Tanrının savaşan kuvvetleri

04 Eylül 2013 01:12 / 1345 kez okundu!

 


Ortadoğu halkları cennet uğruna savaşmak için doğduklarına inanırlar. Onlar için hayatın anlamı Tanrı için savaşarak Tanrıyı mutlu etmektir. Tanrı aşkına öldürme dürtüsünün dayanılmaz arzusuyla yine savaşıyorlar yine birbirlerini öldürüyorlar.

Erkek egemenli coğrafyanın erkekleri savaşıyor, kadınları ağlıyor, çocukları ölüyor. Gün boyu oturup gözyaşı döksem de orta doğunun kötü kaderine faydası olmaz. Ortadoğu savaşları dünde vardı, bu günde de var yarında olacak. Kalubeladan beri, Kerbela’dan bu yana bu coğrafyanın her karış toprağına insan kanı dökülmüştür.

İsrail oğulları üç kez kıyımdan geçirildi. Filistin bildim bileli kan-revan içinde inler. Ermenilerin kaçanları ancak kurtulabildi. Süryaniler çekip gittiler, Rumlar bir velveleyle sürüldüler. Ünlü Türkler koca imparatorluk iken bir yarım adada mahsur kaldı. Kürtler var ile yok un arasında gidip geldi. Arapların kafaları çöl kumlarında hala gömülü… Sanki Tanrı bilerek yazmış Ortadoğu coğrafyasının böylesine kanlı yazgısını. Şüphesiz Böyle olacağını biliyordu ki bu coğrafyaya özel ayet indirdi. Ve dedi ki “ben sizleri kavimlere ve kabilelere ayırdık anlaşasınız, tanışasınız diye”. Keşke kavimlere ve kabilelere ayırmasaydın da böyle kanlı tanışmalar hiç olmasaydı. Savaşarak tanışmayan kavim kalmadı, anlaşarak tanışan kavim hiç olmadı. Tek tanrıya inandılar, inandıkları dinlerini öylesine ayrıştırdılar ki, paramparça ettiler. Mezheplere, cemaatlere, tarikatlara ve her mezhep kendi aralarında farklı farklı kollara ayrıldı. İnsanların bir arada yaşamları için ayet bile hükümsüz kaldı. Allah büyüktür diyerek birbirilerini öldürüyorlar. Allah büyük olunca bu coğrafyada insan öldürmek sevap sayılır. Acısam mı utansam mı, ağlasam mı ağlamazsam mı bilemiyorum. Ölen bu gün haklı olabilir, öldürenlerde belki dün haklıydılar. Haklıyı haksızı ayırsam mı ayırmasam mı? Bu kaos, bu vahşetler ve ölümler Tanrının cennet şakası mı acaba? Sevgisiz yüreklerin cehenneminden cennet arayan bahtsızlara üzülsem mi üzülmesem mi?

Bu gün penceremin kenarına konan kumrulardan utandım. Sert gagalarını bir birine sürtüyorlardı. Yüreklerine aşklarını gönderdikleri gözlerinin parıltısından belli oluyordu. Bir guguk kuşu kadar olamamışım beyhude geçen geçmiş sevgisiz yaşamda. İzledim ama kendimden utanarak. Acılar bir gün unutulur kuşkusuz ama sevgisiz yaşanılan ömür için hayıflanır insan. Hiçbir şey için geç kalınmış değil aslında. Sevmek her yerde bizleri beklerken sadece bir iki adım atmak zahmetine katlanmak yeterlidir. Geçmişime hayıflanıyorum şimdi. Savaş hiçbir zaman ilgimi çekmemiştir. Sevmekse hasretim olmuştur. Mutluluk şeyi denilen sadece aşkta bulabildim.

Ne aradığımı bilmeden hayatımın beyhude geçen yarısının geri gelmez pişmanlığı; yüreğimin yarısının yarası olarak kalmaya devam ededursun, geç kalmadan bundan sonra diğer yarısına mutluluk denen şeyi doldurmakla meşgul olacağım. Geç kalınmış bir şey yok aslında. Çünkü aradığım mutluluk denen şey sadece aşkta vardır ve “bütün zamanların sınırsız mutluluğunu yaşatabilen tek eylem aşktır” işte ben aşk denilen o kutsal eylemin peşinde koşacağım. Bedenim yaşlı olsa da yüreğimin gençliğinden kuşkum yok. Biliyorum ki En çürük beden bitap düşse dahi içinde ki yürekte en yüce aşkların taze filizlerini yaşatabilir. Yeter ki aşkın şerbetine “onur” denen zehir katılmasın. Gerisi kolay. Sevgilinin bedenine her sarılışımda Dünya kendiliğinden gelip kucağıma düşüverir. Dünyanın Fatihi olmak bu kadar kolayken Fetihlere ne gerek var ki? Ölmeye, öldürmeye ne gerek var ki? Savaşmaya ne gerek var ki?


Şakir KADAN

04.09.2013/İZMİR

Son Güncelleme Tarihi: 12 Eylül 2013 12:39

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.