Hikayesi Olanın Yazdıkları

03 Kasım 2018 10:18 / 336 kez okundu!

 

 

Ufkun Öte Yanı; usta bir kadın yazar, yazar adayı genç asistanı ile usta yazarın sırra kadem basan geride bıraktığı büyük sır metninin izinden mekanlar, insanlar ve her birinin apayrı ama bir yerlerde buluşan hikayeleri...

 

****

 

Hikayesi Olanın Yazdıkları

 

İrem Uzunhasanoğlu’nun edebiyatını “Ufkun Öte Yanı”nı okuyuncaya kadar bilmiyordum. İlk romanı “Gitme, Gül Yanakların Solar”ı okumamıştım.

Çerniçevski’nin “Nasıl Yapmalı” dev eserinde muhteşem bir Roman Kahramanı tipi vardır; Rahmetov.

Rahmetov, gerçek hayatta bir bütün olarak karşılığı olabilecek biri gibi yer etmez zihinlerde. Bir bütünün parçalarından biri / birkaçı olmakla yetinirsiniz en fazla Rahmetov ile yüzleşince.

Rahmetov’un, yazarların kitaplarına bakışı şöyledir: Okur Rahmetov yazarın önem atfettiği bir kitabını, sonra bir başka kitabını. İlkinin ağırlığındaysa ya da onu aşmışsa ne ala. Değilse defter kapanmıştır.

Ufkun Öte Yanı’nı okuduktan sonra nedense bir anda Rahmetov’u anımsadım. Ve İrem’le Diyarbakır’daki yoğun yayın ağacı imzasından sonra sohbet ederken bir sonraki romanını düşündüm.

Bu hep böyledir. Okuyup da okurunda iz bırakan edebiyatçıların sonra yazacakları merak edilir.

Ufkun Öte Yanı; usta bir kadın yazar, yazar adayı genç asistanı ile usta yazarın sırra kadem basan geride bıraktığı büyük sır metninin izinden mekanlar, insanlar ve her birinin apayrı ama bir yerlerde buluşan hikayeleri...

Belleklerinde bin bir insanın ve bizatihi kendilerinin hikâyelerini taşıyanların anlatılarını dinlemek! Dinlerken; acı veren ıstıraplardan beslenmek ya da ıstırap veren acılara çare olmak!

Çare olayım derken sırtında olanca varlığını taşıyan salyangozun kabuğuna basıp kırınca onun derdine yanayım derken kendi “yersiz-yurtsuz”luğunun hüznünü yaşamak!

İnsan tekini sarıp sarmalayan kelimelerin gücüne sığınayım derken, kulenin en yükseğine tırmanıp, kuyunun en derinine inip ipsiz merdivensiz kalmak! Sonra hepsinden vazgeçip sessizliğin iç ahengine sığınmak!

Bütün bunlar yazarın derdi meramı sanki. Dobra olmayı tercih eden, suya da sabuna da dokunarak yazmayı dert eden bir kalem üzerinden yazmak. Ama yazılanlar taşa yazılsın, kazılsın suyla yok olup gitmesin diye.

Sonra ve sonra hikayenin sonunda ortaya çıkan bir çareci kadın, Sula Ana konuşur ve konuştuklarıdır artık ardakalan.

İnsan; birinden, bir yerlerden gider de! Aklı kalır, ruhu kalır, canı kalır, nefesi kalır, gecesi-gündüzü demi kalır ezcümle sözü kalır ya ardında!  Ve dahi teninin kokusu...

İşte sanki bunun romanını yazmış İrem Uzunhasanoğlu Ufkun Öte Yanında. Ne yolcu, ne de hancı! Hiç biri olamamışlığın acısını hep içlerinde taşımış olanların romanını geride nesi kalmışlığı...

İç karartıcı tuhaf zamanları yaşayanların dile getirip sonra hızla dilden düşürdükleri çekip gitmelerin aslında gidememe, hep kalma hallerinin edebiyata değen yüzü...

Çerniçevski’nin Rahmetov’unu unuttuk sanılmasın. Ufkun Öte Yanı’nda ne var bekleyip göreceğiz...

*Ufkun Öte Yanı, İrem Uzunhasanoğlu, İthaki Yayınları, 2018

 

Şeyhmus DİKEN

03.11.2018, Diyarbekir

 

Son Güncelleme Tarihi: 06 Kasım 2018 12:28

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.