Laik mahalle notları: Taşralaşan ve kavruklaşan İzmir

18 Temmuz 2009 16:24 / 1623 kez okundu!

 


"İzmir’in “gâvur”luğu da artık çakma. İzmir’in sosyal ve ticari hayatı Batı’dan gün geçtikçe kopuyor... Memleketime şu an ancak “Kavruk İzmir” denebilir... "

Bu ülkenin sahici anlamda laik/seküler dünya görüşüne ve yaşam tarzına sahip kadınları Türk “laik mahalle”sinin ikiyüzlü yapısını en derinden bilenler aslında... Tam da böyle kadınlardan olan Vatan’dan Mutlu Tönbekici, Akşam’dan Nagehan Alçı ve bizim gazeteden Amberin Zaman bu mesele etrafında çok değerli üç yazı kaleme aldı...

Fakat bu çakma-laik mahallenin yüzüne gülüp, arkasından fişteklediği kadın modelinin en sembolik örneği olan Ayşe Arman kendini kandırmaya devam ediyor... Benim de doğup büyüdüğüm şehir olan İzmir’e tipik “laik kesim” güzellemeleri yapmış Arman... Çok sevdiğim memleketim İzmir’e Kordonboyu zaviyesinden bakarsanız görüntü olarak Avrupa şehri izlenimi verir, fakat maalesef gerçek İzmir adım adım taşralaşan bir şehir... Görüntüyü kazır kazımaz arkasından köhnemişlik dökülüyor. En kalifiye, en zeki insan malzemesini sürekli kaybeden, sürekli entelektüel ve finansal anlamda gerileyen bir şehir İzmir... İzmir’i Türkiye’nin merkezi sosyal hayatına bağlayan tek olgu Çeşme... Çeşme’yi de Çeşme yapan İstanbul burjuvazisinin buraya akması oldu... Zihinsel olarak her geçen gün daha taşralılaşan İzmir burjuvazisi de bundan çok rahatsız. Çünkü İstanbul buraya aktıkça Çeşme hak ettiği finans değerine kavuşuyor, fiyatlar artıyor. “Bozacının şahidi şıracı” usulü üretim ve çalışma hayatına devam eden, çağdaş dünyaya ayak uyduramayan ortalama İzmir burjuvası da bundan rahatsız oluyor. İstiyor ki Çeşme eskisi gibi daha ucuz kalsın, böyle hayat durağan devam etsin... Hem Çeşme daha güzelleşsin, evrensel standartlara kavuşsun isteyip hem de eskisi gibi ucuz ve “biz bize” kalsın istiyor İzmir üst-ortasınıfları... Bir yandan Türkiye Batı standartlarında bir ülke olsun isteyip, bir yandan da Batı-karşıtı ulusalcı akımlara destek veren İzmir ortasınıflarının trajedisi bu... Sürekli çağdaş olmakla övünen ama çağı ıskalamakta olan bir şehir benim memleketim İzmir...

İzmir artık “Gâvur İzmir” de değil... “Gâvur İzmir” Batı dünyasıyla entegre olan, yüzünü tamamen Batı’ya dönmüş bir şehir tasavvurunun bir sembol ismiydi... İzmir’in “gâvur”luğu da artık çakma. İzmir’in sosyal ve ticari hayatı Batı’dan gün geçtikçe kopuyor... Memleketime şu an ancak “Kavruk İzmir” denebilir... Bir şehir düşünün ki 12 ay boyunca balkonlarının çoğunluğunda sürekli bayrak ve flamalar asılı olsun... İşi gereği İzmir’de yaşamak durumunda olan bir İspanyol dostum, bir gün dayanamayıp “İzmir işgal altında bir şehir gibi yaşıyor, sürekli savaşmaya hazır bir şehir gibi. Sanırsınız ki her an savaş çıkacak... Bir de asla şehirlerini eleştirtmiyorlar. İzmir’i Barcelona’dan daha gelişmiş ve güzel sanıyorlar” demişti... Çok haklıydı... Maalesef bu garip psikolojiyi, dindarların Türkiye’nin sosyal hayatında yükselişinden rahatsız olan İstanbul’un müzmin laik ortasınıfları de çok besledi... “Ah İzmir ne güzel, ortalıkta hiç türbanlı gözükmüyor. Ama İstanbul öyle mi, her yerde türbanlı var. İzmir ne steril, ne çağdaş, oh ne güzel!” tipi saçma sapan övgüler de İzmir’in hızla gerileyişi realitesini kamufle etti maalesef...

