DEVE YÜKÜ MASAL (1)

17 Aralık 2010 12:55 / 2987 kez okundu!

 


Kervanlar Acem, Çin ve Hint ellerinin, Anadolu içlerinin renk ve kokularını yüklenmiş yürüyor. Rengi solmadan, kokusu uçmadan, tadı kaçmadan menzile varacak. Kervan yükü bu, kime niyet, kime kısmet! Kervan illa bir menzile varacak, kervancı ise şüpheli. Kervan için son menzil, Çaldıran olalı beri artık İzmir. Kervancı…

Diyelim ki kervancı da, kervan da sağ selamet vardı İzmir’e. Kuzeyde Ayatriada’yı (1), doğuda Burnabat’ı (2) yarıp derinlere dalan koylarıyla Körfez karavelalar, çektirilerle dolu. Üçü beşi iç limana (3) girmiş. Üç beş selvi dışında kır kıraç Tamaşalık cümlesini temaşa ediyor. Ambar boşaltan tekne hiç beklemeden yük bindiriyor. Yükü alan Sancak Kale’den siga siga forsa kürek seyredip açılmış Ege’ye; yelkenler fora! İstikamet: Venedik, Marsilya, Endülüs, Rotterdam, Londra ve daha... İzmir dünya şehri olmaya açılıyor, siga siga…

Dünya dünya dedikleri deniz ile dağ! İkisi de aynı dünyada iki ayrı dünya. İkisi de sözleşmiş gibi, adama söz vermez, verse de sözünde durmaz. Hem verse n’olur; kervancı inanmaz, denizci kanmaz. Kadere inanan, meçhulü menzil bellemiş ademlerdir onlar. Haydutu, haramiyi, karakışı, korsanı, tufanı alt ettiler mi, gülümser kader. Kelle düşürüp topraklara konan soyundan değil onlar. Toprağa düşkün olanın sıcak yataktan, gül dudaktan uzaklarda işi ne?!. O devirde ticaret alavere-dalavere işi değil, o devirde ticaret harbi cesaret işi. Hayat pahasına taşınan deve yükü, keselerle altın kazandırsa ne olur? Ayan değil ki, o parayla ordu beslesin; kırk odalı konaklar yaptırsa, yollarda geçen ömrüne ters. “Kâr, daha çok kâr” daha doğmamış ki sermaye aşkına dağları aşsın! Kim bilir, belki de ayrılıkla mayalanmayan kavuşmadan tat almıyordur. Belki, vuslat isteyen için gurbet gazel ile dillenen bir ağır sınav.

Çöl çorağına inat başka güzeldir gazel
Aşk pınarına taşmış aşka bir beytül gazel

Renk ve kokular develerle, dert ve mihnet kavuşma aşkı ile taşınıyor, burası aşikar. Ama sanki bir başka aşk var bu aşkın içinde, bir başka yük var aşk ile taşınan bu kervanın içinde. Kervan yüküyle aynı yere bağlanmayan, aynı dirhemle aynı terazide tartılmayan, mangır parayla beş para etmese de pek değerli bir şeyler var kervancıyı peşi sıra sürükleyen. Dağarcık zulasında saklanan, han kuytularında ucu azıcık açılan; akıl, gönül ve hayal heybesi malları bunlar! İçi hikemler, hükümler, misaller, mesellerle dolu. Akıl heybesinin dibindeki hikmetler ve ilimler erbabına armağan; haberler, meseller ve masallar cümle kulağa fisebilullah…

Deve kervan yükü altında, akıl kervancı yükü altında ezile ezile menzili maksuda, menzili müntehaya vardı! İşte İzmir! İşte şehirlerin en zengini! Hem parada hem pulda, hem malda hem mülkte zengin. Ama sade bu değil; dini, dili, rengi enva-i çeşit ademiyle zengin. İşte zengin, aşta zengin ve illa aşkta ve sevdada zengin. İzmir, arzuların şehri!

Geç şu Kervan Köprüsü’den, açılsın Kemer Kapı! Kervan yükünü indir, hayal yükünü dök ince ayar ortaya!

Aç kapıyı bezirgan başı
Kapı açtım ne verirsin
Avucumdaki al senin olsun
Hayal heybem ver bana kalsın.


Güngörmüştür develer, iyi bilirler İzmir yollarını. Asri zamanların şimendifer hatları sağ yana düşmez daha. Yarım gözlerle Çorakkapı ve Ermeni mahallat geçilir. Sefarad reaya henüz Selanik’tedir.. Ay Yani kilisesinin etrafında kadim İzmir Ortodoksları. Taze Levantenler denizi öpen verhanelerinin üstünde, ardında barınmakta. Yumuşacık adımlarla İç Liman’a vardı mı kervan; Tire Kapı’dan, Ayasuluk Kapı’dan giren Aydın Ovası develeriyle rıhtımda karşılaşır, selamlaşır develer. Kervancı bir “ııııhh” çeker, iki “ııııııh” çeker, çöker develer ve biteviye dillerini, dişlerini çiğnemeye başlar yorgun bir huzur içinde. Han avlularında develer ile develer, han odalarında gemiciler ile kervancılar bu buluşmadan ziyadesiyle memnundur. Uzun han geceleri başlar. İşte o gecelere girer Hint elinden gelmiş deve yükü masallar, meseller ve misaller.

