Margosyan'ın Tanrı'ya Kelamı!

22 Nisan 2017 13:23 / 209 kez okundu!

 

 

Eğer bu tuhaf min-el garaib ülkede hasb-el kader okur iseniz ve dahi bu okuma serüveniniz muvacehesinde yolunuz bir şekilde Mıgırdiç Margosyan Üstad ile kesişmemişse, onun yazdıklarını okumamışsanız çok şey kaybetmişsiniz demektir, benden söylemesi.

Mıgırdiç Margosyan bir Diyarbekir Ermenisi. Orta mektep ikincisi sınıfa kadar Diyarbekir küçelerinde “o küçe senin, bu küçe benim” okul peşinde, okul saatleri dışında da ya dayısının demirci işliğinde, olmadı başka mekânlarda şehrin muhabbetine dalıp gitmiş.

Gün gelmiş coğrafyayı dolanıp Ermeni çocukları kendi dillerinde mektep-medrese görsünler, “adam olsunlar” diye ailelerinin onaylarıyla çocukları İstanbul’daki Ermeni mekteplerine götürmeye gelen bir zat-ı muhteremle kader birliği etmiş.

Ve kendi tabiriyle “Bileti İstanbul’a kesilmiş”.

İyi ki de kesilmiş bileti İstanbul’a!

Dilini eli yüzü düzgün bir şekilde öğrenmekle kalmayıp, hem anadilinde hem de Türkçede Anadolu ve Mezopotamya Ermenilerinin, halklar harmanı olan coğrafyanın Diyarbekirinin o çok dilli, çok kültürlü yaşam biçimini, hikâyelerini üslup sahibi bir yazar olarak okurla buluşturmuş bir yazar.

Teferruatına girmeyeyim isterseniz. Nerdeyse otuz yıl olacak kendisiyle muhabbetimiz. Gâvur Mahallesi, Söyle Margos Nerelisen, Biletimiz İstanbul’a Kesildi, Tespih Taneleri ve dahi diğer kitaplarından birini / bir kaçını okursanız / okumuşsanız “az bile yazmışsın” diyebilirsiniz bana…

Kelimelerin, cümlelerin ağırlığını ve hikmetini tartarak ağır ağır konuşan bir adamdır Margosyan. Kelamının, karşı yakada nasıl bir karşılık bulacağını ölçerek göz temasını da önemseyen bir yazardır.

Bu sebeple yazdıklarında da aynı üslubu yakalamıştır. Onun metinlerini okuduğunuzda eğer daha önceden kalemine teşne iseniz, altında imzasını görmeseniz dahi bu Mıgırdiç Margosyan’a aittir dersiniz hemencecik.

İşte, usta bu defa alışılmışın tersine bir başka “iş” yapmış. Hani sıkça yaptığı “Diyarbekir / Dikranagerd” muhabbetinden sıyrılarak bir başka “iş”…

Adeta bizim buraların, yani sizce “oraların” tabiriyle “arının deliğine parmağını sokmuş”.

Tanrı ile muhabbete gir(iş)miş.

Kitabı Mukaddes’in o meşhur ilk bölümü “Yaratılış”tan bilirsiniz işte…

“Başlangıçta Tanrı göğü yarattı. Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıkla kaplıydı. Tanrı’nın ruhu suların üzerinde hareket ediyordu. Sonra Tanrı ‘Işık olsun’ dedi ve Işık oldu. Sonra ışığın iyi olduğunu gördü karanlıktan ayırdı. Gece ve Gündüz oldu. Sonra Suları bir yere topladı Deniz oldu. Su olmayan yerler kara oldu…”

Bu böyle yedi gün boyunca bir yaratılış anlatısı olarak gayet edebice akıp gider…

Tabii “dünyanın yaratılış” meselesi bütün dinlerin ve dahi bilimin de üzerine “kafa yorduğu” en önemli mevzudur, bilinir. Bunlardan en filmografik olanı da bildiğiniz üzre Nuh Tufanı’dır. Hatta Nuhun Gemisinin Cizre’deki Cudi mi, yoksa Ağrı’daki Ararat (Ağrı) dağında mı karaya oturduğu hâla “tartışma” konusudur.

İşte, usta Mıgırdiç Margosyan dedik ya! “Arının deliğine parmağını soktu”. Tam da bu minval üzere bunu yapmış; adını “Tanrının seyir defteri” koyduğu kitabında…

“Ol deyince olduran, öl deyince öldüren” Tanrı’nın “hiç” yoktan var ettiği yer, gök, deniz, kara, yıldızlar ve dahi insan dâhil tüm canlılar âleminin kadim Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasına değen hikâyesini kendi “ironik” üslubuyla yazmış / anlatmış…

Dayanamamış yine Diyarbakır’a bir uğramış. Kitabın sonunda yolu “ölümlü” olmakla kesişen her beni âdemin son sığınağı mezarlıktan bir “Hokecaş” hikâyesini kadir bilir okuruna armağan etmiş.

Mıgırdiç Margosyan okurları tez zamanda alıp okumalı…

Mıgırdiç Margosyan, Tanrı'nın Seyir Defteri, Aras Yayıncılık, 2016, 128 sayfa.

 

Şeyhmus DİKEN

22.04.2017, Diyarbekir

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.