Hayali ortaklar mı?

09 Aralık 2012 22:22 / 1295 kez okundu!

 


AK Parti'nin seçmenini üye olarak seferber etmesinin ardında yatan dinamikler; hakim parti olarak sistem içinde kapsayıcı gücü ve bu güçten seçmenlerin üyeliğe terfi ederek elde etmeyi umdukları politik itibar ve ekonomik güç, daha doğrusu parti siyasetinde her dönem makbul alan araçsal politik akıldır.

Türkiye’de siyasi parti üyeliğiyle ilgili geçen hafta medyada yer alan haberler, parti siyasetimizin hali pür melalini bir kez daha açığa çıkartması bakımından düşündürücüydü. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın incelemesi sonucunda binlerce parti üyesinin birden fazla partide kayıtlı olduğu tespit edildi. Mevzuata göre bir kişinin birden fazla partide üyeliği mümkün olmadığı için, ilk üye oldukları partideki kayıtları düşürüldü. Bu tablo parti siyasetimizde partilerle üyeleri arasındaki mevcut bağın “hayali ortak(lık)lar” şeklinde okunmasını kolaylaştırıyor.

Yerel ya da merkezi parti teşkilatlarının seçimleri dışında, üyelerin, partilerin marjinal siyasi unsuru olmanın ötesinde pek fazla fonksiyon icra edemediği malum. Geçmişte üyelik, seçmenlerle partileri neredeyse beşikten mezara kadar bağlayan bir statü, organik bağdı. Gönüllü işgücü, mali destek sağlamanın yanı sıra politik toplumsallaşmanın, partiye seçmen, taraftar kazandırmanın yegane aracı kurumuydu. Günümüzde partilerin hazine yardımıyla geçinen “Kartel partileri”ne ya da Sartori’nin “Görmenin İktidarı” olarak nitelendirdiği bir çağda liderlerin televizyon ekranlarından birkaç dakikalığına akıp giden görüntüleriyle kitleleri sandık için seferber eden, her kesimden oy kapmayı amaçlayan aygıtlara dönüşmesi (catch-all party), üyeliği bir yandan itibar kaybına uğratırken, diğer yandan önemsizleştiriyor. Kitlelerin de destek verdikleri parti iktidarda değilse, üyeliği pek fazla önemsemedikleri biliniyor.

Avrupa’da durum
Biezen, Mair ve Poguntke’nin European Journal of Political Research’te bu yıl yayımlanan makalelerinin başlığı şöyle: “Gidiyor, gidiyor, … gitti? Çağdaş Avrupa’da parti üyeliğinin düşüşü”. İncelemeye dahil edilen 27 Avrupa demokrasisinde her 100 seçmenden ortalama ancak 4.6’sının bir siyasi partiye üye olduğu tespit edilirken, 17’sinde parti üyeliğinde düşüş göze çarpıyor. İngiliz partileri son 10 yılda 305,336, Alman partileri 356,889 üye kaybederken, İtalya’da 1980-98’deki ciddi düşüşün (-209,1887) ardından üye sayısı 649,261 kişi artmış. Üyeliğin seçmen sayısına oranı bakımından, Avusturya (yüzde 17,3) ve Güney Kıbrıs (yüzde 16,2) hariç, çoğu ülkede 100 seçmenden ancak 1ile 8’i parti üyesi. İngiltere’de bu oran yüzde 1,2, Polonya’da 0,9. Mair ve Biezen’in 2001’de konuya ilişkin yayımladıkları bir başka çalışmaya göre, 90’lı yıllarda her 5 seçmenden 1’i parti üyesi iken, bugün 1 puana erişmiyor.

Türkiye’de parti üyeliği
Türkiye parti siyasetinde üyeliğin sayısal gelişimi batılı meslektaşlarımızı kıskandıracak özelliklere sahip. 1985’te 857,844, 2008’de 3,890,300 olan üye sayısı Kasım 2012’de 9,611,991’e yükselmiş. 1985’te her 100 seçmenden 4’ü, 2008’de 9’u, bugün ise 18’i bir siyasi parti üyesi. Sadece 4 yılda yüzde 147’lik bir artış var. Asıl çarpıcı bulgu, çifte parti üyeliğinin partiler ya da seçmenler tarafından adeta olağan siyasal katılma biçimine dönüştürülmüş olması. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın incelemeleri sonucunda, 2002’de 7,210,308 olan üye sayısının 2008’de 3,890,300’e düşürülmesi başka nasıl açıklanabilir? Asıl üzerinde düşünülmesi gereken ise, son 4 yılda gözlenen 5,721,611’lik artıştır.

