DEVE YÜKÜ MASAL (3)

18 Şubat 2011 14:07 / 3187 kez okundu!

 


ÇOBAN YILDIZI

Yollar yol boyu şehri arzular. Şehre varmak, sarıp sarmalamak ve ardından yola koyulmaktır düşü. Ama bu şehirden öte yol var mı?! Ya, her esmede başını alıp giden deniz olacaksın, ya bu şehri mesken tutup, çoğalacaksın! İzmir’e arzulu yol denize vurunca, aklı anca suya erer: Kal der, bu şehirde kal ve çoğal! Sokak sokak çoğal! Uzun, kısa, enli, dar sokakların, çıkmazların olsun! Kah moloz taşlara düşmüş huzmesi uzun gölgeler okşayarak. kah kelamsız aheste adımlar arşınlayarak seviş, çoğal…

Masallı geceler firarisi isimlere bir temenna sokul, hal hatır sor, tanış; Rum Kız, Dullar Efendi, Şarapçılar, Havyar Hamam, Dilber sokakları… Ruhani isimleri sufi ve şeytani suallerle sigaya çeke çeke pîrine teslim ol: Hahambaşı, Havralar, Ay Yorgi, Karaman Mescidi sokakları, Mekke Yokuşu, Medine Yokuşu… Sade ziyaya kesmiş göklerde, koyu kuytu köşelerde kadim ruhu ara: Lebi derya Agora, sen neden suya küstün? Neden aldın kiliseyi sırtına, Namazgah’ı sağına, havraları soluna? Agora, sen ki değil misin taş tanrılar pazarı, değil midir ki kilise kutsal ruhlu bir İsevi mabed ve hem Muhammed, hem Musa’ya yakın komşu. Hani İsa’yı Yahudi millet idi geren çarmıha? Hemşehri, hemmekan, hemheva bu alemde mümin, münkir, münafık... İster milleti hakime, ister reaya olsun, cümle avam dillerde sokak sokak bir ebruli rayiha. Hasreti cihan bir aşk kokusu. Defteri Hakani’ye (1) düşülen isimlerde olmuyor bu ıtrıli hava. Orada sade asalet ve şehadet rütbeli sıfatlar muteber. Beylerin iltifatı kokuları uçmuş alafranga isimlere. Frenk lisan bu isimler ekseri ismi resminin veya ismi avaminin tercümesidir, ki, ehlidil için tercüme kadim ruhun teslimidir.

Dağlar, beller, köyler aşan yol, karar kılıp şehirli olunca, çoğalınca yani sokak be sokak; ziynetlenir, yeşillenir, allanır. Kimi sebillidir, kimi dergah yeridir, kimi türbesi ile öğünür. Kimi fırını, kimi aktarı, kimi hünerli elleriyle bilinir. Yıldızlı semalar misali göz kırpar asmalar arasından bazıları, selvileri divit olup göğe bananları vardır. Yalı giden, suya inen sokakları,taş mermer sağır çıkmazları her biri bir ayrı ruh, bir ayrı simadır. Cümlesi davetkar sırlar saklar içinde, bilhassa çıkmazları, girsen sırrın peşinden, sırra bağlanır çıkamazsın. Ya çıkanı, farklı mı? Düz giderken az bir dirsek kırar sokak, niye isim atar, niye isim alır apayrı? Sınar belki de seni! Osmaniye Caddesi Hisar Meydanı’na varamadan, ne zaman Peynirciler İçi olur? Aynı sokak, iki ayrı lisan ve fakat mecazlarına kadar aynı manada nasıl dillendirilir? Hisar Camii’den Punta’ya doğru yüz adım Çiviciler Çarşısı, namı diğer Karfiadika (2). İkisi de aslına uygun, ikisi de avam dilli. İki ayrı lisan, ama iki ayrı mana değil , mecazda dahi ayrı düşmez bir tek mana: Çiviler, çivi koyar, çivi gibi soğuktur, çivi çiviyi söker, dünyanın çivisi çıkar. İzmir’in de…

