Hayata gerçekçi gözlerle bakın: Pozitif düşünce nedir?

14 Ağustos 2018 05:09 / 521 kez okundu!

 

 

Hayata negatif bakmayı tercih etmemiz biraz da kendimizi kurban konumunda tutmak isteğimizle orantılıdır. Eğer kurban konumunda olmaktan dolayı psikolojik bir kar elde ediyorsak pekala da kendimizi hep kurban olarak kalacağımız şekilde yaşatıyor olabiliriz. Pozitif düşünmeyi seçen insanlar hayatlarının sorumluluğunu üzerlerine alırlar ve mutluluğun bir seçim olduğunun farkına varırlar. Pozitif olmak sorunlarımıza realist bir şekilde yaklaşıp, onları çözebilme gücümüze inanmaktır. Negatif düşünmek bizi pasif, hayatı üzerinde söz sahibi olmayan biri haline getirirken, pozitiflik bize güç verir.  

 

****

 

Hayata gerçekçi gözlerle bakın: Pozitif düşünce nedir?

yin ve yang ile ilgili görsel sonucu

 

“Negatif  insanlar her çözüme bir problem bulurlar, pozitif insanlarsa her probleme bir çözüm.” Steven Aitchison

 

Pozitif düşün, pozitif ol” gibi mesajları duymadan geçirdiğimiz bir gün hemen hemen yok. Peki ama nedir bu pozitif düşünce denilen şey aslında? İlk olarak pozitif düşünce ne değildir onu inceleyelim isterseniz. Bir kere pozitif düşünce problemlerimizi görmezden gelerek, Pollyanna’cılık oynayıp, pembe renkli bir hayal aleminde yaşamak değildir. Hele Secret tarzındaki akımların peşinden gidip “Pozitif düşüneyim, evrenden ne sipariş edersem o olsun“gibi bilimsellikten uzak düşüncelere kapılmak hiç değildir. Pozitif düşünce negatifi reddetmek de değildir. Hayat pozitiflik ve negatifliğin iç içe geçtiği bir bütündür. Tıpkı aydınlıkla beraber karanlığın, gündüzle beraber gecenin olduğu gibi hayat zıt kutuplardan oluşur. Doğu kültüründe bu kutuplar Yin ve Yang olarak adlandırılır. Kadim Çin’in yazılı en eski belgelerinden kabul edilen I Ching isimli kitap (Değişimler, Dönüşümler Kitabı) Yin ve Yang üzerine kurulmuştur. Geceyi inkar edip sadece gündüz var diyebilir miyiz? Tabii ki hayır. Ya da kendimizi neden gece var diye üzer miyiz? Yani hayatta pozitiflikle beraber negatiflik de vardır. O halde pozitif düşünce dediğimiz şey, pozitifin yanı sıra negatifliğin de olduğunu kabullenmek, dahası ikisinin bir bütün olduğunu fark etmek ama dikkatimizi pozitife vermektir. Pozitif düşünce problemlerimizi artıları ve eksileriyle görüp, çözüm yolları aramaktır.

 

Hayatın her alanında olduğu gibi pozitif düşünme konusunda da denge önemli bir unsurdur. Bizim her duygumuz bize bir şey anlatmaya çalışır. İnsana ait duyguları incelerseniz, tüm duyguların aslında insan denilen muhteşem organizmayı korumaya yönelik olduğunu görürsünüz. Örneğin korku duygusunu ele alalım. Bir doğal afet esnasında korku duymamız bizi harekete geçiren itici bir güç haline dönüşüp hayatta kalmamıza yardımcı olabilir. Yani tıpkı korku örneğinde gördüğümüz gibi negatif duygularımız da bize hayatımızda yolunda gitmeyen şeyleri gösteriyor olabilir. Zaman zaman negatif düşüncelere, duygulara sahip olmamız kadar normal ve de insani bir şey yok. Biz sadece mutluluğa, pozifliğe programlanmış androidler değil kanlı canlı, her türlü duyguya sahip insanlarız. Evet zaman zaman negatif hissetmek normal bir olay peki ama ya sürekli olarak kendimizi negatif hissediyorsak ve hayatımızdaki pozitif olaylara kendimizi kapatıyorsak? Şöyle bir senaryo hayal edelim. Ama ilk olarak Çekirdek İnançlardan bahsetmekte yarar var.

