KÜRT SORUNU DEĞİL KÜRTÇÜLÜK VAR

30 Haziran 2010 23:01 / 2923 kez okundu!

 


Bir olaya sorun olarak bakıyor ve çözüm arama ile işe başlamak istiyorsak ilk yapacağımız iş olayı tanımlamaktır. Basite indirecek olursak şu soruların yanıtlarını bulma gayreti içerisinde olmalıyız: KİM, NE MAKSATLA, NEREDE, NE YAPIYOR?

Yanıtlayalım: Kürt kökenli bir gurup insanlarımız, Türkiye Cumhuriyetinden ayrı olarak özerk bir yönetim kurmak için, Türkiye’nin her yerinde, terörist hareketlerde bulunuyor. Olay bir Kürt sorunu değil, ülke birlik ve bütünlüğüne kasteden bir gurubun ayırımcı ve bölücü Kürtçülük sorunudur.

Biz ne yapıyoruz? Ülke birlik ve bütünlüğünün korunması amacıyla terörist hareketlerin son bulması için güvenlik düzenleri alıyor, çatışıyoruz. Sorular ve yanıtlar belli oldu. Artık demagojik laf ebelikleri ile bu çerçevenin çevresinde dolaşanlara değer vermeden olayı doğru açılarla gözlemlemeliyiz. Olay bizim için artık tanımlanmıştır. Planlarımızı bu esasa göre hazırlamalıyız. Türk Güvenlik Güçlerinin yaptığı da budur.

Alt kimlik, üst kimlik, AB/ABD ne der? Avrupa Parlamentosu neler diyor? Terörizmi kınamayan belediye başkanları Avrupa’da ne gibi girişimlerde bulunuyor? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki davalar nasıl gelişiyor? Dağdakiler ateş kes teklifi mi yapıyor? ABD ve koalisyon kuvvetlerine yamanmış Kürt kökenli Barzani ve Talabani aşiretlerinin diktatörleri ne düşünüyor? KCK elemanlarının tevkifleri tepki mi yaratıyor? Terörist başı avukatlarına neler söylüyor? Diyarbakır’daki Adalet ve Çözüm girişimi ne diyor? NATO Afganistan’a gitti, Kandil’e de gelsin gibi söylemler, yukarıdaki amaç için çatışan Güvenlik Güçlerimiz (Kırsal kesimde Jandarma, meskun mahallerde polis) ve korucu vatandaşlarımız için artık, safsatadan öteye geçmeyen laf’ı güzaftır. Bir tek hedef vardır: Ayırımcı ve Bölücü Terörizmin sonlandırılması.

KÜRTÇÜLÜK GİRİŞİMİNİN AŞAMALARI

Dünyadaki bütün ayırımcı ve bölücü girişimler yaklaşık olarak üç aşamadan geçmektedir. Birinci aşama: Tanınma-Recognition. İkinci Aşama: Tazminat-Repairation ve Son Aşama: Toprak-Restoration. Bugüne gelinceye kadar Kürtçülük girişimi iki aşamadan geçmiş. Politikacılarımız başlangıçtan itibaren bu gelişmeyi önlemede başarılı olamamışlar. Kendilerini bütün dünyaya tanıttıktan ve verdikleri zararları Türk makamlarına tazmin ettirdikten sonra üçüncü aşama için uğraşı vermekte ve toprak talebini içeren haritaları ABD kurumlarında yayınlatmaktalar. Türkiye başlangıçta, bu iki aşamayı geçmelerine olanak vermeyen ekonomik ve bölgesel kalkınmayı tamamlayıcı girişimleri başarabilseydi, Kürtçülük yurtdışında bu kadar zemin bulamayacaktı. Olayın her şeyden önce farklılıkların giderilmesine yönelik ekonomik ve sosyal isteklere dayandırılmış olduğu gerçeği dikkate alınmamış ve/veya alınamamıştır. Güvenlik güçlerimiz bu ihmaller sonucunda şimdi Kürtçülük girişiminin üçüncü aşamasını, toprak talebini-bölünmeyi önlemenin uğraşısını vermektedir. ABD, NATO ve AB‘in bu olumsuzluğu durdurmak için yardımcı girişimlerde bulunmasını beklemek de hayaldir. Her ikisinin de şimdiye kadar PKK terörizmini dolaylı desteklerle yaşattıkları ve yaşatmakta oldukları unutulmamalıdır.

