Masum değiliz hiçbirimiz

25 Nisan 2012 11:08 / 1441 kez okundu!

 


O güzel kadın sanki bir falcı. Almış avuçlarımızı avucuna ve bir çift sözde koca geçmişi okumuş, bir bestede yüzleşmeye çağırmış cümle vicdanları: “Masum değiliz hiçbirimiz!”

Çok gönül katıldı o şarkıya, dillerden düşürmedi. Bilmese de “saklı tarih”i, masum bir tarih olmadığını hissetti geçmişin. “Saklı tarih”e sarılıp iktidar sahibi olanlar ise yaygarayı bastı: “Biz yapmadık, biz asla böyle bir şey yapmayız!”

Suça iştiraki bir yana koyalım. Görgü tanıklığı yapılacak yerde “susma hakkı”nı kullanmak masumiyet sağlar mı? O kadar Anadolu Hıristiyanı “tehcir” ile, sürgün ile yurtlarından edilirken sessiz kalan vicdanlar, ancak cesur yüzleşmelerle arınabilir.

Altı yüz yıllık Osmanlı’nın ve doksan yıllık Cumhuriyet’in mirası bir şanlı “fetih”, bir “akıncı tarih” mi? Daha neler saklı tarihimizde? Bunlar yüzleşme için deşilmesi zorunlu sorular.

“Saklı tarih” mirası yalnızca “zafer”lerden ibaret değil. Beş yüz yıl millet-i hâkime olarak yaşamanın bütün kusurları ve hastalıkları da, Cumhuriyet milletine, onun bütün unsurlarına intikal eden mirastır. Bu hastalıklı miras Cumhuriyet eğitimiyle, geçmişte millet-i hâkime dışında kalanlar da dahil, bütün topluma bulaştırılmıştır. Demokrasi ve insan hakları bakımından özürlü Cumhuriyet tarihi boyunca bu miras, dinî ve milli bayramlarda, iktidar ve muhalefet söylevlerinde, okul temsilleri ve mahalle oyunlarında, sağlı sollu her toplum kesiminde yeniden üretilen, çok yoğun tüketilen bir mirastır.

Örnek: Hiç bir Müslüman ile bir Hıristiyan eşit olur mu? Allah katında Müslüman her zaman, eşitler arasında bile en üstün olandır! Hem bu zihniyeti yüceltip, hem de farklılıkların zenginlik olduğu eşit haklı bireyler toplumuna erişmek mümkün mü? Sünni millet dışında kalan inanç topluluklarında, mesela Alevilerde de, bu ya da benzeri zihniyet deformasyonu yok mu? Eğer “Bir Türk dünyaya bedel” ise, bu deformasyona uğramamak imkansız.

Örnek: “misyoner” korkusu... Türkiye’ye gelip inancını açıklayan bir Hıristiyan din adamı “tehlikeli”, Avrupa’daki imamlarımız “hak”! Bu ne mene bir adalet anlayışı, üstelik “hak din”lere karşı! Sonuncu hak din olmak, önceleyen hak dinleri “tehlike” olarak görmek hakkını vermez. Bu zihniyetin ağır bastığı toplumda ne fikir, ne de inanç özgürlüğü olabilir.

Evlad-ı Fatihan ruhu, Fetihçi ruh... Eğer bir kişi veya bir parti hem dünyaya açılmaktan söz eder, hem de fetih ruhunu yüceltirse, burada sorun var demektir. Bu ruh hali; 1974 Kıbrıs işgali, Irak’ta bir koyup üç alma hayali, Kerkük’e girme arzusu gibi zaman zaman depreşir. Fetihçi ruh ile, “komşularla sıfır sorun” politikası birarada olabilir mi?

İslam’da savaşta ölenlere hak görülen “şehitlik” mertebesi, bugün hem TC. kimliği taşıyan, hem de İslam millet mensubu olanlara karşı “savaş”ta ölenler için de kullanılır olmuştur. Ölen de öldüren de Müslüman, ama sadece biri şehit! O kadarla da kalmıyor, neredeyse bütün sokaklara “Şehit ...” adı veriliyor. Şehitler edebiyatının da, “Ordu peygamber ocağı” zihniyetinin de laik bir toplumda yeri olamaz ve bu gibi zihniyetin barışa hizmet ettiği söylenemez.

“Ulu Hakan Abdülhamit Han” ululaması ile, “Ulu Önder, Milli Şef” ululamaları arasındaki farkı anlatır mısınız bana? “Padişahın kulları” ifadesinin Cumhuriyet versiyonu olan “Devlet’in milleti” gibi zihniyet ifadeleri de başka dillerde anlamsızlaşan ve ayıplanan ifadelerdir. Neden bu ifadeleri kullanmaktan vazgeçemiyoruz?

Cumhuriyet “Talim Terbiye”si doksan yıldır insan “eğitiyor”. Bütün sınıf, zümre, milliyet ve mezhep mensupları bu eğitimden nasibini aldı, alıyor. Bu eğitim milli yalanlar ve kusurlu miras üstüne inşa edildi. En derin dinî eğitimi almış olan da, en modern laik de, en yurtsever Kürt de; muhafazakâr, liberal, sosyalist de; kadın da, erkek de, yani “Talim Terbiye” tezgâhından geçmiş herkes, şu ya da bu ölçüde miras kusurlarıyla eksiklidir.

İyileşmeye başlayabilmek için bir önerim olacak; “biz” prangasından kurtulmak ve “masum değiliz hiçbirimiz” ünlemesini yürekten duymaya başlamak. Nasıl mı?

Biz Türkler, biz Kürtler, biz Müslümanlar, biz Aleviler... Bundan kurtulmak için farklılıkları da ifade eden yeni bir “biz” tarifi yapmak, “biz” toptancılığını terk etmek gerekiyor. Söyleyin Allah aşkına, “Biz Türkler” diye seslenebileceğiniz “çılgın Türkler” dışında bir türdeş topluluk var mı? Var diyenler diktatörler, işkenceciler, katiller, hırsızlar, tecavüzcülerle birlikte hepimizi aynı kefeye koyuyorlar. Böyle yapanlar aramızdaki suçluları “biz” perdesinin arkasına saklamış oluyorlar. Kendi adıma böyle bir ”yardım ve yataklık suçu”na iştirak etmek istemem.

Bir de, yerli yersiz tekrarlanan, yüzde 99 Müslüman millet olduğumuz söylemi var! Dikkat ediniz, “Sünni Müslümanlar”ın yeniden ve yeni millet-i hâkime konumunun ilanına varmasın bu “ezici ve üstün çoğunluk” söylemi.


Talat ULUSOY

Taraf/Her taraf

Son Güncelleme Tarihi: 30 Nisan 2012 13:03

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.