 

Çekirdek İnançlar Aaron T.Beck’in kurucusu olduğu Kognitif Terapiye ait bir kavram olup, kişinin iç dünyası ile çevresi arasındaki temel varsayımlarıdır. Çekirdek inanç geçmiş yaşantılara ve öz deneyimlere dayanmaktadır (Türkçapar, 2012). Olumlu ve olumsuz şekilde olabilirler. Biz burada sadece olumsuz Çekirdek İnançlardan bahsedeceğiz. Çekirdek İnançlar çocukluk dönemimizde etrafımızdaki insanlardan kendimizle ilgili aldığımız mesajların bir eseridir. Örneğin beş, altı yaşlarındayken annesinden sürekli olarak şanssız olduklarına dair laflar duyan bir çocuk bu lafı içselleştirir, ve büyüdüğünde “Ben şanssız bir ailenin ferdiyim dolayısıyla ben de şanssızım” Çekirdek İnancına sahip bir yetişkin olur. Evet şimdi hayalimizdeki senaryoya geri dönebiliriz. Diyelim zihninin içi sürekli negatif düşüncelerle dolu ve çekirdek inançlarından biri “ben şanssızım”  olan bir kişi var ve bu kişi işini kaybediyor. Bu insan hayata çok olumsuz bir şekilde yaklaştığı için bir daha iş bulamayacağını düşünmeye başlıyor. Artık sabahları son derece umutsuz bir şekilde güne başlıyor. Bu olumsuz tavrı iş görüşmelerine de yansıyor. Ve çoğunlukla sırf bu tavrı yüzünden iş görüşmeleri kötü gidiyor. İş görüşmeleri kötü gitmeye başladıkça, iş bulamayacağına dair inancı iyice artıyor. Böylece kahramanımız bir kısır döngü içine giriyor. Halbuki kendini sakin tutmaya çalışarak, kendi ve iş bulabilme becerisi hakkında objektif bir analiz yapsa ve kendine olan güvenini tazelese iş görüşmeleri çok daha iyi geçebilir. Carnegie-Mellon Üniversitesinden, psikolog Michael F. Scheier pozitif insanların, negatif insanlara oranla stresle daha iyi başa çıkabildiklerini bulmuştur. Scheier’a göre pozitif insanlar işten çıkarıldıkları zaman hemen bir plan yapmaya başlıyorlar ve etrafındakilerden öneriler alıyorlar. Öte yandan negatif düşünceli insanlar, işten çıkarılma gibi durumlarda, olayların gidişatını değiştirebilecek hiçbir şey yapamayacaklarını düşünüyorlar. Örneğimizdeki adam pozitif düşünmeyi seçerek kendini içine düştüğü çıkmazdan çıkarabilir. Dahası bu adam ve de hepimiz kendimize daha pozitif düşünmeyi öğreterek hayatımızı güzelleştirebiliriz. Peki neden bazı insanlar için hayata pozitif bakmak kolayken, diğerleri için değildir? Bunun cevabını yetiştirilmiş tarzımızda, genetik mirasımızda, çocukken yaşadığımız travmatik olaylarda bulabiliriz. Ancak size iyi bir haberim var. Bir insan ne kadar  negatif bir düşünce yapısına sahip olursa olsun, eğer isterse kendini pozitif olma konusunda eğitebilir.

 

New York’ta üniversite eğitimi görürken yanında staj yapma ve kendisiyle tanışma şansına sahip olduğum Dr. Albert Ellis, Rasyonel (Akılcı) Duygusal Davranışçı Terapiyi (REBT) 1950’li yıllarda geliştirmiştir. REBT, Stoacı filozof Epictetus’un “Kişinin sorun yaşamasına neden olan şey olaylar değil, kişinin olaylar üzerindeki düşünceleridir” görüşüne dayanmaktadır. İnsanların çarpıtılmış, doğru olmayan ve temelde akılcı olmayan düşüncelerle kendilerini kurban haline getirdikleri görüşü REBT’nin temelini oluşturur (Bond ve Dryden, 2000). Ellis yanlış akıl yürütmeyi A-B-C süreci olarak işlemiştir.