Hint elinden gelmişem
Uzak menzil almışam
Yarin adı Gülpembe
Arzu çekip gelmişem


İzmir masallarla dolar. Hanlardan çıkan masallar Kale’ye tırmanır. Nif’e yollanır, Ayasuluğ’a, Tire’ye varır. Türlü dillerle donanır İzmir masalları ve her yere ve herkese yeter. İzmir, masallarına masal katar, masal zenginidir artık.

İzmir ticaret şehridir. İzmir gemici ve kervancı mekanıdır. Ama, illa ki destansı masallar şehridir İzmir


(1) Turan
(2) Bornova
(3) Hisarönü ve civarı


Talat Ulusoy

17.12.2010





Son Güncelleme Tarihi: 20 Aralık 2010 10:35

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
22 Aralık 2010 13:33

yıldız ilhan

Sayın Talat Ulusoy,
son yıllarda kentim hakkında yazılmış en güzel yazılardan birini okudum kaleminiz sayesinde.
Varolun, masalların gündemi denli uzun yıllar boyunca...

22 Aralık 2010 12:54

illedost

Merhaba,

İzmir ayrıca soba başı sohbetler, el yapımı oyun destesiyle briçler oynama şehridir de!

Uzun yıllar ardından bir kez daha merhaba.

Sevgiyle...
aliakgok@gmail.com

20 Aralık 2010 21:05

güngör sezgün

Talat, okudum, okudum değil, içtim. Sen onu dolu diye sundun, içtik elhamdülillah... Pervin imzalı yazıdan sonra ne yazılabilir? Sağolsun Pervin Hanım, bu leziz yazıya, nefis bir yorum yazmış. Eline, elinize sağlık.

19 Aralık 2010 17:49

Ferruh

Talat Abi,
eline, diline ve beynine sağlık, çok güzel bir yazı olmuş.
İhsan Oktay Anar'ın o güzelim Tarihsel Romanlarını çağrıştıran bir lezzet bırakıyor insanın dilinde.
Böylesi yazılarını zevkle okuma sözü vererek yenilerini daha bir sabırsızlıkla bekleyeceğim.
Bir roman taslağını anımsatan yorumları da çok yerinde buldum.
Dostlukla...

Ferruh Erkem

18 Aralık 2010 23:51

nuhungemisi

Kervanların gemilerle buluşması tarihte hep önemli olmuştur. Çin ile Orta Doğu ve Avrupa arasındaki ticaret yolları bir zamanlar herşeydi... Bunu güvenceye alan devletler uzuun yaşamıştı, bunu sağlayan kentler en umulmadık zamanlarda hamle yapmıştı. Başarısız olanlar ise tarihin kenar mahallelerinde hüzünle bekliyorlar...

İzmir'den umutluyum, eski günlerdeki gibi yolları birbirine kavuşturacak yine; belki sanal kervanları sanal gemilerle ama buluşturacak. Çağımız sanal artık, biliyorsunuz ve biz bir yolunu bulup yine de İzmir'in ruhuna elimizi mutlaka değdireceğiz :)

Bu harika "Tarihsel İzmir Güzellemesi"ni yazan eller dert görmesin.
18 Aralık 2010 10:00

sultan

Sevgili Talat Abi,

Bir masal diye başladım okumaya... saatler geçti ne benim uykum geldi ne de masalın sonu... Bir makalede roman tasarlanmış... kahramanları eski itibarını "kaybetmiş" bir şehir ve onu çözmeye çalışan okuyucular... Şifreleri verilmiş, sırları yazıya dökülmüş, ayıpları tüllerle örtülmüş, marifetleri kadife kumaşlarla sunulmuş, şehrin giriş ve çıkış kapıları özenle ifadelendirilmiş, derin tasvirlerin ince ve narin dokusunda kendi şehrimin kokusuyla buluştum yıllardan sonra tekrar. Bu destansı yazıdan çıkamadığım gibi bu şehrin kollarına yeniden ve yeniden atılmak için buraya ait tüm küskünlüklerimi de geride bırakmaya zorlandığımı hissettim. Bu şehre aşık birinin bence en "hınzır" en kısa ve en uzun tarifidir bu.

Nasıl bir söylemdir bu?

"Ama sanki bir başka aşk var bu aşkın içinde, bir başka yük var aşk ile taşınan bu kervanın içinde. Kervan yüküyle aynı yere bağlanmayan, aynı dirhemle aynı terazide tartılmayan, mangır parayla beş para etmese de pek değerli bir şeyler var kervancıyı peşi sıra sürükleyen. Dağarcık zulasında saklanan, han kuytularında ucu azıcık açılan; akıl, gönül ve hayal heybesi malları bunlar! İçi hikemler, hükümler, misaller, mesellerle dolu. Akıl heybesinin dibindeki hikmetler ve ilimler erbabına armağan; haberler, meseller ve masallar cümle kulağa fisebilullah… " T.Ulusoy

Kendimi hem 3000 yıl önce de hem de günümüzde hissettiren... Bütün şehir küskünlerini geriye döndüren bu ifade zenginliğinin önünde saygıyla eğiliyorum. Bir kez daha izmirizmir.net adına gurur duyuyorum. İyi ki sizlerin olduğu bir dünyadayız.


Pervin

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.