Bu sahillere kazıklarımı sağlamından çakmışım

24 Şubat 2013 19:20 / 1266 kez okundu!

 


Dün gece bütün Tanrılara yalvardım, iyi bir şeyler yazmak için belki yardım ederler diye. Sesli sessiz düşündüm. Oturdum kalktım yürüdüm, masamın üzerinde duran bütün müsveddeleri yırtıp attım. Ağır günahları göze alarak suretinden yaratıldığım kutsal imgeye isyan ettim. Hiçbir işe yaramadı. Ve sonunda kalemimi kırdım. Bilesin ki her şey senin yüzünden…

Ne zaman ülkemin görünmeyen kederli insanını yazmayı düşünürsem, ne zaman gamdan tasadan ve hüzünden yazmaya çalışırsam gelir kalemime dolanırsın vicdansız sevgili, parmaklarıma kelepçe gibi takılırsın, klavyemin üzerine oturur çocuklar gibi yalvarırsın; insan acılarını yazma diye. Sevgiden sevgiliden şaşma diye. Bana göründüğün an alevlenmiş anarşist duygularım sönüverir kendiliğinden ve alır götürürsün beni benden. O an hüznümü içime akıtırım, kötü düşüncelerimin tamamının üstüne beton dökerek yüreğimin derinliklerine gömerim. Yüzümü yeniden sana ve sevgiye çeviririm.

Evet, dün gece yine yaptın yapacağını. Kalemime dolandın, klavyemin üstüne oturdun. Madem ki sen öyle istiyorsun, haydi istediğin gibi olsun. Şimdi tut ellerimden, Kordon Boyu'nda yürüyelim, yarım ay misali Ege Körfezi'nin yosun kokusunu soluyarak Karşıyaka’lı sevgililerden gelen sevda fısıltılarını dinleyelim. Onar tane midye yiyelim, yarım ekmek arası kokoreç yaptıralım. Çiçek Pasajı'nda kahve içelim. Küçük şeylerden büyük keyifler çıkaralım. Nefret belasına ömrümüzün bir saniyesini bile heba etmeden bütün dertleri mevsimlerin mazisinde bırakarak doyunca gülümseyelim. Sen yüreğimi ısıt, güneş bedenimi, Tanrıdan başka ihsan istemem. Boş verdim acıları yazmayı, istediğin gibi olsun. Yeteri kadar yazan var zaten. Her yazı bir damla kuduz salyası gibi akar yüreğimizin derinliğine, ruhumuzu karartarak, kanımızı zehirleyerek, bizi kudurtarak. Bir de ben deşmeyeyim yaralı yüreklerin yaralarını.

Görülüyor ki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ben bu kente değneksiz girdim. O zamanlar köpekler yoktu. Bu sahillere kazıklarımı sağlamından çakmışım, şimdilerde çadırlarımın etrafına köpekler doldu. Kimin gücü yerinden sökmeye yeter… Hey gidi dünya hey… Devran değişti cancağızım, aldırmam ulumalara. Sevişmeler el değiştirdi. O bedenler sevişirken, ruhum ızdırap içindeydi. Sevişeceğiz bu gece bin yıllık mahrumiyetin intikamını alırcasına. Tut ellerimden beri yandan yürüyelim. Bak o meydanda yine curcuna var. Sıkılmış yumruklar havada, bağır kardeşim bağır, özgürlük senin de hakkın, özgürce bağır ama sadece bağır… Körfez duysun sesini, gökdelenler titresin.

Öyle ya da böyle ne yapsam bu ömür bir gün biter, yaşamın bir kerelik olduğunu unutmadan, büyük işlere burnumuzu sokarak kendimizi yormadan, adımızı mezar taşlarına yazdıralım yeter. Bu dünya böyle gelmiş böyle gider, nehirler her zaman aşağılara akar, taş yuvarlanır düzlüklerde durur, her kışın sonu baharla buluşur.

Ben seni seveyim sen de beni sevmeye devam et, o zaman gör hayat aşk ile nasıl mana bulur.


Şakir KADAN

24.02.2013

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.