler yüzünden ölüyor, alkolü neden yasak etmiyorsunuz. Geçmişte yasak etmiştiniz baktınız ki olmuyor. Bu da aynı şekil, yasağın hiçbir etkisi yok.” İlk başta dokuzundan beşi “Suçluyu hemen cezalandıralım” diyordu, ben biraz konuşunca fikirler değişti, adamı salıverdik.

Eşcinsellerle ilgili düşünceniz ne?

Eşcinsellik eğer başkalarına dayatılmazsa, azgın bir şekilde başka insanlar rahatsız edilmezse, kişisel bir günah olarak kalır. Onların günahıdır.

Müdahale edilmez...

Tabii tabii... Toplum içerisinde onların fuhuşuna engel olunabilir.

Anayasada önerdiğiniz federal laik sistem var? Bu nedir?

Eyaletlere karşı Türkiye’de bir bölünme fobisi var. Halbuki Avrupa’da bazı ülkeler ve Amerika eyalet sistemiyle çalışır. Bu sitemde insanlar ülke sınırları içinde bazı temel prensipleri, ortak paydayı kabul ediyorlar, bir anayasa yapıyorlar. Ama o çerçeve içinde her eyalet kendisi farklı yasalar geliştirebilir. Anayasa çok detaylı değildir. Kaliforniya uyuşturucuya izin verebilir, Arizona vermeyebilir. Utah çok eşliliğe izin verebilir, öbür taraf vermeyebilir. Böyle bir serbesti neden olmasın? Eğer bir grup şeriat dedikleri şeye inanıyorlarsa bunlar kendi şehirlerinde onu uygulasınlar eğer cehennem yaratacaklarsa kendilerine yaratsınlar. Sonra yandakine bakacaklar ki orası özgür, burası cehennem. “Ulan biz şeriat diye cehennem yarattık bunu değiştirelim” diyecekler.

Biz eyalet sistemine hep etnisite açısından bakıyorduk. Siz şimdi buna din perspektifi getiriyorsunuz..

Hem din hem ırk her şey giriyor içine, hem farklı kültür, farklı dini tolerans ve dini kaygılar... Niye hep uygun adımla marş yapalım? Eyaletlerin büyük yararı şu, bir eyalette bir yasa çıktı. eğer orada başarılıysa diğer eyaletler de uygular. Yani bölge bölge, deneme imkanı sağlar. Aynı zamanda toplum içindeki stresi azaltır. Güzel kardeşim, sen çarşaflı yaşamak istiyorsan bu eyalette çarşaflı yaşa, öbür eyaletteki başka türlü yaşasın...

Anayasa ne kadar süre yürürlükte kalacak?

Bu anayasa 19 yıl boyunca geçerli olacak 19 yıl sonra kendisini lağvedecek. Yeni nesil isterse bu anayasayı aynen kabul edebilir, isterse kendileri anaysa yapabilir ama yeniden bir anayasa oylaması lazım. Niye birkaç kuşak benim kuşağımın yaptığı anayasaya mahkum olsun ve onu değiştirmek o kadar zor olsun? Otaomatik olarak bitsin bir kuşakla... 19-20 yıl veya 40 yıl sonra otomatik olarak yeni anayasa tartışmaları olsun...

Siz Fethullah Gülen cemaatini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İyi robotlar belki iyidir 10 sene. Ama sonra bir başkası düğmeye basınca o robotlar kötüye de dönüşebilir.

Ben Allah’a inanç konusunda zerre şüphesi olmayan bir felsefeciyim. Buna rağmen dindar değilim, gözlerimi kapayıp bir şeye inanmıyorum.

Eğer bir grup insan iyi araştırmadan sorgulamadan belli yurtlarla, okullarla çocukluktan beri bir şeye şartlanıyorsa o robottur. Genellikle iyi bir robottur, ama kendi özgür iradesini sürekli kullanmadığı için ve başkasının sepetine koyduğu için kullanılmaya müsaittir. Sadece Gülen cemaatinde değil, bütün tarikatların durumu o.