Partiler cephesinde durum
Bugün partilere kayıtlı 100 üyeden 73’ü AK Parti üyesi. Geçen hafta itibarıyla 7,072,985 üyesi vardı. Bunun anlamı, seçmenlerinin yüzde 33’ünün parti üyesi olmasıdır. 4 yılda üye sayısını yüzde 293 arttıran bir partinin üye patlamasını salt başka partilerin kimi üyelerini kendi saflarına kaydetme iddiasıyla açıklamak mümkün değil. AK Parti’nin seçmenini üye olarak seferber etmesinin ardında yatan dinamikler; hakim parti olarak sistem içinde kapsayıcı gücü ve bu güçten seçmenleri üyeliğe terfi ederek elde etmeyi umdukları politik itibar, ekonomik güç, daha doğrusu parti siyasetinde her dönem makbul alan araçsal politik akıldır.

CHP cephesinden baktığımızda, son 4 yılda üye sayısı 551,539’dan 944,513’e yükselen, bu anlamda yüzde 71.2’lik bir artış sağlayan bir partiyle karşı karşıyayız. Bugün 100 parti üyesinden 9.8’i CHP’li. CHP seçmenlerinin ise ancak yüzde 8.5’i parti üyesi. Kılıçdaroğlu öncesinde CHP’de üyeliğin karakteristik özelliği “üye olmanın güç, üyelikten çıkarılmanın kolay olduğu!” bir format iken, Yeni CHP seçmenini örgüte doğru seferber etme adına teknolojinin son imkanlarını da kullanarak üye sayısını arttırmaya çalışıyor.

MHP ve Saadet Partisi de üye sayısını arttıranlar arasında. 100 üyeden 3.8’i MHP’li. Bu partide üyelik artış oranı yüzde 150 iken, asıl çarpıcı bulgu Saadet Partisi’nde göze çarpıyor. 2008’de 33,088 olan üye sayısı bugün 219,435. Yüzde 563’lük bir artış var. Bu partinin seçmeninin yüzde 40.4’ü parti üyesi iken, MHP’li seçmenlerin yüzde 6.6’sı partiye kayıtlı üye. Türkiye’de parti üyeliğinin az ya da çok “hayali ortak(lık)lar” olarak şeklinde işlediğinin en tipik kanıtı; Demokrat Parti’nin son genel seçimdeki oylarının yaklaşık 3 katı (828,943) üyeye sahip olması, 70 partinin ise 30’unun kayıtlı üyesinin bulunmaması.

Aktif ortaklığa geçiş
Avrupa demokrasileriyle karşılaştırıldığında parti üyeliği niceliksel anlamda gerilemiyor, hatta radikal bir artış söz konusu. Ama mesele bununla bitmiyor. Sorun, üyeliğin kağıt üzerindeki “hayali ortak(lık)lar”dan aktif ortaklığa dönüşememesi. Hal böyle olunca, iktidarlar değiştiğinde üyelerin parti adresleri de değişiyor. Bu yaman çelişkiyi aşmanın yolu, üyeliğe girişin kolay, üye kalmanın zor olduğu üyelik tipini inşa etmekten geçiyor. Parti içi eğitim başta olmak üzere, parti etkinliklerine katılımın zorunlu tutulduğu, partilerin merkezle yerel teşkilatlar arasındaki iletişiminin güçlendirildiği, aidat ödemenin sıkı kontrol edildiği bir sistem, üyeleri partilerin sahici ortaklarına dönüştürebilir. Tabii ki, üyelerin de üye olmanın itibarına sahip kılınacakları parti içi demokratik süreçlerin kurumsal hale getirilmesi şartıyla.

* Ege Üni.


Tanju TOSUN

02.12.2012

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.