Masalları sürgün şehrin de çivisi oynamış, Asri İzmir, Eski İzmir’in üstüne gelmiştir. Kimileri cennete hasret çeker Eski’de, kimileri Asri’de bekler cenneti, iki ayrı ahali, ayrı iki şehir. Eski ile Yeni düz bir hat ile ayrılır, sırat köprüsü misali: Meyhaneler Boğazı. Kale’den buraya Eski İzmir, sonrası Asri İzmir. Meyhaneler Boğazı, süratle nam salar ve fakat bu isimle vilayet defterlerinde görünmez. Ayan kulu katip, Kaymak Paşa Sokak diye isim düşer şahsiyetsiz hurufat ile Defteri Hakani’ye. Frengistan menşe millet; Felemenk, Frenk, Angilikan, İtalyan, Alman ve dahi Rus taife ve dahi alafranga İslam beyler, aynı kapıya çıksa da, Rue des Grandes Tavernes telaffuz eder ve ticarette ve dellaliyede deftere mahsub düşerken böyle kayıt ederler. Avami isim çalındıkça kulağa, madamalar, mösyöler, bey ve beyzadeler dudak büzer, burun büker. Meyhaneler Boğazı’nda görülmek ayıptır. Asri alemin keyfi bilir, amma ve lakin bu sokak Eski alemi matiz eder, sermest eder, sırat köprüsü de olsa, ziyadesiyle keyif alınır.

Meyhaneler Boğazı’na, bir tek beyler ile paşalar girmez, giremez. Gayrı müdavimi dinde ve dilde envai çeşittir. Eski’nin ustaları, kalenderleri, çelebileri, erenleri ile; civelekleri, bıçkınları, dayıları, palikaryaları…Bu güzelim harabatta baş köşeler her milletten rindane gönüllere mahsustur. Rind olan, ki masala ve darb-ı mesele yeminli fanidir, ki, iki kadeh arası bir beyit atar, almasını bilene umman hissedir:

Fuzuli rind ü şeydadır/ Hemişe halka rüsvadır (3)

Bu ayıplı alem dertli biçareye, deli divaneye, çulsuz avareye kapı göstermeyen, kol kanat olan, koltuk çıkan bir koltuk mekandır. Eski liman üstü, kale içi ve kale arkası bir serin, bir derin, illa bir ermiş sokak diye bilinir. Sokağın ermişi mi olur denilmesin. O kadar dert dinleyen, o kadar masal gizleyen, o kadar sevda yorgunu kim olsa erenlere karışır. İki kadeh ile kıvama giren, yediveren güllerin, sarmaşık asmaların en koyu gölgelerine sızan, gün ziyası huzmelerden firaren salkımlanan masallar, dört milletin efradına derin muhabbet dergahı olur. Merd burayı merdane meydan, merdbaz burayı şahsına itibar yegane zindan bilir, ki sade burada kıymettar olur. Bu alemin acelesi yoktur, bu alemde vakit çoktur. Uzlet vakti vardır, vahdet vakti vardır, illa işret vakti vardır, ki çok müdavim üç vakti tek eder. Ahret cennetini yek digerine ikram edenlerin şarabı kevseri buldukları yerdir burası, ki tevbeler olsun ve teşbihte kusur affolsun!