Birçok İzmirli gibi Ayşe Arman da görüntüyü gerçek sanma hatasına kapılmış... Oysa ne acı ki kavruklaşma/ taşralaşma sürecinde olan İzmir’de Ayşe Arman tipi hayat tarzına sahip kadınlar habire kötülenen İstanbul’dakinin 10’da 1’i kadar bile rahat ve özgür yaşayamaz... İzmir’in cemiyet hayatında Armanvari yaşayan kadınlar hemen mimlenir. Çılgınlıklarını ve çapkınlıklarını hakir görülmeden, arkasından fişteklenmeden yaşayamazlar. Arman’ın gezdiği Reyhan’da Bonjour’da haklarında edilmedik laf kalmaz... Dar ve kısıtlı bir cemiyet hayatına sahip İzmir’in “laik ve çağdaş” aileleri Ayşe Arman gibi şeffaf ve açıkça cinselliğini yaşayan, bundan gocunmayan, bedenini namusu olarak görmeyen kadını asla ve asla kendi hayatlarında istemezler... İzmir ortasınıflarının çoğunluğu, İstanbul hayatını hem başörtülü kadınların çokluğundan ötürü kötülerler hem de kızlarının İstanbul’a yerleşip Ayşe Arman’laşması ihtimalinden çok korkarlar! Tam da bu sebepten İzmir’in Arman gibi yaşamak isteyen kızları bir fırsatını yaratsak da İstanbul’a kapağı atsak diye beklerler... İstanbul hayatında çok daha özgür olacaklarını bilirler çünkü, şu anki “Kavruk İzmir” onları sıkar ve bayar... İzmir’in cemiyet hayatı bütün o “çağdaş görüntü”sünün ardında ciddi bir sosyal denetim mekanizmasına da sahiptir. İzmir’in kısıtlı burjuva hayatında kimin kızı kimle, nerde ne yapıyor bilinir, konuşulur...

İstanbul gece hayatı ve İstanbul kızlarının çok “dejenere” olduğu, tipik bir İzmir’de kalmak zorunda kalmış, kıyafetleri serbest ama cinselliği kısıtlı İzmirli kız geyiğidir... İstanbullu kızlar da İstanbul’a gelen ve Armanlaşma sürecine giren İzmirli kızlara aynı “dejenere” olma laflarını sokarak bir nevi intikam alırlar...

Her şey bir yana kadınlar arası dönen tüm bu laflar aslında tamamen anti-laik tamamen erkek-merkezli bir dilin tezahürü... Dediğimiz gibi Laik Türk insan tipolojisi hâlâ namusu beden üzerinden tanımlıyor. Görüntü laik ama temel paradigma hâlâ anti-laik bu ülkenin “laik mahalle”sinde...

Devam edecek...

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
21 Temmuz 2009 20:57

deepblueeagle

kütahyalı'nın yazısına ben de katılıyor ve katılmıyorum. 

1. yazının çıkış noktasına, yazarın niyetine katılıyorum. izmir'i, atatürk'e yaptığımız gibi veya che'ye yapılan gibi, içini boşaltıp putlaştırmamak lazım. sadece duygusal yaklaşmamak. gerçekçi açıdan yaklaşıp doğru ve güzel sevmek, eleştirmek ve gelişmesine katkıda bulunmak daha faydalı olur izmir'e elbette. izmirliler böyle yazılara kızmamalı. aslında hiç kimse hiç kimsenin yazısına, düşüncesine kızmamalı. herkes kendince yazar. hepsi bir araya gelir, kültürü oluşturur. herkesin yeri, işlevi vardır. çünkü herkesin tarihi, sosyal çevresi, kalıtımı, genetiği, eğitimi, deneyimi farklıdır. yazarlar arası kıyaslama, sürtüşme çok anlamsızdır bu nedenle. ama yazarlar habire birbirine girer medyada. yani, gazeteci yazarlar daha çok, edebiyatçılar bunu yapmaz pek. geçmişte çok örneği oldu, atiila dorsay, aziz nesin gibi.

2. çakma sözcüğü bence de çok rahatsız edici oluyor sık sık kullanılınca. trend sözcükler kullanmak yazıda itici olabiliyor. 

