YÜRÜYEN ADAMIN SONU

17 Aralık 2010 13:25 / 5071 kez okundu!

 


Alsancak’ta hepimiz onu tanırız. Eğer dışarıya çıkmışsanız ve biraz da fazla kalırsanız sokaklarda “Yürüyen Adam"la defalarca karşılaşırsınız. Siz hep bir şeylerin peşinde koşarken, endişelenirken, neşelenirken onu görürsünüz… “Yürüyen Adam”ı.

O sizi görmezden gelir çünkü o sadece yürür.

Çocukluğunu, gençliğini, yaşlılığını yollara sorun… En iyi sokak bilir onun hayatını. Çünkü onu sokaklar büyüttü, sokaklar çaldı geçmişini.

Her köşe başından O çıkar, her caddenin sonunda onunla tekrar yüzleşirsiniz.

Onun hep çok işi var gibidir. Sizin ise başıboşluğunuz varmış gibidir.

"Dejavu"dur onun diğer adı.

Yürüyen adam tarihi, günü, olayları, mevsimleri tekrarlatır size. Çünkü onun kimseyle konuştuğunu ya da tartıştığını, ya da bir şeyler atıştırdığını daha da önemlisi durup ya da oturduğunu görmeniz imkansızdır.

Çünkü o hayata sadece tek bir nedenle gelmiştir. Yürümek için. Yürüyerek yaşlandı, yürüyerek delirdi ve yürüyerek gerçekten çıldırdı sonunda.

Dün “Yürüyen Adam” annesi ve babasını bıçakladığı için Manisa Akıl Hastanesi’ne gönderildi. Bu uzun yürüyüş maalesef bir “esaret”le bitti.

Anne ve babası İzmir’in tanınmış ve iyi ailelerindendi. Kimseye bir zararı yoktu “Yürüyen Adam”ın…

Görmediğimizde merak ederdik. Hoş neredeyse görmediğimiz hiçbir zaman olmuyordu ya…

İşin tuhaf yanı ki Alsancak’ta yaşayan herkesin bu söylediklerime ekleyecekleri vardır, çıkaracağı yoktur.

O neredeyse sokakların gizli “tanrı”sıdır. O her yerdedir. O yoksa duygusu vardır köşe başlarında. Efsanesi yürür yanı başınızda.

Onu herkes tanır, zararsızlığına inansalar da ürkerler onun sonsuz yürümesinden. İnceciktir, çeviktir, tempolu yürür. Bembeyaz, kıvırcık saçları dalgalı, buklelidir. Yüzü beyaz ancak al aldır hep yürüdüğünden.

O yürüyerek yaşlandı bizler hayatın peşinden neredeyse “sürüklenerek”

O deli oldu biz zır deli aynı sokaklarda.


Tek silahı yürümekti onun. Biz ise “silahlanıyoruz” kanuni yoldan. Yanlış duymadınız!

18 yaşındaki çocuğunuza en güzel hediye gerçek silah almak artık yasallaşıyor.

Diyelim ki yılbaşı, oğullarına, kızlarına, torunlarına en ilginç, sıra dışı bir hediye düşünmektesin. Hiç düşünme hemen bir silah dükkanına koş, en az beş hediyeyi garantile.

Karınızı, kocanızı da artık sevindirmek elinizde ve bir kurşunluk mesafede.

“Silahsızlanmak” out, şimdi “silahlanıyoruz” milletçe, hep birlikte…

Bu ne lahana turşusu bu ne perhiz bile değil, bu düpedüz aklını yitirmek, çıldırmakla eş değer.

Barış konuşmalarını masaya koyarken, dumanı tüten namlulara göz kırpmak da neyin nesi?

Hem daha yumurtaların lekesi üzerimizden çıkmamışken nasıl silinir kan izleri?

Yumurta atmayı bile şiddetten saymamız gerektiğini ve polisin, devletin biber gazını, sopasını, copunu lanetlerken…

Ne şimdi bu?

Devlet eliyle, itina ile “cinnet” mi, cinayet mi?

Herkes gider Mersin’e biz gideriz tersine…

Hadi gidelim shopping yapalım. Aman unutmayalım nefis silahlar çıkmış, üç beş alıp eğlenelim.

Bence gerçekten “resmi” bir cinnet geçirmekteyiz?

Yok efendim ruhsatsız silah taşımayı önleyeceklermiş…

O zaman şunu demeliyiz;

Ölümünüz “ruhsat”lı mı yoksa “ruhsatsız” mı olsun?

Evet, nasıl tercih edersiniz?

Ben yine de “Yürüyen Adam”ın masumiyetinden yanayım. Yürüyen ve konuşan adamlardan yanayım.

“Silahlanmayı” caydırıcı yapacaklarına, “özendirici” ve “kolaylaştırıcı” olması faili meçhulleri azaltıp, arsız katilleri çoğaltacaksa, yok kardeşim ben “yazmayı” da bırakıyorum…



Pervin Mısırlıoğlu E.