İzmir’in üstüne bir İzmir daha oturur, şehir bir hengamegaha döner. Bir başına ticaret değil sebep, her bir yandan göçenlerle şehir pür telaş hareket olmuştur. Yevmiye hesap, şehre giren çıkanın haddi hududu yoktur. Şehirde meskun nüfus bir iken iki olur, iki iken üç olur, üç iken beş olur. İslam millet ile Ortodoks millet bir hayli çoğalır. Girit’ten terki diyar Kritikos İslamı, Bulgarya’dan terki diyar Pomak İslamı, Kırım’dan terki diyar Tatar İslamı ve Kafkas millet Çerkes İslamı göçer gelir konar İzmir’e… Buyur eder durur, bana mısın demez şehir. Dini bir gibidir, amma, her biri bir ayrı dil ile çıkar gelir. Dilde zengin İzmir daha bir zengin dillenir. Söke’nin, Torbalı’nın pamuk tarlalarından, Tire’nin Esir Hanı’ndan firar veya azat Siyahi ademler görünür olur. Amele sınıf tabir edilir ki, Eski’de hiç bilinmez; Midilli, Sakız, Sisam sair adalardan gelip kumpanyalarda iş tutan nüfustur. Punta’dan Darağacı’na serviler, minareler ve çan kulelerine rakip nazire yassı tuğla bacalar yükselir. İslam millet, çift bozan olsa da, ibtida kumpanya ameleliğine yanaşmaz. İhtimal ehliyeti kifayet etmez, ihtimal gözü yemez, ihtimal gayrimüslim kapısına kul olmak caiz görülmez, amma aşikar ki milleti hakimeden olana bu nevi amel yakışık görülmez. Hasılı kelam, İslam millet ve Ortodoks millet nüfusu hayli kabarır bu milletler bahçesinde. Sair milletten yeni nüfus ihmali kabildir.

İzmir’de burnu çiçekli hemşehriler dahil, her kim varsa şehre yabancı, hayrettir, en kolay Meyhaneler Boğazı’nı bulur. Kime sorulsa, ki geçiniz bir kalem mösyö, kiryos, bey, efendi kısmını, cümle çoluk, çocuk, kopela (4) bilir yerini. Bilmeyen var ise o da nev zuhur amele esnaftandır, ki uyku harici fasılasız mesai halindedir, herhalde o sebep. Hali perişanına rağmen, felekten çalınacak an için, amele esnafın da zulasında bulunur tarifi. Şöyle: Faraza Konak önündesin. Hani bir Ortodoks eklisya var ya! Hani Aya Fotini derler çan kulesi her yandan görünür. Kuleyi kerteriz al, al denizi de soluna, Yaliyadika’dan, ismi resmi Mahmudiye Sokak, Punta istikametine yürü, Büyük Vezir Han var, geç onu, eklisyanın avlu duvarları başlar. Sokak üstünde yükselen çan kulesinin tonozları karşılar seni, altından geçtin mi, Frenk Sokak. Dünyan değişir. Böyle zenginlik ve böyle debdebe olmaz dersin. Nitekim resmi ismi de münasip düşer bu hale: Sultaniye Sokak. Neyse, bitir tatlı tatlı sağ yapan kilise duvarını, yol sola meyletmeden ver sırtını denize, yirmi adım ilerle, deniz kokusu biter ve anasona keser dünya: İşte orası, Meyhaneler Boğazı.

Arka tarafları ispirto ve rakı imalathanesi firaklı meyhaneler sıralanır iki yanlı, dar ve uzun. En büyüğü Kirye Arghiros ile ortağı Kirye Sipsounios’un meyhanesi ve imbikhanesidir. Derviş Han’ı geç, ortalarda bir yerlere düşer. Herkesin şişelediği rakıya marka diye adını bastığı zamanlardır o zamanlar. İmbikten çekenler de, karafakiden dökenler de, “yasu vre efendi”, “sıhhatinize muhterem” diyenler de rakıyı namus bilir. İzmir çok dil konuşur, çok dille anlaşır, dillerin dillere geçtiği yerdir. Ezanların çanlara karıştığı, tek bir dile, tek bir dine dönüştüğü bir başka alemdir bu alem. Aya Fotini’nin, Ay Yorgi’nin, Surp Istepan’ın zamana mühür vuran çan sesleri, Hisar’ın mümine de, münkire de günü güneşi ihbar eden ezanları asmanın yapraklarına konar da uyur bu alemde. Ve, kilise ile başlayan Meyhane Boğazı’nın anason kokusu, gülsuyu kokulu İmam Sokak’ta biter. Yani papazın evinden çıkıp meyhaneler arasından geçersen imamı bulursun. İmamdan çıkıp denize doğru anason kokuları arasından geçersen papazı bulursun. İzmir’de, ne ararsan bulursun.