 

>  A (Activating Experience) = Harekete Geçiren Deneyim

>  B (Belief) = Kişinin A’da gerçekleşen olaylar hakkındaki akılcı, mantıklı ya da gerçekçi olmayan düşünceleri, inançları

>  C (Consequences for emotions) = Duygusal Sonuçlar

 

İşine son verilen negatif insan örneğine geri dönelim. Ellis’e göre A süreci bu kişinin işine son verilmesiyle başlar. Ancak danışanların terapiste başvurmasını sağlayan genelde C süreci, yani duygusal sonuçlardır. Çünkü işine son verilen insan kendini kızgın, depresif veya endişeli hissetmektedir. Peki A sürecinden neden C sürecine geçeriz? Ortadaki B süreci başımıza gelenler hakkındaki akılcı ya da mantıklı olmayan düşüncelerimizdir. Örneğimizdeki negatif insanın, işten ayrılmasına bu kadar üzülmesinin sebebi “Ben ne yaparsam yapayım hep başarısız olacağım” gibi akılcı olmayan inancıdır. Eğer bu inancının yerine “Şimdiye kadar hep iş buldum, bundan sonra da bulabilirim” gibi daha gerçekçi ve daha yapıcı bir inanç yerleştirirse kişi kendini çok daha öz güvenli hissedecektir. Ve bu öz güveni iş arama çalışmalarına da yansıyacaktır.

 

Hayata negatif bakmayı tercih etmemiz biraz da kendimizi kurban konumunda tutmak isteğimizle orantılıdır. Eğer kurban konumunda olmaktan dolayı psikolojik bir kar elde ediyorsak pekala da kendimizi hep kurban olarak kalacağımız şekilde yaşatıyor olabiliriz. Pozitif düşünmeyi seçen insanlar hayatlarının sorumluluğunu üzerlerine alırlar ve mutluluğun bir seçim olduğunun farkına varırlar. Pozitif olmak sorunlarımıza realist bir şekilde yaklaşıp, onları çözebilme gücümüze inanmaktır. Negatif düşünmek bizi pasif, hayatı üzerinde söz sahibi olmayan biri haline getirirken, pozitiflik bize güç verir.  Ancak pozitif düşünceden bahsederken, Amerika’dan tüm dünyaya yayılan bu pozitiflik kültürünün negatif etkilerini de göz ardı etmemek gerekir. Örneğin yapılan araştırmalar, yeterince pozitif düşünmedikleri için iyileşmediklerine inanan ve bu nedenden dolayı kendini suçlu hisseden hastalar olduğunu ortaya çıkartmıştır. Bunun ardında yatan sebepler arasında medyada çıkan pozitif düşünün, iyileşin tarzındaki haberlerin çokluğu ve kişisel gelişim furyası tarafından sürekli empoze edilen pozitif düşünce akımının insanlar üzerinde verdiği baskı var. Elbette ki pozitif düşüncenin sağlığımız üzerindeki olumlu etkilerini ortaya çıkaran bir çok araştırma mevcut. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi hayattaki en önemli konulardan biri denge. Eğer kendimizi yeterince pozitif değiliz diye suçlamaya başladıysak, bu pozitiflik beklentisi bizi negatifliğe itiyor demektir.

 

Size hayata gerçekçi gözlerle bakarak, pozitife odaklandığınız ancak bunun yanı sıra içinizde zaman zaman beliren negatifliği de kabul ettiğiniz harika günler diliyorum.

 

Sorularınız için bana rsolaker@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz. Stres Yönetimiyle ilgili egzersizleri ise @ranakutvan Instagram hesabımdan paylaşıyorum.

 

Rana KUTVAN

14.08.2018

 

Kaynaklar:

>  Bond, F. W. ve Dryden, W. (2000). How rational beliefs and irrational beliefs affect people’s inferences: an experimental investigation. Behavioural and Cognitive Psychotherapy, 28, 33–43.

>  Scheier, M. F., & Carver, C. S. (1982b). Self-consciousness, outcome expectancy, and persistence.Journal of Research in Personality, 16,409-418

>  Türkçapar, H. (2012). Bilişsel Terapi (6.Baskı). Ankara: HYB Basım Yayın (2012)

 

 

 

 

Son Güncelleme Tarihi: 14 Ağustos 2018 14:36

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.