3. ayşe arman'ın yazılarını, kitaplarını okumuyor olsam da, bir yazı yazarken, başka bir yazarı, meslektaşı böyle ironik ama aşağılayıcı bir dille örnek verip yazıda kullanmak gerçekten hoş değil. herkes dilediği gibi yaşar ve yazar. herkesin bilerek oluşturduğu bir dil de vardır. ayrıca, yazı diliyle yazarın gerçek yaşamı aynı bile olmayabilir. yazı, bir kurgu bile olabilir. başka bir yazarı malzeme etmek hoş değil. yazarın gerçekçi üslubuna uymamış. yazı yazarken, başka yazarların yazılarına ve yaşamlarına saldırmamak gerek. arman ile kütahyalı'nın düşünceleri eşit derecede önemli. herkes farklıdır. ve iyi ki de öyle. yoksa dünya çekilmezdi. herkes arman gibi veya kütahyalı gibi olsa sizce çok sıkıcı olmaz mıydı? herkesin benzersiz olması ne güzel.

4. izmir'in açıklanamayacak bir farklılığı vardır. her kentin vardır. örneğin, bence izmir, san diego'ya çok benziyor. ama her kentin kendine göre havası olması normal. ancak, izmirin, tarihten, kültürden gelen (herodot, homeros, iyonya) bir farklı havası vardır. hoşgörülüdür. izmirlilik de vardır. kökten izmirliyi ayırmak zor değildir. ama bunlar, sindirilmiş olmalıdır. kendini beğenme unsuru olamaz. saçma bu. gerçek izmirli de zaten sindirmiştir. eczacıbaşı gibi örneğin.

5. izmirin olumsuz yönlerini eleştirmek gerekir. önemli olan niyettir. kentler de ilerlemeli. kentlerin ilerlemesi için biz insanlar ilerlemeliyiz. önce. önce hepimiz kendimizi bilmeliyiz, kendimizi tanımalıyız kirişnamurti'nin dediği gibi.

6. herkes kendince yazar. bazıları nostaljik, bazıları edebi, duygusal, şiirsel, romantik, izlenimci bazıları politik gerçekçi, bazıları sosyalist gerçekçi, bazıları bilimsel gerçekçi, bazıları felsefik, bazıları dilci, bazıları tinsel, spiritüel, bazıları da dinsel. herkes kendince bir üslup seçer. hepsi değerlidir. kıstas, insancıllıktır. bazıları barışçı yazar, bazıları sarkastik, bazıları da saldırgan. hepsi iyidir.

7. taraf gazetesinin kültür, sanat yazılarını sevsem de, gazeteye sempati duysam da (başka gazetelere de duyduğum gibi), kütahyalı'nın yazılarında taraf gazetesinin adının sıkça geçmesi rahatsız edici oluyor. başka yazarları, gazeteleri de örnek göstermeli, olumlu ornek göstermeli bence. iyi ve doğru bir yığın yazar, dergi, gazete var.
Kütahyalı’nın bu yazısındaki çıkış noktası çok iyi, yapıcı. ama üslupta biraz daha sakin, bilge ve tarafsız olmalı.
21 Temmuz 2009 16:56

yayinci

Kelimelerin de modası var... Şu günlerde en meşhuru: Çakma... İnanılmaz rahatsız edici bir kelime... Gittikçe her anlamda kalitenin yok olduğu hayatımızda, kendi kalitesizliğimizin intikamını alırcasına ağzımızı doldura doldura kullanıyoruz bu kelimeyi... İzmir konusundaki görüşlerinize katılıyorum da katılmıyorum da... Ama Türkiye'nin birçok ilini görmüş-tanımış biri olarak, İzmir'de nedenini bilemediğim, açıklayamadığım bir farklılık söz konusu...Çehresi, çevresi, içi-dışı, insanı neyi değişirse değişsin bu ruh değişmez sanırım. Nazlı Eray'ın İzmir'i dişi bir şehir olarak tanımlar. Belki ondan kaynaklanıyordur.
Sizin gazeteden sıkça söz ediyorsunuz Sayın Kütahyalı, bu okunma oranınızı arttırır mı bilmem ama beni rahatsız ediyor. Anlayamadığım bir nokta da: Neden, bir hanım gazeteciden söz ederken, seçtiğiniz kelimeler ve kullandığınız üslup itici?...Okursunuz, görüşlerine katılmazsınız olur biter?...
Kolay gelsin. Yazınızın devamını merak etmiyorum ama...
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.