Gecikmiş sorgu

29 Nisan 2015 15:46 / 1003 kez okundu!

 

 

Hayat bulmacasının son karesini bu sessiz gecede çözmek üzereyim. Almışım karşıma kendimi zebani acımasızlığıyla sorguya çekiyorum. İlk kez içime dönüyorum. Ve ilk kez anlıyorum ki bu yaşıma kadar hep dışımda yaşamışım. Düşüncelerimle yüzleşmelerim oluyordu fakat ilk kez ruhumun içindeki hayatımın manasını sorguluyorum. 

Gel gör ki bütün sorularım cevapsız, dilim lal, aklım gribe yakalanmışçasına durgun, duygularım bulantı içinde kendime yabancı kalıyorum. İnsanın kendini sorgulaması ne zor şeymiş meğer. Galiba geç kalmışım. Bedenimin zarafeti gitmiş, derilerim pörsümüş, akciğerim yorgun ve tafralı tafralı soluklanır. Yine ilk kez tanışıyorum kendimle, ilk kez dokunuyorum bedenime. Ve Soruyorum kendime niçin, kimler için neden bu bedeni harabeye çevirdin? Gerçi eninde sonunda öyle ya da böyle harabeye dönecekti. Yüreğim çatlamış susuz toprak gibi çorak, ruhum boş bedenimse muallâkta. Korkuyorum ve kaçmaya çalışıyorum kendimden. Ne bir kutsal sığınağım var ne de kendi kutsalıma sığınabiliyorum. Öyle çaresizim ki hemen kalemime sarılıyorum. Maalesef cümlelerim uzar gider b ir türlü noktayı koyamıyorum. Tuttuğum kalem parmaklarımın arasından düşüveriyor. Bir anda her şeyi anlıyorum, hayata kalem gibi sarılsam da hayat kendiliğinden son bulacak. Şafağı bekliyorum geceye yalvarırcasına. Tüketmişim hayatın dinamosunu. Ne ardından ağlayacağım gidenim ne de hasretini çektiğim gelenim var. Tutkusuzum, tuzsuz, tatsız. Aşkta dibe vurmuşum yüreğim boş ve müflis. Çıkamıyorum işin içinden.

Ve nihayet anladım ki hayat; sevişme sıcaklığının ardından gelen bir esintinin serinliğinden ibaretmiş. Değer mi? Değmez mi? Bilmiyorum.

 

Şakir KADAN

26.04.2015

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.