Tarikat olunca özgür iradeler kapıda bırakılıyor?

Gayet tabii. Şeyh ne diyorsa o olur. Ama Fethullah’a hakkını vermek lazım, diğer şeyhler gibi makro management (yönetim) yapmıyor, diğerleri insanların en ufak şeylerine bile müdahale ediyor. Ama benim endişem şu. Bu adam kötü bir insandır demiyorum, bu kadar etkin bir insan sorgulanmıyor, tutup da bir tartışma ortamına girmiyor. Bu tehlikeli bir şey. Sorgulanamayan şey sadece Allah’tır. Onun dışında her şey sorgulanmalıdır, peygamber bile... Ben görüyorum ki bir insan her türlü şeyden uzak, müridlerle çevrili ve alabildiğine abartılıyor ve o insan alabildiğine güç kazanıyor.

İran devrimine ben katıldım. Onların sloganları “İstiklal, azadi, hükümeti islami”ydi; “bağımsızlık özgürlük ve İslami hükümet”. Sonra düğmeye basıldı, tersine çevrildi. Çünkü rasyonel değildi. Afganistan örneğini görüyoruz. Suudi Arabistan’ı görüyoruz. Bir devlet işine din adamları karıştığı vakit, devlet içine sızdığı vakit sonuç hayırlı değil. Bugün bir Sünni “Ben şeriatı getireceğim” diyor, kafasında o hayal var. Benim endişem bu, umarım gereksiz bir endişedir.

‘Diri diri çarşafa gömülen kadınlar’

Anneniz için “diri diri kara çarşafa gömüldü” diyorsunuz. Çok sert değil mi bu ifade?

Çin’de kadınların ayakları demirden ayakkabıya sokulup büyümesi engellenirdi. Anneler de bunu kabul ederdi, kız çocuklarına yapılan zulme anneler de katılırdı. Yani bir kadının kendi isteğiyle kapanması var ama uzaktan bakınca çocukluktan beri bir beyin yıkama var. En sıcak mevsimde düşünün ki, ben bu halde terliyorum. Bu kadının iç elbisesi var onun üzerinde çarşaf var, çarsafın rengi de sarı değil, beyaz değil, simsiyah... Güneş ışıklarını çekiyor. Dünyada cehennemi yaşıyor. Onun ötesinde, bireysel alanı daraltılıyor, tümüyle başka bir insan tarafından sahipleniliyor. Sosyal hayatta iyice soyutlanıyor. Tabii başörtülü kesim bunu aştı, onlar biraz farklı.

Bir kadın kendi özgür iradesiyle çarşaf giyemez mi?

Doğru öyle de olabilir, ama eğer bir kadın Allahın emri diye bunu yapıyorsa, ben de aynı kitaba inanıyorum bunu tartışabilmeliyiz. Çocuklara gelince, toplumun onları belli bir seviyede koruması lazım. Ben sünnet konusunda çocukların korunması gerektiğine inanıyorum. Sünnet gereksiz bir ameliyat. O çocuğun daha dini belli değil, Sünni olmaya karar vermemiş ki, niye çükünü kesiyorsun ? Ne Kur’an’da var ne de hadiste. Yahudilikten geçmiş bir hikaye.

Siz çocuklarınızı sünnet ettirdiniz mi?

Ben büyük bir hata yaptım. Hadisi sünneti reddetmiştim. Ama Amerika’da Yahudi etkisi var ya, sünnet bir hayli yaygınlaşmış, sünnet edelim dediler, ben de galiba unuttum yani, hemen yaptılar.

İkisi de mi?

İkisi de...

Kaç yaş var aralarında?

Dört. İkisinden sonra uyandım, nedense... O zaman beynim durmuş.

Çocuklar agnostik

Çocuklarınız “Tanrı var mı bilemeyiz biz agnostiğiz” diyormuş, öyle mi?

Öyle... Ben çocuklarımı kritik düşünceyle yetiştirdim. Dedim ki benimle tartışın, annem babam, Müslüman diye Müslüman olacaksanız hiç Müslüman olmayın. Öyle Müslüman olamazsınız, olsanız olsanız mukallit (taklit yapan) maymun olursunuz.

