Derdim çoktur, hangisine yanayım

08 Nisan 2014 14:40 / 951 kez okundu!

 

 

Yüz yıldır sağlığından edilmiş bir toplum halindeyiz. Halimize çare arayacağımıza; karşımızdakini koyun, kedi, inek, keçi ile tarif etmemiz de, ne denli  illetli olduğumuza işaret ediyor:

İlk illet, okuma ve yazma yetisinin yitimi. “Harf Devrimi” ile başlayan, etkileri bugün de var olan bir süreç bu. Okur-yazarların bir gecede “cahil” sınıfına sokulduğu, “eski yazı”nın imha sürecinin başlangıcı olan bir devrim bu. Sonuç: Geçmişiyle ilgili bir yayın ya da belgeyi okuyup inceleyemeyen insanlar topluluğu. Eski yazıyı okuyabilseniz de, aradığınız şey ya “imha” edilmiştir ya da “yasak” edilmiştir! Ne 1915’in, ne 1922’nin kritik günlerine ait gazete veya belgelerin yokluğu buna örnektir.

Okuma, yazma yetisinin yitimi üstüne bir de “Dil Devrim”i binince, konuşma, konuşup anlaşma yetisi de yitirilmiştir. Bu illetin en belirgin dışavurumuna seçim sürecinde tanık olduk. İktidar ve ana muhalefetin toplantılarında kürsülere, alanlara küfür, aşağılama, nefret dolu erkek dili egemen oldu. İnsanca konuşup anlaşmanın kalmadığını görmek için, trafikteki kavgalara bakmak yeter.

 

ÇIKTIK AÇIK ALINLA

Hepsiyle birlikte “tevhid-i tedrisat”, yani “eğitim devrimi” ile hafızalar silindi, bin yılda biriktirilmiş toplumsal hafıza “on yılda on beş milyon genç yaratarak” yok edildi! Bugün tam bir “toplumsal hafıza kaybı” içinde “barış ve demokrasi” arıyoruz.

Bu memlekette barış ve demokrasi sadece seçimler, görüşmeler veya yeni bir anayasa ile sağlanacak şeyler değildir.Geçmişinden tamamıyla kopmuş olmanın getirdiği illetlerden kurtulmak şart. Tedaviye illetlerimizin varlığını kabul ederek başlamak gerekiyor. “İnkılâp Tarihi”nin esaretinden kurtulup, geçmişine bilinçle sahip çıkabilen bireyler olabilmek gerekiyor.

Seçimlerde AK Parti adaylarına “evet” demeye kararlı olanların, aynı zamanda AK Parti hakkındaki “usulsüzlük/ yolsuzluk” iddialarının adli takibini “erteleme” çabalarına da “hayır” diyebilmesi nitelikli bir davranış olacakken, sessiz kalmak, “millet beni akladı” gibisinden bir “hile-i şer’iye” ile aldatılmak bir başka illetli durumu gösterir. Toplum doğru yerde doğru tepkiyi verememektedir. Buna karşılık “yolsuzluk yapan gider” beklentisi de doğru bir tepki değildir. İttihatçı Cumhuriyet tarihinde “yolsuzluk” iddiasıyla çekilmiş bir tek hükümet yoktur ki!.. Bu beklenti “hafızası silinmiş ve formatlanmış” şehirli ve modernlerin “hafıza yitimi” hâlidir.

 

İSTİKLÂL HARBİ DİZİSİ

Açıkça “usulsüz” olarak evlerde saklanan paralar “soruşturulma”ya kalkışılınca duyurulan “darbe” tehlikesine karşı “İstiklâl Harbi” ve seferberlik çağrısı, Mustafa Kemal’in Askerleri cephesinde pek itirazla karşılanmadı. Neden? Nereden gelirse gelsin, illâ bir “darbe” gelsin özlemi mi yol açtı bu tepkisizlik hâline?!

