ZİHİNSEL GEVİŞ GETİRMELER

19 Kasım 2006 06:30 / 1835 kez okundu!

 

"İyi insan olmak" üstüne geviş getirdim. Kimbilir bir iki yeri belki işinize yarar. Hadi 5 dakikanızı ayırın, yaşamınız değişsin, e mi? Pervin Mısırlıoğlu

Aptal bir dosttansa akıllıdan bir düşman edinmek daha iyi midir? Aaaa ben düşmanın ne akıllısını ne aptalını istemem derseniz zaten bu dünyadan erken emeklisiniz. Dostunuz sizden güzel, sizden akıllı ve sizden kültürlü ise başa bela. Ne olacak şimdi? Aşağıya baksan uçurum yukarıya baksan feza.  E canım şunun ortası yok mu? İdare edici olanlar, herkesle ve herşeyle uyumlu gözükenlerinden versek nasıl olur acaba? Ne sen daha az kötü, ya da iyi ne de o. Tam tamına eşitlik sağlanır böylece gelsin yumuşak günler, ılımlı geceler. Ayol aklı olan böyle  davranmaz mı? Davranır tabii ki....Ama “akıllı  “olanlar.

Normalde akıllı, akıllı birini bulduğunda karşısında parlar, güzel, güzel birine rastladığında onun gözlerinde saçını tarar. İyi, iyi kötü bilmez önüne gelene lepistes (saydam bir balık türü), kötü kötüyü gördüğünde kaçar. Evet. Kötü kötüyü on kilometre öteden tanır ve yolunu değiştirir. Ya da belli mühim işlerde gücünü birleştirir, kötülüğün cazibesini daha geniş kitlelere yaymak için geçici bir beraberlik yaratır. Ama işi bittikten sonra illaki ilk fırsatta kaçar başka taraflara. Kötüler iyileri avlamak ister, salaklara yol göstermek ister. İyi, tamam, anladık kötülük iyilikten beslenir. Ya da onun tersi. Ama bazen...  bütün bildiklerimizi unutmamız lazım. Hiçbir şeyin peşinde olmadan, hiçbir şeyi sorgulamadan susmamız lazım. Susmak nadiren hünerdir anlamlı sözlerin  yanında. Suskunlaşmamız lazım bazen, bazı talihsiz ya da en talihli zamanlarımızda. Böyle dilbaz birinden susma konusunda uyarı geliyorsa okumaya devam etmek gerekiyor bana kalırsa...

Lisedeyken şiir yarışmaları, okul geceleri, edebiyat kolu, tiyatro kolu başkanlığı, okul gazetesi, gençlik dergisi falan derken o zamanlar...Çok kitap okuyunca insan dünyayı değiştirebilir zanneder ya. Ben de “sosyal faşist” olduğum zamanlarda dünyanın değişmesi gerektiğine inanır ve kendimi devrimci zannederdim. Çok solcu olanlar az solcu bulduklarına “sosyal faşist” derlerdi. Sol neye göre bölünürdü bilmem. Ben yenilikçi, eşitlikçi hümanist dünya görüşüne yakındım. Hatta işin edebiyatı, sanatı ile haşır ve de neşir idim. Savaşma, öğren diyenlerdendim. Nerede bu görüşlerimi savunabilir, nerede anlatabilirdim.?  Kimleri örnek alabilir, kimlere örnek olabilirdim?

Legal görüşlere yakın, illegal yöntemlere uzak kendi halinde bir solculuğa tatlı su sosyalistliği diyenler de vardı. Ben bir memur çocuğu olarak küçük müçük ama “burjuva” olarak değerlendirilmeme fena halde bozuluyordum. En çok bozulduğum ise okuldan üç gün uzaklaştırılmam oldu. Öyle tuvalette sigara içerken, kopya çekerken, okuldan kaçarken ya da teneffüste hafif meşrep dolaşmaktan ötürü cezalandırılmamıştım. Yazı yazdığım için  okuldan uzaklaştırılmıştım. Konusu “Gençlik Üzerine”. Liseli Gençlik dergisini çıkarıyorduk o zamanlar (1976 Mayıs ayı). Ve ben de gladyatör bir editör olarak ilk yazımı döktürmüştüm.  Disiplin kurulunda 141-142 ye bile sokuyorlardı az kalsın masum hezeyanlarımı. Yedisinde ne ise yetmişinde o olmaklar lazım görüyorsunuz. Yahu masa tenisi takımını kuran ve de takım kaptanı olan ben, voleybol takımında oynayan ben, 19 Mayıs’a gidemediğim için beden eğitimi dersinden sınıfta kalan yine ben. Heeeyt! Üstüne  bir de okulun dışında dergicilik haa! Bunlar yetmemiş gibi  solculuk derneğinde zihinsel geviş getirmelerimiz polis tarafından suçüstü yapılınca iyice azılı hayduta dönmüştüm. Dernek üyesi olmadığım için  tanık liseli kuş vaziyetinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne sevk edilmiştik. Şiir okuma yarışmasından dereceli, masa tenisinde milli takıma çağrılmışız, Sevgili Özdemir Nutku hocalarla tiyatro yönetmiş, sahnelere koymuşuz, daha bir sürü sıkı projelere koşuyoruz, korsan mitinglere de yetişiyoruz, işçi bayramlarına da gidiyoruz ama gelin görün ki tanık manık savcının odasına gönderiliyoruz. Savcı çok temiz yüzlü ve beyefendi. “Nedir bu dernek evlat?” dedi;   

Ben o anda vahiy mi geldi ne, elimdeki anahtarlığı işaret edip, sustum. Anahtarlığım çok sıradan, pirinç döküm üç maymundan müteşekkil. Klasik vardır ya; duymam, görmem, işitmem. İşte o “şahane “ üçlüyü savcının masasına oturttum onyedi yaşımda, liseli çaylak bir kız olarak. Savcı güldü. Arkasına yaslandı. Bırak şimdi bütün her şeyi bir kenara, sen çok zeki birisin, ileride ne olmak istiyorsun, ? Dedi.

Ne desem? a – solcu b – pingpongcu c – edebiyatçı d – ev hanımı e – hiçbiri ya da hepsi…


“İyi insan olmak istiyorum” dedim.

Pervin Mısırlıoğlu 


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.