TERÖRİSTLERİN DURUMU

Kuzey Irak’ta Kandil dağına kaçan PKK, ideolojik değişime uğruyor. 2002’de adını KADEK-Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresine çevirerek siyasi bir kimlik görüntüsü vermeğe çalışıyor. 2003 sonlarına doğru da Türk-Kürt örgütlenmesi görüntüsünü vermek için adı Kongra-Gel olarak değiştiriliyor. Halihazırda Kandil dağında bu üç ad altındaki guruplar iç içe, fakat değişik görüşlerin temsilcisi gibi bulunuyor. Terörist başının kardeşi Osman Öcalan dağdan inerek Yurtsever Demokrat Cepheyi kuruyor. Bu arada Cemil Bayık ve Murat Karayılan terörizmi sürdürüyor. Kendilerini siyasi yapı ve yeni kurulan TAK-Kürdistan Özgürlük Şahinlerini de askeri kanat ilan ediyor. Bu arada PJAK, İran’da benzer terörist girişimlerini sürdürüyor. Kısacası Kandil dağı bir kargaşa içinde. Teröristler, Kandil’de kalıp PKK’nın bölünmüş ve zayıf liderliğine bağlı mı kalacaklar yoksa Türkiye’ye dönüp barışçı veya şiddet içeren bir yolu mu seçecekler, kararsızlık içindeler. Kararsızlar güvenlik güçlerimize teslim oluyor.

TÜRKİYE’DEKİ KÜRT VATANDAŞLARIMIZIN DURUMU

Kürt kökenli vatandaşlarımızın hepsini olayların sorumlusu olarak suçlamak gerçeği reddetmek olacaktır. Bu vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu uyum içinde ve mecliste de her partide temsilci bulundurarak yaşıyorlar.

Bir büyük kesim de Doğu ve Güney Doğu’da yaşıyor ve PKK girişimlerinden duydukları rahatsızlığı belirtiyor. Örnek: 99 Sivil Toplum Kuruluşundan (STK) oluşan “Diyarbakır Adalet ve Çözüm Girişimi Gurubu” ve Batman’daki 83 STK’lı gurup ortaklaşa şu görüşü benimsiyor: “Hükümet Kürt meselesinin demokratik çözümünün anayasal zeminini hazırlama sürecini başlatmalı, tüm taraf ve dinamikleri yok saymamalı ve güvenlik güçleri operasyonlarına PKK da eylemlerine son vermelidir.”

Bölgede ayrıca İslamcı kuruluş ve kişiler (Dicle-Fırat Diyalog Gurubu) bulunmakta ve PKK ve destekleyicileri ile itilaf halindeler. Nitekim bu guruplar Şeyh Sait’in kutlamasında anlaşamayarak ayrı ayrı kutladılar.

Bütün bunlara ilaveten PKK destekçisi BDP ve belediyeleri bulunmaktadır. Buna ilaveten maalesef “feodal yapı” hepsinin üstünde sömürü düzenini sürdürmektedir.

Özetle, Kürt vatandaşlarımız ayırımcılık ve bölücülük konusunda homojen bir yapı göstermemektedir. Ancak, Güvenlik Güçleri ile mücadele sürdürülürken diğer yandan Adalet ve Çözüm Gurubunun “Kürt meselesinin çözümünde tüm taraf ve dinamikleri yok sayan yaklaşımlardan vazgeçilmelidir” söylemini dikkate alan hükümet, ülkedeki diğer STK’ları da koordineli bir şekilde harekete geçirerek, çözüm, kamuoyunun malı yapılmalıdır. Sorun Türkiye’nindir ve onu toplumsal (STK-Sivil Toplumsal Kuruluş) destekli Güvenlik Güçlerimiz çözecektir.


