YEDİ GÜNLÜKLER

27 Aralık 2006 12:12 / 1363 kez okundu!

 

Eski bir yazıdan yeni bir yorum yaratmak için ve "geride kalan ruhlarımızın" bize yetişmeleri için koştuğumuz yolda bıraktıklarımız ve görmezden geldiklerimiz için bir hatırlatma P.M.'den.


Ofisten çıktım. Canhıraş koşuyorum. Güneş yazlık ışıklarını bahşetmiş sımsıcak. Eve çıktım. 7.kata Plevne’de. Elimdekileri bıraktım. Üstümü değiştim. Aşağı indim. Hala koşuyorum. Ellerim yani tırnaklarım şeytani vaziyette. Gül’e manikür’e yetişiyorum. Toplam yarım saat vaktim var. Sonra şehir dışında bir habere koşucam. Atatürk Lisesi’nin önünde Papatya bekleyecek, aynı yere Oğul da yetişecek. Koşuyorum. Önümde tanıdık biri, Nur’u geçiyorum. Hem koşup hem de ondan özür diliyorum. Sollayıp elli metre geçmişken Nur bağırıyor “Pervin”, sonra da koşmaya başlıyor. “Seninle konuşmam için koşmam gerekiyor, biliyorum “diyen Nur nefes nefese kalana kadar sohbet koşusunu sürdürüyor. Ardından da ekliyor ; “Bir kova öbür kovayla her koşulda gevezelik edebilir.” Bu koşan sohbetin ardından kan ter içinde Gül’ün iş yerine girdim. Oley! Tam zamanında... Ellerim gül yapraklı sulardan, papatyalar dökülmüş suların ve aroma terapik esansların koyulduğu pirinç kaselerin içine girdiğinde “Ne iş, bahar geldi galiba?” Dedim. Bir tırnak sanki heykeltraşca yontuluyor. Bitmek bilmiyor. Ojeler her zaman ki gibi kurumadan bozuluyor. Koşuyorum.
Koşuyorum...Yetmiyor. Taksiye biniyorum. Telefon ediyorum. Okulun önünde ipi göğüslüyorum. Birinci gelmemişim. Papatya da, Oğul da benden önce gelip, bekliyorlardı işte. İnsanlar benim hep koştuğumu ve dakik olduğumu sanıyorlar.
Oysa her yere kıtıkıtına yetişmeye çalışan ben, üstüne üstlük hep beş dakikada hazırlanacağımı sanırım. Ucu açık saatlerde ise iyice çarçur ederim zamanı.
Ne yaparsınız işte nakış tutmayan kadınlardanım. Düşmanlarıma hala yalakalık edenlerden, herkese ve herşeye sorumlu olanlardan. Utananlardan, suçu hep kendinde arayanlardan. Kazık atanlardan değil kazık yiyenlerden. Hem şen ruhlu bir yazar hem çaresiz insana hayat öpücüğü veren poplin dudaklı insanlardan olamaz mıyım canım? Elbette olurum. Yalnızca kediler ve çocuklar sevmez disiplini, yetişkinler de disipline ihtiyaç duyarlar. Özellikle benim gibi nakış tutmayanlar. Özgürlüklerine gölge inecek diye ödü kopanlar en çok disipline ihtiyacı olanlardan.
Haftanın beş günü koşuyorum, hep ipi ikinci, beşinci göğüslüyorum. Birinci olduğum hangi konu var diye düşünüyorum. Pat diye bir birincilik öyküsü gelmiyor aklıma. Ama ikinciliklerim küt diye düşüyor önüme. İlkokulu Bayındır Kazım Dirik İlkokulu’nda okudum. Okul ikinciliğime çok sinirlenmiştim. Al yanaklı tombak okul müdürümüz İrfan bey’e havuz başındaki törende kafa tutmuştum bücür halimle. Seher, okul birincisi yani ölesiye kıskandığım sınıf arkadaşım. Ne beş sene mandolin çalmıştı ne flüt ne harmonika. O hep çöpten adam yapmıştı, ben sahicisinden. Hadi diyordum bütün derslerden yıldızlı pekiyi alıyoruz kabul ama sanat da eşit değiliz diye yakarmıştım. Müdür de ukalalığım karşısında morararak hayatımı alt üst eden cevabı yapıştırmıştı.; “Sen de çok çalışsaydın, birinci olsaydın” Yaldızlı hatıra defterini alamayıp kalem takımını kös kös cepleyip gitmemin üzerinden epey geçti. Ve ben daha yeni düşünüyorum galiba sınıfa her gelişimde ter içindeydim ve Seher hep sırasında uslu ve olgun öğretmenini beklemekteydi. Bu ilk büyük yenilgimdi. Sonrakileri sıralamaya sayfalar yetmez. Vakit öldürmenin bin bir yolu için iyi bir kaynakça olabilir.
Amaaaaaa... Öyle yok yağma. Artık bir disiplin duygusu oluştu.Tabii bu benim her hangi bir yarışmada beşinci ya da sonuncu olmamı değiştiremese de yedinci günüme muazzam bir kalite farkı getirdi. Pazarlarım garantili. Na’aber. Artık tatlı zamanlarda kendimi geri ödüyorum. Tam bir disiplin içinde ve efektif davranarak uyuz ve tembel pazar günlerimi dinamik, taze, iştahlı ve yaratıcı ve hareketli hale getirdim Yedinci gün kıymetlidir, çabuk geçer. Sonuçta beş gün koşuyorum, altıncı gün yavaşlayıp hafiften ağız ayırıyorum. Yedinci gün erkenden güne başlayıp, yürüyorum, kitap okuyorum, gazete okuyorum, sinemaya gidiyorum, denizi, yeşili kokluyorum, müzik dinliyorum, sevdiklerime zaman ayırıyorum. Bir şey söyleyeyim mi televizyon bile seyrediyorum.
Seher bunları yapıyor mu çok merak ediyorum?

Pervin Mısırlıoğlu

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.