Siyasetin soytarı şeytanları

04 Ekim 2013 01:38 / 1516 kez okundu!

 


Doğruları gizlemeden halkı yalanlara inandıramazsınız. Siyaset soytarılarının şeytani başarılarındaki büyük sır bu gerçeklikte gizlidir. Yüzyıllık iki yalan söylemle iliklerimize dek işlenen gerçeklik korkusu aynı zamanda onların doğruları söyleme korkusuydu. Birincisi ulusalcılık nevrozunun hastalığı, ikincisi dindarlık kâbusu… Uygarlık yolunda bir adım atmak istediğimiz zaman bu iki hastalıklı korku duvarlarına çarpıyoruz. Ulusalcılık ve din… Bu ideallerle tutsak edildik ve uygarlık yolunda gelişimimizi tamamlayamadığımız için dünyanın ayaktakımı ülkeleri konumundan kurtulamadık. Çünkü ideallerinden aldıkları gıdalarla yetinmeye telkin edilmiş halklar uygarlık hamlelerine ihtiyaç duymazlar. Dünya devletlerinin arasında düşkün duruma düşerler.

Ruhlarının gıdasıyla yetinen milletler çağın ve bilimin yeniliklerine ufuk açamazlar. Yüzyıllık ulusçuluk hastalığı insani kültürümüzün dibe vurmasına neden oldu. Sevgi, merhamet ve vicdani duygularımızdan koptuk. Sağduyudan yoksun bırakıldık. Bilimsel düşünme gereği duymadan idealler etrafında dolanıp duruyoruz. İktidar olma arzularını gerçekleştirmek için halkın ideallere sarılmasını salık veren siyasetin soytarı şeytanları, kültürümüzü, bilimi ve hatta dinimizi öğütür duruma getirdiler.

Ulusalcılığın parçalayıcı darbeleriyle halkların ayrışması sonucu karşıtlar arasında kin ve nefret söylemleriyle kan dökmeye neden oldu. Sıra mezhepler arası kışkırtmalarda. İktidar arzusunun baş döndürücü hırsı toplumsal organize aracı olarak dini, ideolojileri ve ırkçılığı acımasızca kullandılar. Bu bir ölümcül hastalıktır, tedavi edilmezse bedeni eritip tüketmeye devam edecektir. Asil ve asalet gibi dibi görünmeyen söylemlerle üstün ırk safsatası ülkeye yarar sağlanmayacağını haykırmak gerekir. Hangi soyluluk uygarlıkların iç içe geçmiş pisliklerinden etkilenmeden temiz ve berrak kalmış olabilir? İnsanın insandan üstünlüğünü savunan hangi düşünce ve din soyluluk ve asalet taşıyabilir. Hangi dindarlık cehennemde yanmayacağımızı garantileyebilir. Ya da cennettin vizesini Tanrı adına imzalayabilir. Beynimizi kirleten, aklımızı çürüten, ruhumuza azap veren böylesi parazitleri boşalmak zorundayız. Akıllıca bir ataklıkla bütün pislikleri boşaltmaktan başka çare yoktur. İkincisi din uğruna yaşanan vahşetler insanın mutluluğuna çöreklenmiş kâbus gibi insani canından bezdirir hale getirmiştir.

İnsan yaşamının dindarlık sınırları içinde hapsedilmesi ise insanlığa ve insana yapılacak en büyük kötülüktür. Bütün dinler ancak hadleri içinde bırakıldığı zaman insanlığı mutlu edebilir. Üzerimize salınan sanal korkuların üstüne gidilmeli ve korkularla yüzleşmeli cesaretle yeni ufuklara açılmayı hedeflemeli. Din savaşlarının insanlara yaşattığı acılar insanların dinden çıkarmaya neden olacaktır. Dindarın zikrinden çıkan Tanrı sesi nasıl oluyor da öldürme içgüdüsüyle kan dökücü hale gelebiliyor. Bu psikolojinin derinliklerinde dinin mi, yoksa vahşetin mi barındığını sorgulamak gerekir. Bu derece sıkboğaz edilen bir din yok olmaya doğru gidiyor demektir. Hem de dinini yaymaya, diriltmeye çalışan dindarlar tarafından yok edilmeye doğru gidecektir. Eğer kiliseler bu gün sadece mum yakma yerine dönüşmüşse bunun nedeni papazların ve iktidarların din adına baskıcı totaliter uygulamalarının sonucudur. Hıristiyanlığın devlet katına çıkarılması sonucudur. Aynı Akıbet İslamiyet için görünür gibi…

Bence atak olmanın zamanıdır. Cesaret gerek, korkulardan kurtulmak gerek. Aydınlığa giden yolda önümüze çıkan hendekleri atlamak gerek. Aslında hendek gibi görünen engeller ilizyondan başka bir şey değildir. Korkularımızdan sıyrıldığımız zaman belki farkına varabileceğiz. İnsanlık korkulara kolayca inandırılabiliyor. Korkular kolayca üretilebiliyor. Korkulardan tanrılar türetilebiliyor. Sevgiye yönelmek gerek. İnsanlığın sevgiyi üretme zamanı. Doğruyu bulabilmenin tek yolu korkudan kurtulup sevgiyle düşünebilmektedir.

Ben diyorum ki gönlünüz olsun diye “varlığımı sizin varlığınıza armağan edeyim”. Ama sizden de en azından “beni sevdiğinizi” söylemenizi bekliyorum. Eğer bu cümleyi söyleyemiyorsanız o zaman bana ırkınızın soyluluğundan, dininizin kutsallığından söz edemezsiniz.

Her ne olursa olsun insan aklına güveniyorum. Doğayı terbiye etmiş insan aklı mutlaka bir gün kendini terbiye etmeyi başaracaktır.


Şakir KADAN

04.10.2013

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.