17.12.2010

---------------------------------------------------------------------------------------------------

İlgili haber: Anne babasını bıçaklayan şizofren akıl hastanesinde


Son Güncelleme Tarihi: 20 Aralık 2010 10:35

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
20 Aralık 2010 19:34

Sinan

Sevgili Pervin,

Mükemmel bir dille yazdıklarını su içer gibi okudum. Katılmamak mümkün mü yazdıklarına. Ben de İzmir yıllarımda karşılaşmıştım yürüyen adamla. Ama asıl önemlisi silahlanma konusundaki düşüncelerini paylaşıyorum.

Ama yorumlardan birinde, "AKP bununla ne yapmak istiyor, doğrusu anlamak mümkün değil." diyor yorumcu. Burada anlaşılmayacak bir şey olduğunu düşünemiyorum. KPSS sınavında, Üniversitelere Rektör atamalarında, devletin kilit noktalarına değil kapıcı atamalarında bile takınılan tavırlar karşısında, kimlerin "RESMİ" silahlarla silahlandırılacağı apaçık ortada değil mi!... Nesine şaşırıyoruz bunun.

Utangaç EVET'çiler, bu ve bundan sonra ard arda gelecek dalgalar karşısında şaşırmamalı.

O anlamlı ve güzel yazılarının takpçisiyim.

Sevgilerimle

19 Aralık 2010 12:58

inci gümüşkaya

haberi henüz gazetede okumamıştım.bir arkadaşım aradı.sanki daha önce ondan bahsetmişiz, kesinlikle tanıyormuşum gibi hani sürekli yürüyen bir adam vardı ya.... evet dedim hemen. ailesini bıçaklamış dedi. o kadar uzun yıllardır onu öyle sürekli dolaşırken görüyordumki sanki biz iyice tanışığız. içim de çok tuhaf bir acı, sitem, isyan oldu. neden bunu yaptın diye soruverdim ona. ne oldu da bunu yaptın dedim. kimseyle konuşmazdın ama tüm dolaştığın izmir sokakları, insanları seni tanıyordu, hiçbir iletişiminin olmamasına rağmen dedim. en büyük özelliğin özgürlüğündü şimdi o olmayacak dedim. insanoğlu ince bir çizgide,keskin bir bıçak da yaşıyor işte.bazen bir tarafında, bazen de diğer yanında.ailesine şifa diledim ama kaygıyla içimden. kaygıyla çünkü bir yandan bu anne ve babanın yaşamasını istedim. diğer yandan da oğulları tarafından bıçaklanmanın verdiği bir duyguyla yaşamak nasıl bir yaşamak diye düşündüm o yaşlarda. kuşkusuz bir evlada, bir anne ve bir babaya verilecek en kötü bir anı olarak kalacak hafızalarda.....
19 Aralık 2010 12:32

Baki MURAT

Sevgili Pervin,

Yazın için çok teşekkürler, çok sevdim... Tabii ki üzülerek, ürkerek, düşünerek...
Değindiğin gibi bu silah yasası ciddi ciddi her duyarli insanın asabını bozması gereken bir şey ve tek başına bile anti-militarist bütün kesimlerin gündemde tutması gerekiyor bu konuyu.
AKP bununla ne yapmak istiyor, doğrusu anlamak mümkün değil.
Sanki bütün bir toplum olarak yeterince silahlı olmanın ve silahla oynamanın rezilliğini yaşamamışız gibi bir de bu yasa...
Oysa istatistikler bu ülkede halihazırda 8 milyondan fazla ruhsatlı silahın olduğundan bahsediyor...
Buna ruhsatsızları da katarsanız bu rakamın 10 milyonu geçeceğini söylemek hiç yanlış olmaz.
'E ne var 70 milyonluk bir nüfusa çok mu' diyen aklı-evveller de var mıdır (var ki böyle yasalar çıkıyor) bilmem ama bu rakamı 70 milyon ile karşılaştırmak da aslında en az yasanın kendisi kadar vahim bir yanlış olur bence...
Neden mi? Biraz toplama, çıkarma yaparsak neden böyle düşündüğümü daha kolay anlatabilirim sanıyorum.
Hepimiz biliyoruz ki Türkiye genç nüfusu yüksek olan bir ülke. Bunun anlamı, nüfusun en az yarısının çoluk çocuk olduğu ki buda burada gözönüne alınması gereken rakamın 70 değil 35 milyon olması gerektiğini gösteriyor bize (Çoluk çocuğun henüz silahlanmadığını farzediyorum)...
Bu otuzbeşin içinde yer alan silahlı güçleri yani askeri, polisi, korucusu, güvenlikçisini çıkarırsak geriye yaklaşık 32 milyon civarında bir rakam kalır...
Bu rakamın hiç kuşkusuz yarısı kadın...
Kadınların ne hepten silahlı ne de silahsız olabileceklerini düşünmek yerine onların silah severliliklerinin erkeklerinkinden daha fazla olmayacağını düşünelim ve sadece yüzde otuzunun silahlı olabileceğini varsayalım. Bu bizi değerlendirilmesi gereken asıl nüfusun 70 milyon değil 20-21 milyon civarında bir sayının olduğu noktasına ulaştırır.
Yani bu memleketin patlamaya hazır 10 milyon küsur silahını sadece 20-21 milyon civarında bir Teksaslı taşıyor belinde...
Bu ürkütücü durumun özeti halihazırdaki her iki kişiden biri (maalesef) potansiyel silahlı bir zat, aman dikkat!
Vahşi batı benzeri bir resim ortadayken AKP ne yapmak istiyor olabilirki bu yasa ile?
Bir memlekete bu kadar silahsevici çok görülmüyor mu ki rakamın artmasının yolları açılıyor?
Bu yasanın polis ve MİT"e ağır silahlar alma yetkisinin ardından gelmesi ise bir başka ilginç nokta...
Allah sonumuzu hayır etsin diyeceğim demesine de ondan önce bu türden silahlanma yasalarına karşı toplumsal tepkilerin geliştirmesi gerekiyor...
Aksi halde bu topraklara barışın gelmemesi için elinden geleni ardına koymayan savaş tacirleri yeni bir kirli orgazmın şampanyalarını yudumlarken, bizlere yeni acıları yaşayacağımız günleri beklemek düşecek...
18 Aralık 2010 01:40