Sedat İlhan, E. General

29.06.2010


Kaynak:

(1) James Brandon, Jamestown Foundation, Oct 2006, Dünya Gündemi, 1 Ekim 2006
(2) Kürt Siyasi Hareketinde Çokseslilik, Ruşen Çakır, Vatan, Haziran 2010-06-29
(3) Diyarbakır’dan Ortak Çağrı, Vatan, Haziran 2010


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
05 Temmuz 2010 21:53

İSMAİL HAKKI ATILGAN

Sayın Sedat İlhan bey, Sayın Paşam.

Teşhisi doğru koyuyorsunuz, alıntı fikirleri yerinde belirtiyorsunuz ama iş çözüm kısmına geldi mi tıkanıyorsunuz... Bu sadece size has bir durum da değil zaten. Ama dost sohbetlerindeki emekli askerler, ama emekli brokratlar hep aynı şeyleri söylüyorlar. Çözüm askeri.

Bu, bence sizlerin teşhisi yanlış algıladığınızdan kaynaklanıyor. Şunu hiçbir asker söylemiyor (terör demokratik hakların kısıtlanması ile baskı ile sulanıp büyümektedir) demiyor, diyemiyor. Bunu söyliyemeyince de istediğiniz kadar tahlil edin, sonuçta asıp kesme anlayışı, yok etme anlayışı ağır basıyor. Ve durum gittikce ağırlaşıyor. Bugün öldürülen teröristlerin çoğu 20 yaş altı. Halbuki PKK ortaya çıkalı 27 yıl olmuş. 27 yıldır hep aynı çözümü öneriyoruz. Terörün en azdığı dönemler de hep siyasi çalkantı yıllarına rastlıyor.

Bu aralarda da gemiyi azdı. Sebebi çok basit. Türkiye dışta komşularıyla sorunlar yaşamıyor (yaşamalı), içte cumhurbaşkanlığı sorununu atlattı (o zaman da azmıştı) şimdi DEMOKRATİK AÇILIM VE ANAYASA değişikliği var, ERGENOKON VE FAİLİ MECHULLER araştırılıyor, eski nemalanmalar ortaya çıkma ihtimalinde (2000-2001 kırizleri). Terör tabii ki azacak, azdırılacak, ortamı yaratılacak.

Sayın Paşam, çözüm çok basit. Artık halk bunun farkında. Halkın farkında olduğunu bilen oligarşi de farkında. Zorla askere siyaset için baskı yapılıyor, yüksek yargı zaten siysallaşmış çarkını elletmiyor. Bunlar için de siyonist pisikolojik dezenformasyon hem yazılı, hem görsel basında görevini süratle yapıyor ki, değişiklik yasası geçmesin, referendum olmasın, eski düzen sürsün isteniyor. Çözüme gelince CHP ve MHP iktidara demokrasi için, açılım için destek vermelidir. CHP iptal teklifini geri çekmeli, MHP en az on günde bir Başbakanla bir araya gelip değerlendirme yapmalıdır. Genel kurmaydaki siysallaşmış yapının düzeltilmesi için genel kurmay başkanı yüreklendirilmelidir.

Bunların yarısı yapılsa bile terör zeminini kaybedeceğinden, kendiliğinden yalnızlaşıp kendini yiyecektir. Dışta destek kesildiğinde, içte barış demokrasi sağlandığında böyle bir sorun oluşmayacaktır. Burada çok önemli bir sorun daha var, o da, yıllardır bölücülük ve güneydoğu sorunu olan sanayii batacağından, o işten geçinenlere de yeni imkan ve altarnatifler getirilmelidir.

Bakın şimdi sizin yazınız ile benim düşüncelerim çok az örtüşüyor. İşte devleti yönetenler de halk gibi düşünmeğe başlarsa bu sorun çözülür, yoksa bir otuz yıl daha böyle gider, her olayda aynı şeyleri söyler bu ülkenin enerjisini başkalarına peşkeş çekeriz.

Konu ve görüşleriniz için teşekkür ederim.

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.