Müminin mutaassıbı bile, ki tövbe ile alır ağıza, meyhane soranı boş çevirmez, yol göstermemek olmaz. Kula mı kaldı kulun içini bilmek! Gecedir, şeytana uydurur, sabahtır tövbe ettirir. Münezzeh gönül Bekri meşrep olanlar aşikar müdavimdir elbet Meyhane Boğazı’na. Bekri meşrep olan ki, her milletten, her meslekten, her cemaatten, her tarikattendir. Derler ki; hafiye değil, aşikar besbelli; nam salmış çok ustalar, de ki tamamı, bekri meşrep olup, bu hayal aleminde hürmet ve itibar görür. Evvel zaman usulüdür, çıraklar savulduktan sonra, her milletten ustalar podyaları sokar uçkura, doğru sırası gelen yarene damlarmış. Çilingir sofra apiko, sıhhatinize efendim, yassu! Rivayet bu.

Masalı mahkum, masalı sürgün ustalar asri zamanda da evvel zaman usulünü bozmaz, ancak tebdili mekan eder, akşam okunduktan sonra kalan akşamı Meyhane Boğazı’nda eda eder olurlar. Pir eliyle karafakiden rakı dökülür, üç parmak kadeh bir dikişte içilir ve iki demeden hünerler üstüne efkar değişilir. Üçe varmadan zamane ahvali masaya serilir. Mihaniki mamulleri gayetle ciddi tenkid edilir.Amele esnafın hali perişanına, hali esaretine esef edilir. Kalfalı, çıraklı ahenkli günler yad edilir. Ortodoks milletin Aya Fotini, Ay Yorgi eklisyaları, Ermeni milletinin Surp Istepan eklisyası alaturka üçü vurdu muydu, dördüncü tokuşturma duyulur, ki bu yolluktur: Haydi şerefinize, hayde yasas! Başparmak bıyıklara uzanır, bir sağ sıvazlanır, bir sol sıvazlanır, mutad ayin başlar. Dört sesten o bir tek Hüseyni terennüm halinde taganni edilecektir. Meyhane ses keser:

Farig olma meşrebi rindaneden
Yüz çevirme nafile peymaneden
Bezmedikçe haleti mestaneden
Çıkmam Allah etmesin meyhaneden.
(5)

Ne uzun, ne de kısa, tam karar. Üç kadeh, bir yolluk. Gönül gözüne fer, ruha huzur olur kamil insanda miktarı makul. Rind olanın iptilası aşka, muhabbete; ispirtoya değil. Hayde vre kalinihtasas! (6) Haydi Allah rahatlık versin! Çıkılır meyhaneden ve hanelerin yolu tutulur. Eski ustalar Asya’nın Çoban Yıldızı’na yollanır; Eski İzmir’e, yokuş yukarı…

Yeni İzmir alafranga saat yeni günü vurasıya ya Paralel Sokak (7), ya Birinci Kordon kulüp nam mekanlarındadır. Hararetli münakaşalar asri örgüler üstünedir, asri hayat ve Asri İzmir’e dair. Burası Evropai İzmir, bir tezat dünyadır bu taraf. Meyhaneler Boğazı ayırır Asya’yı Avrupa’dan. Işıl ışıldır Çoban Yıldızı, hiç sönmeyecekmiş gibi…


1) yun. Çiviciler

2) Osmanlı’da mülk kayıtlarının tutulduğu daire.

3) Sevda aklını almış, dünyaya boşvermiş Fuzuli
Ayıplarıyla her zaman halkın arasındadır

4) yun. Çocuklar.

5) Hüseyni şarkı:
Rindane yaratılışlıdan vazgeçme(dikçe)
Kadehe yüz çevirme(dikçe)
Sarhoş halden bezmedikçe
Çıkmam Allah etmesin meyhaneden

6) yun. Size iyi geceler.

7) İkinci Kordon



Talat Ulusoy

31.12.2010





 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
21 Şubat 2011 09:12

sultan

Büyüdüm:))) ben artık yalnızca Talat Abi'nin "masalları"na inanırım...

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.