FRee_MeDia

Aslında o okuyan adamdı...Her sabah İsmail Sivri Parkı'nın karşısındaki marketin önünde duran stanttan gazeteleri tek tek alır ve okurdu. Market sahibi hiç karışmazdı ona. Bilirdi okuduktan sonra dikkatle katlayıp hiç bir zarar vermeden yerine koyacağını. Ama kim bir soru sorsa tersler ve bağırırdı sorana. Şizofrendi. Malesef toplumun içindeki saatli bomba şizofrenler. Üstelik ne zaman nerde patlayacağı bilinmiyor. Yıllar önce bir çivici katil vardı. O da şizofrendi. Bir gün kendisine vahiy geldiğini düşünerek 5 insanı duvara çivilemişti başlarından. Yine başka bir şizofren vardı. Ayhan Kartal. O da farklı zamanlarda iki ayrı çocuğu tecavüz ederek öldürmüştü. Kısa bir süre akıl hastanesinde tutulduktan sonra bu kişiler yine toplumun içine salınıyor. Genelde de malesef tekrar suç işliyorlar, can yakıyorlar. Çivici katil ile sapık Ayhan Kartal Manisa'da aynı koğuşta kaldılar. Kendilerinle bir röportaj yapmıştım. Röportajda Ayhan Kartal, Çivici'nin kendisini öldürmesinden korkuyordu. Koğuş değiştirmek istediğini söylüyordu. Korktuğu başına geldi. Yaklaşık bir yıl sonra Çivici onu da çiviledi. Pervin Hanım, güzel bir konuya değinmişsiniz. Bu konu üzerindeki çalışmalarınızı derinleştirin bence. İçimizdeki saatli bombalardan kurtulabilmemiz için bir kampanya başlatın. Devlet şizofrenleri daha yakından izlemeli. Gerekiyorsa toplumun sağlığı açısından onları akıl hastanelerinde tutmalı. Yaptıkları suçları araştırırsanız ciddi bir boyutta olduğunu göreceksiniz. Tabi bundan da önemlisi; gizli şizofrenler... Onlar malesef bilinemiyor. Hatta bazen şizofren yapılarını saklıyorlar. Örneğin bir kaç arkadaşım evlendikten sonra anlayabildi eşlerinin aslında bir şizofren olduğunu. Onlar içinde toplum aydınlatılmalı bir şekilde. Yani evlilik öncesi sağlık raporu alınırken, kişilerin ruh sağlığı da değerlendirilmeli diye düşünüyorum. Bu konuyu detaylı açarsanız, sitenize de ilgi çoğalır kanısındayım. İyi çalışmalar.

17 Aralık 2010 22:20

yusufdemir

Merhaba Pervin Hanım,

Ona "yürüyen adam" dendiğini bilmiyordum fakat satırlarınızı okumaya başlayınca hemen o adam gözümün önünde canlandı. Evet, kimseyle konuşmadan, acelesi varmış gibi sessiz sakin sürekli yürüyen adam... Yazınızın birkaç paragraf altında onun yani yürüyen adamın resmini polislerin arasında görünce yüreğim cız etti.


17 Aralık 2010 22:16

ERTUĞRUL BARKA

Haberi okuyunca nasıl bir üzüntüye kapıldığımı anlatamam; sanki bir yoldaşımın, sanki kardeşimin başına gelmişti bu üzünç dolu olay.
Yazıyı okuyunca, acımın paylaşıldığını düşündüm; yalnız değildim üzüntümde ve muhteşem bir anlatımla paylaşılmıştı acım.
Kalemini öpüyorum Pervin MISIRLIOĞLU'nun.
Yürüyen Adam, yeni bir yolun başlangıcındadır; izleyelim ve yardımcı olalım...
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.