Mirasa Sahip Çık(ama)mak!

15 Haziran 2019 17:39 / 221 kez okundu!

 

 

Peki son beş yıllık zaman dilimi içinde ne oldu dersiniz! Belediyelere kayyum atanınca, önce kayyum(lar) ve şehircilik bakanlığı hiçbir yerleşimin olmadığı yere bir cami yanına da bir kafeterya kondurdu.

 

****

 

Mirasa Sahip Çık(ama)mak!

*Fotoğraf: Masum Suer/ Twitter

 

"Yakmak ilk aşamasıdır. Örneklerini defalarca gördük. Önce yakılıp kurumuş otlar yok edilecek. Sonra temizliği yapılacak. Sonra da devamı gelecek. Bir bakmışsınız ki, seyyar kablolar çekilmiş. Bir kapı yapılmış. Ve bir "işgal" cafe'ye dönüşmüş.

"Surları hewsel bahçelerini koruma altına almak, UNESCO'nun tarihi ve kültürel miras listesine ekle(t)mek elbette çok güzel çok kıymetli.

Ama unutmamak gerekir ki en az bunun kadar önemli olan da KORUMA BİLİNCİ! Eğer koruyamıyorsanız o miras listesine aldırdığınız eser(ler) aslında sizin yani kent halkının ortak kültürel değeri değildir. Küçük ama kendisinin rantiyesi çıkarı uğruna her türlü kötülüğü yapmaya aday olanlarındır o sizin "tarihi ve kültürel miras" değeri deyip üzerine titrediğimiz..."

Böyle iki paragraf yazmıştım hafta içinde sosyal medyaya Diyarbakır Surları üzerindeki yangın yeri fotoğraf karesini görünce...Sonra içimden geldi belki tepkiyle; aşağıdaki satırlar kendiliğinden geldi ve bu haftanın yazı konusu oldu...

Somut bir örnek; bakın Bundan on yıl kadar önce tarihi ve kültürel miras koruyucusu şahsiyetler en az bin yıldır (görüneni merwani döneminden kalma) yerinde duran Ongözlü Köprünün taşıyıcı ayakları ve gövdesi üzerinde çökmeler olduğunu farkedince Karayolları'na, Kültür ve Tabiat Varlıkları'na, Büyükşehir Belediyesi'ne, Valilik Makamı'na başvuruda bulundular.

İlgililer başvuruyu haklı ve yerinde buldular. Ongözlü Köprü motorlu araç geçişine kapatıldı. Bir kilometre ötesinde de araçların geçişi için yeni bir köprü yapıldı.

 

 

"Kent işgal kuvvetleri"

 

 

Peki son beş yıllık zaman dilimi içinde ne oldu dersiniz! Belediyelere kayyum atanınca, önce kayyum(lar) ve şehircilik bakanlığı hiçbir yerleşimin olmadığı yere bir cami yanına da bir kafeterya kondurdu. Hemen onlarla birlikte "kent işgal kuvvetleri" de köprünün iki başındaki ayaklarının dört tarafını iki-üç-dört katlı nehre nazır işgal alanlarına çevirdiler.

Yakında, bir zamanlar Gazi Köşkünün ana yoldan girişine kondurulduğu gibi, ongözlü köprünün girişine de bir bekçi kulübesi kondurulup şapkalı önlüklü bir görevli diktirilip fiş kesilerek köprüye giriş ve nehri seyir ücreti talep edilirse hiç şaşmamalı.

2015 yılı Temmuz başında UNESCO tarihi ve kültürel miras toplantısına kalabalık bir toplulukla gitmişti Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi. Kültürel Mirasa dahil olunduğu haberi duyulunca ciddi bir heyecan sarmıştı herkesi. Aynı günlerde Almanya'nın Münih kentinde bir söyleşideydim. Duyunca ordan aramış ve kutlamıştım Belediye Eş Başkanlarını.

Döndükten yirmi gün sonra annemin vefatı sonrası taziyeye gelmişlerdi Büyükşehir belediyesi eşbaşkanları. Kendilerine "kızgın olduğumu" söyleyince "neden, hayırdır" demişlerdi.

