Öğrenci evleri

07 Kasım 2013 14:46 / 1165 kez okundu!

 


Ülkemizde gündem o kadar yoğun ki başka bir ülkede bu kadar yoğun, spekülasyona açık gündem yoktur herhalde. Gezi, türban, Marmaray, 29 Ekim kutlamaları, seçimler, adaylar, aday adayları, Sarıgül, Dolmabahçe iskelesi ve en sonunda da nur topu gibi bir konumuz daha oldu; öğrenci evleri. Başbakan her yurt dışına çıkışında yaptığını tekrar etti. Ortaya bir konu attı ben gelene kadar siz bunla oyalanın tarzında. Dolayısıyla herkes de topa ya koluyla ya ayağıyla ya da bodoslama girdi.

Her şeyden önce muhafazakar bir iktidarın aile kavramına önem vermesi gayet doğaldır. Ailenin korunması, yaşatılması ve güçlendirilmesi hususunda Avrupa’daki muhafazakar partiler de dahil olmak üzere hepsi için aile önemli bir kavramdır. Bu konuda hiçbir sorun yok. Toplumun çelik çekirdeğini oluşturan bireyin ilk aidiyet duygusu kazandığı yer ailedir. Ailenin tüm negatif değişimlerden korunması gerektiği konusunda mutabıkız. Hatta muhafazakar bir iktidarın aile bütünlüğünü korumak amacıyla milli eğitim sisteminde vatandaşlık gibi dersler de ailenin bütünlüğüne yönelik konuların ilave edilmesinden tutunda devletin yayın organları vasıtasıyla aileye dönük yayınlar yaptırmasının da gayet doğal olduğunu hatta olması gerektiğini belirtmek isterim. Fuhuştan, insanın pazarlanmasına kadar tüm gayri ahlaki örgütlenmeleri engellemek elbette devletin görevidir. Çelik çekirdek olan ailenin bozulması toplumsal anlamda ciddi sıkıntılara sebep vereceği de aşikardır.

Fakat başbakanın yaptığı konuşmada öğrencilerin yaşam tarzlarının gayri meşru ilanına kadar varan söylemi tasvip etmem, onaylamam mümkün değildir. Gayri meşru hayat tarzı nitelendirilmesi kime ve neye göre geçerlidir. Anayasaya göre mi, yasalara göre mi yoksa kişisel tercihten dolayı mı gayri meşruluk vasfı atfedilir. Gayri meşru olan nedir? Bir genç kızla bir erkeğin aynı evi paylaşması mıdır? Bu gençlere yönelik mahalle baskılarını arttırmak ve hatta kolluk güçlerini devreye sokmak doğru mudur? Çok kültürlü bir toplumda yaşadığımızı artık tüm kesimlerin algılaması gerekiyor. Diğerinin yaşam tarzına müdahale anlamına gelebilecek söylemlerden vazgeçmeliyiz. Üstelik cinsellik dediğimiz husus insanın fıtratında vardır. Buna ket vurmak, yok saymak mümkün değildir. Karşı cinsi keşfetmenin yolu ortak yaşam alanlarını çoğaltmaktan geçer. Karşı cinsi uzaydan gelmiş bir varlık olarak addeden gençliğin olduğu bir ülkede toplumsal olgunluğu yakalayamayız. Devletin kolluk güçleri vasıtasıyla bireyler üzerinde baskı yaratması sadece kaosa neden olur. Üstelik devletin zorla, cebirle bir yaşam tarzını dayatması kabul edilebilir bir şey değildir. Başbakanın açıklamasının hemen arkasından Adana valisi ben bunu görev telakki ederim kıvamındaki bir söylemle icraatlarına başlayacağı açıklamasında bulunması da ülkemizde halen daha bürokratik muhafazakarlığın nerede durduğunu göstermesi açısından önemlidir. Devlet ahlak zabıtalığı görevine soyunup insanların yaşam tarzlarına müdahale noktasına gelmesi kabul edilebilir bir siyasi anlayış değildir. Hatta Anadolu’da okuyan üniversite öğrencilerinin üzerinde mahalle baskısı yaratılmaya çalışılması da ayrı bir zorbalıktır. Eğer amaç aile bütünlüğünü sağlamaksa bunun yolu böyle uç söylemlerden geçmez. Ayrıca öğrencinin toplumsal tehdit gibi algılanmasına neden olacak söylemlerin başbakan tarafından dile getirilmesi doğru değildir.

80 öncesinin klasik sağ söyleminde öğrenci ve turistin o yöreye gayri ahlaki yaşam tarzı getireceğine yönelik bir inanç vardır hatta bu konu Türk filmlerinde bile işlenmiştir. Böyle bir düşünce tarzına paralel gibi duran söylemi bugün dile getirmenin anlamı nedir gerçekten anlamakta insan zorlanıyor. Tam ülke seçim atmosferine girmişken kendi seçmenini konsolide etmek amacıyla söylenmiş bu sözün ülkede toplumsal yarılmalara neden olduğunu artık Başbakanın anlaması gerekiyor.

Çok dilli, çok kültürlü bir toplumda yaşadığımızı unutmayalım. Kimse kimseye mahalle baskısı uygulamasın. Gayri meşru yaşam tarzı kavramı travmatik bir anlayıştır. Komşuları ihbara sevk eden bu tavır sadece ülkede normalleşmeyi geciktirmekle kalmaz toplumsal yarılmayı daha da derinleştirir. Üstelik devleti eve sokan anlayış otoriter bir anlayıştır. Aile içi otorite anlaşılabilir bir şeydir üstelik olması gerektiğine de inanırım. Fakat devlet evlere girmeye kalktığı anda sıkıntı başlar. Başbakanın bu söyleminden sonra şu kadar yıldır iktidardayız kime müdahale ettik ki diye sormasının da anlamı kalmıyor. Çünkü şimdiye kadar müdahale etmediğini varsaysak bile son çıkış ciddi anlamda toplumun bir kesimi tarafından dayatma olarak algılanacaktır ki bu da gayet normaldir.

Artık başta başbakan olmak üzere tüm siyasilerin farklı yaşam tarzlarına saygıyı öğrenmesi gerekir. Demokratik olgunluk bunu gerektirir.


Serdar AKSOY

07.11.2013

Son Güncelleme Tarihi: 07 Kasım 2013 19:46

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.