Onlara dini öğrettiniz mi?Namazı, duayı, Allah’ı?

Yok. Ben felsefeciyim, Müslümanım, mukallit değilim. Oğlum Yahya 5 yaşındayken ben eşimle namaz kılarken, geldi, ayakkabısıyla bize katılmak istedi. Annesi “Ayakkabını çıkar” dedi. “Niye” diye sorunca annesi “Allah öyle diyor” dedi. Yahya “ben Allah’ın öyle dediğini duymadım” dedi. Ben çok sevindim “Aferin oğlum, işitinceye kadar sen ayakkabıyla kıl” dedim.

Sonra işitti mi Allah’ın sözünü?

Hala sorgulama döneminde. Çok güzel. Biri 20 diğeri 17 yaşında. İkisi de namaz kılmıyor, oruç tutmuyor. İnşallah yaparlar, ama onların seçimi, ben zorlayamamam.

Babanızla ilişkinizi düşününce, bu durum özel olarak anlam kazanıyor.

Tabii... Ben babamın tavrını tümüyle yanlış buldum despotik bir ilişkiydi. Böyle bir ilişki hem Kur’an’a göre hem de insani olarak yanlış. Allah bizi birey olarak yarattı, ben baba olarak ona söylerim ama sonunda onun kararıdır.

Ata’nın kerameti

Size göre Mustafa Kemal’in hayatında da 19 mucizesi var. Nedir bu mucize?

Müthiş bir şey, basit bir şey değil. Atatürk 19. fırkanın komutanlığını yapıyor 1881’de doğuyor, 19’un tam katı. 57. tümenin ya da tugayın, 38. alayın komutanlığını yapıyor. Bu bana Atatürk’ün tarihi olarak önemli bir insan olduğunu gösteriyor. Allah bunu hayatında gösteriyor. 19’un varlığına dikkat çekiyor. 19 illahi, ilginç bir şey.

Siz kendinizin de işaretli olduğunuzu söylüyorsunuz

Gayet tabii. Mesela hiç haberim yoktu Kur’an’da 19 mucizesi olduğundan, Akıncılar teşkilatında 19 diye bir örgüt kurdum. Öyle olaylar oldu ki ben yıllar önce söyledim gerçekleşeceğini ve öyle oldu.

Babası mollaydı

Bitlisli bir Kürt olan Edip Yüksel, 1957’de önemli bir dini şahsiyet olan Molla Sadrettin’in oğlu olarak doğdu. Sekiz yaşındayken ailesiyle beraber İstanbul’a göçen Yüksel, İmam Hatip Lisesi’nde okudu. Akıncılar Teşkilatında çalıştı. İslamcı çevrelerin Deniz Gezmiş’i diye tabir edilen kardeşi Metin Yüksel, bir suikast sonucu öldürüldü. ‘Laiklik karşıtı’ faaliyetleri nedeniyle dört yılını cezaevinde geçiren Yüksel, Reşad Halife’nin bulduğunu iddia ettiği Kuran’daki 19 Mucizesi’yle 1980’de tanıştı. Bu tezde Kur’an’ın 19 rakamı temelinde bir sistemle yazılmış olduğu öne sürülüyordu. Mısır doğumlu Amerika’da yaşayan bir biyokimyacı olan Reşad Halife’yle sürdürdüğü mektuplaşmaların sonucunda Yüksel “dini yalnızca Allah’a özgülemeye” karar verdi. Yıl 1986’ydı. Hadis ve sünneti reddetti. Bu arada babası tarafından mürted (dinden dönen) ilan edilen Yüksel ölümle tehdit edildi. 1989 yılında ABD’ye kendi ifadesiyle “hicret etti, Reşad Halife’nin yanına gitti. Amerika’da önce felsefe okuyup, sonra hukuk doktorası yapan Yüksel halen orada yaşıyor.

Taraf

Son Güncelleme Tarihi: 23 Ağustos 2011 14:21

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz*:
Facebook'ta paylaş
0