Kişiye yönelik bir suçlamanın “darbe” olarak tanımlanıp yargı yolundan kaçırılması ve bunun, demokrasi adına saygınlığının korunması gereken “sandık” ve o sandığa giden millet kullanılarak yapılmaya çalışılması da en hafifinden “seçmeni kötüye alet etmek” tanımını hak eder. “Darbe geliyor” korkutmacası ile, yakın tarihimizdeki “komünizm gelir” korkutmacası arasındaki benzerliği okumuşların hatırlayamaması “hafıza yitimi” durumudur.

Her sandığa gidiş “İstiklâl Harbi!”, her iktidar mücadelesi bir “cihat” olarak algılandığında; savaşta “düşman”ı imha etmek, seçimde muhalefeti “sandığa gömmek” olarak görülüyor. Sandığı ölümle eşlemek, sandığı mezar çukuruyla bir görmek, bütün illetlerin üstüne tüy dikiyor.

 

BEN GÜZELE GÜZEL DEMEM...

Gezi’den beri özgürlükler kısıtlandı, baskılar arttı. Bu, AK Parti’nin “darbeyi önlemek için” bile bile uyguladığı çok açık bir gerçek. Ama kalkıp da “Cumhuriyet tarihinde böyle bir diktatör görülmedi” demek, geçmişin yüzleşilmemiş suçlarını adaletsizce affetmek, ya da hiç olmamış saymak oluyor.. Bu da tam bir “amnezi” hâli. Tek partili yıllar demokrasinin “altın çağı” mıydı?

Başbakan Erdoğan “diktatör” oldu ya da oluyor. Söylenen bu. Bizde diktatöre diktatör demek “ayıp, günah ve suç” sayıldığı için “diktatör” sıfatını geçerek şu soruyu kendimize soralım: Birinci İstiklâl Savaşı’nın önderi “Tek Adam” olabiliyor da, İkinci İstiklâl Savaşı’nın önderi niye “Tek Adam” olamasın ki?! Üstelik birincinin ikinci kadar da seçmen desteği olmamıştı. Kanıtı 1930 yerel seçimlerinde Serbest Fırka adaylarına verilen oylardır. Burada da bir “hafıza yitimi” hâli yok mu?

Tarihimizde böyle büyük yolsuzluk görülmedi!” Alın size “silinmiş hafıza” eseri bir feryat! Yahu, haydi tarihin unutturuldu, dört işlemi de unutmadın ya! Gasp edilen (yani cana kastedilerek el konulan) Hıristiyan mallarını, bu “Büyük Yolsuzluk” ile gelen servetlerin hesabını yapmadan “büyük” tespitini nasıl yaparsın?

 

SEVAP SAYILAN GÜNAHLAR VAR MIDIR

Şöyle düşünüyorsan böyle bir tespiti rahatça yaparsın: Türklüğün menfaati için yapılan yolsuzluk yolsuzluk değildir. Bu anlayış, 1915’ten bu yana “bağzı” yolsuzluklara yolsuzluk dememenin anahtarı olmuştur. Yolsuzlukla suçlananların yargı önüne çıkmasının engellenmesi için verilen mücadeleye de, bugün de tanık olduğumuz gibi, “istiklâl mücadelesi” demek o günden beri âdet olmuştur.

Tarihiyle yüzleşmemiş, sadece kendi “mağduriyet”i veya “zafer”i üstünden tarih inşa edenlerin, “yaratılanı Yaratan’dan ötürü” değil de, “kendi gibi olduğundan ötürü” sevenlerin, “usulsüz” saklanan paraları kişisel menfaat için değil de, ulusal veya dinî faydalar için elde edilen “helâl” akçeler olarak görmesi anlaşılır bir durumdur.

Boş yere birbirimiz üzmeyelim, Türkiye’nin sorunu iktidar ile muhalefet arasında tercih sorunu değildir. Çözmemiz gerek; “bizi (İslâm ve Türk) kimse sorgulayamaz” anlayışındaki dindarlık ve milliyetçilikten kurtulup, hiçbir suçun kahramanlığa, hiçbir günahın sevaba tahvil edilemeyeceği bir toplumsal mutabakata nasıl varacağımızdır.

 

Talat ULUSOY

06.04.2014

 

Son Güncelleme Tarihi: 10 Nisan 2014 14:02

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.