"Çok isterdim UNESCO kültürel miras aday seçimi toplantısında sizlerle birlikte olmayı, neden davet etmediniz!" deyince! "Arkadaşlar, 'herkesi davet edersek önünü alamayız' dediler. O yüzden kusura bakma" demişlerdi. Ben de cevaben "ben her kes değilim. Şeyhmus Diken'im. Hemen hiç kimse surlar ve tarihi kültürel miras üzerine konuşmaz yazmazken ben yazdım, konuştum, ömür harcadım.

Orda olsaydım, ciddi desteğim katkım olurdu" dedim.

Ve şimdi bir kez daha diyorum. Ongözlü Köprü milattan önce 1. Yüzyılda Kral Manu döneminde, milattan sonra 512 yılında Roma-Bizans kral 1. Anastasias döneminde, yedinci yüzyılda Emeviler döneminde, son olarak da 1.000 yıl evvel Mervaniler döneminde defalarca elden geçirilip bugünkü haline getirildi.

 

U-NUT-MA-YIN

 

 

Peki bazalt taşın olanca ustalığı ile gergef gibi işlenen köprü böyle mi korunur. U-NUT-MA-YIN! Tarihi ve Kültürel değerler sadece kendisi değil çevresi ile birlikte korunur. UNESCO bu sebeple "Diyarbakır Surları ve Hewsel Bahçeleri"ni bir bütünsel koruma politikası ile dikkate alıp Tarihi ve Kültürel Miras listesine dahil etmiştir.

Surlarla ilgili bir kaç yıl evvel Diyarbakır'da bir otel salonunda "tarihi kentler birliği"nin üç günlük sempozyumu yapılmıştı. O toplantının final oturumunda öneriler talep edilmişti. Söz almış ve demiştim ki; "Bu ülkede bu kadar çok birlik beraberlik kardeşlikten, etle kemik (önce tırnaktı) olmaktan söz ediliyor ya! Kardeşlik, birlik sözle olmaz.Kardeşlik mi istiyorsunuz! Bakın Diyarbakır'ın tarihi surlarının 82 burcu var. Türkiye'de de 81 şehir var. Her şehre bir burç tahsis edelim, önüne de o şehrin adını plakasını plaketle çakalım.

Bu şehirde her şehrin Diyarbakır surlarında bir burcu olsun. O burçla şehir kendini anlatsın. 82. Burç da kardeşlik burcu olsun. Alın size öneri" demiştim de toplantıyı yöneten moderatör "not aldık, en somut ve anlamlı öneri bu oldu" deyivermişti.

Şimdi, ez cümle demem o ki; bırakın şu koltuklarınızın rahatlığını. Şu kadim şehrin taşına toprağına, suruna, bedenine, burcuna, köprüsüne, nehrine, bahçesine, camisine, kilisesine sahip çıkın. İbadetin hayırlısı da, sivili toplumculuğun anlamlısı da, şehrin valisi belediye başkanıyla; atanmış ya da seçilmiş yönetici olarak yönetmenin haklı gururu da ancak değerleri kent halkının ortak kullanımına parasız, pulsuz sunmakla olur. Göl, Nehir, Deniz kıyıları insanlığın ortak ve açık kullanım alanlarıdır.

Hiç bir mülkiyet tarifi ile el konulamaz. El konuluyorsa bu işgaldir ve halkı o doğal değerden mahrum bırakmaktır. Sadece orada oturmanın parasını verebilecek olana göz yummaktır bunun adı. Hewsel Bahçeleri ile ilgili imara açma niyetleri de, sadece köprünün ayakları dibine değil nehir havzasına nehrin yanıbaşına yapılaşmalara da evet demektir bunun adı!

Ha, yok benim / bizim gücümüz yetmiyor. Kapanın yanına kâr kalıyor. Birilerine de ah vah etmek düşüyorsa geçmiş ola. Diyarbakır'da bir yeri işgal etmeye yeltenen niyetlenenlerin çok sevdiği bir söz var: "Ayağıma yer edem / Gör ki başan ne edem".

Aynen budur durum. Ongözlü Köprünün ayağının önüne ilk kulübe dikildiğinde, ya da sur burçlarından biri işgal edildiğinde kenti yöneten irade "dur bakalım hemşehrim ne oluyoruz" deseydi. Bugün bunları yaşamaz ve yazmazdık.

Ama geç değil...Henüz vakit var iken...

 

Şeyhmus DİKEN

15.06.2019, Diyarbekir

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.