Yaşam Aktivisti Çinliler (2) - Pervin Mısırlıoğlu

05 Ağustos 2008 05:43 / 1744 kez okundu!

 

Davulun sesi hoş da gelir, boş da gelir. Size bir Çin masalı anlatayım mı? Çin Halk Cumhuriyeti'ne olan gezimden sizler için aldığım kısa notlara; uzun, upuzun bir tarihin günümüze yansıyan kırıntılarından seçmeleri aktarmaya devam ediyorum... *** Za

1 milyar 300 milyon insanın yaşadığı, küçük bir şehrin bile 6 milyon nüfusa sahip olduğu, İngilizce konuşanların Amerika’nın nüfusundan daha fazla olduğu, 80 milyon zenginiyle, pek çok da sefiliyle, 20 milyonluk Beijing ve sanki Yüzüklerin Efendisi’ndeki orgların uzay kenti 18 milyonluk Şanghay şehrinin gökdelenler ormanı ile Şian ve Gulin gibi şehirlerin beş bin yıllık tarih ve kültürleri iç içe geçmiş.



Batıya kapalı oluşlarının iyi tarafından bakıldığında; kendilerini yansıtan örf ve adetlerinin günümüze etkin bir biçimde kaydırılması ve yaşatılmasının şaşırtıcı sonuçları ile tanışmak, kaynaşmak, yararlı olanları seçip almak, zararlarını kavramak elbette modernizmin ve gezginliğin önemli görevlerinden.



Ehhh… Geçmişin büyük imparatorluklarından biri olan Çin, dünü, bugünü, geleceği elinde tutabilecek donanımlara sahip gözükmekte. Eğer kendini tamamiyle batıya teslim etmez fakat üretim ve pazarlama, paylaşmayı ve gelişmeyi bu şekilde sürdürürse korkarım herkes Çince’nin sanatsal kaligrafik alfabesi ile eninde sonunda tanışacak.



Dünya nimetleri ile harmanlanan bilgiler ışığında dans eden dünyamızla bugün daha sözünü edemediğimiz pek çok turizm konusunu tetikleyen ya da etkileyen nedenler ve onun sonuçlarına ilişkin en özel ve özgün örnek olan Çin Halk Cumhuriyet’inden söz edeceğiz. Ve sizlerle birlikte Çin’in pek manalı ve hülyalı dünyasına kısa bir yolculuk yapacağız. Uzun hikayesi olan bir imparatorluğun mucizevi gelişmesini bir de benden dinleyeceksiniz.



Elbette onların her gün saygı ve hürmet gösterdikleri beş elementi toprak, su, ateş, metal ve ağaç etkisindeki billur gibi mistik kokulu müzikleri eşliğinde okumanızı öneririm. (Radyo Pervane’yi açarsanız belki de o müziklere rastlarsınız)



Evet Çin’in 2500 yıl öncesini görmek için Şian’a, 200 yıl öncesi için Beijing’e ve bugünü ve hatta yarınını görmek için Şanghay’a ziyaret doğru bir üçleme. Gerçi bizim gezimizin içinde Gulin de var ama Ejderha’nın üç yüzü esasında bu üç şehir. Yoksa Çin’i gördüm diyenler genellikle bu büyük ülkenin onda birine bile yaklaşamaz ve görmüş sayılmazlar.



Çin, Çin Seddi’ ne benzer. Merdivenler, yokuşlar bitmez. Çıkıldıkça yol uzar, derman yetmez. Devasa dünya sanki orada başlar orada biter. 3000 yıllık tarihe sığmayı başarmış bir coğrafyayı doğal olarak kabulleneceğiniz çok geniş meydanlar, şehir içine kurulmuş 720.000 metrekaredeki 500 yıllık “Yasak Şehir” den, 24 Çin İmparatorunun ruhlarının hala gezindiğini hissettiğiniz Cennet Tapınağı ve Çin’e hediye midir cezamıdır ilk anda karar veremeyeceğiniz; Mao devriminin her tür izini sürebileceğiniz, o günlerin değişmez sembolü dünyanın en büyük meydanı ünlü Tiananmen Meydanı, Quing Hanedanı’nın mermer gemili, zarif ve güzel bahçeleri, yazlık sarayı, Bejing’le birlikte Çin’i devasa bir dünya harikasına dönüştürmüştür.



7. yüzyıla geri dönmek isterseniz de Çin Seddi’ne doğru yola çıkmalısınız. Ming’in Türbesi de size yeni uhrevi duraklar yaratır.



Beijing’i terk etmeden önce ve hatta Çin Seddi’ne çıkmadan önce neden Pekin denmemesi ile ilgili notu ileteyim sizlere…



Orada öğrendim ki Pekin geçmişteki işgalcilerin onlara koyduğu bir isim ve onlar bu isimle anılmaktan asla hoşlanmıyorlar. Hatta onlara neredeyse bir küfür Beijing yerine Pekin demek. Ben artık sadece Beijing diyorum siz oralara gitmeseniz de unutun artık Pekin demeyi!
Yemeklerin, bisikletlerin, kıvrımlı çatıların ve kırmızıların sarıların, genişliklerin, kalabalıkların, “hiç öğrenilmez” bir dilin derin şaşkınlığına düştüğünüz zaman artık dünyalımı uzaylı mı hülyalı mı olur her yaşadığınız an gerçekten anlayamazsınız? Her zaman kabul ederim ki; böylesi ülkeler bizim yakın durduğumuz batı dünyası insanlarına gerçek üstü bir kadraj yaratır.



Tarihi her defasında yeniden yazar her insan. Her gezgin yeniden doğar eski coğrafyalarda. Yeni öyküsüne eski sayfalardan yırtıp ekler sislere bürünen satırları. Eski bildikleri anında silinir yeni geldiği şehirlerde. Bildiklerini unutur ve unuttuklarından yeni bir öykü yaratır.
Çin dünyaya çok geç açıldı. Açıldı ama maalesef oradan akan farklı bilgiler ve enerjiler bizlere yine batı kültürlerinin süzgeçlerinden geçerek ulaştı. Oysa Çin bize Türki Cumhuriyetleri üzerinden daha ham halde gelebilirdi. Doğadan kopmamış Çinliler “sessizliğe” bürünmüş, gereksiz düşüncelerden arınmış, yeşil halkanın içinde oynaşan bir millet olarak bize doğu batı arasındaki sıkışıklığımızdan çıkış yollarını müthiş doğu ezgileri ile yaklaştırabilirdi oysa. Onların da dediği gibi “düşman kapıya dayanmadan” biz de doğaya ve kendi özümüze yani bedenlerimize, ruhumuza gerekli özeni göstererek yaşam enerjimizi ve kalitemizi yükseltebilirdik.
Ama artık düşman kapıda ve biz son çığlıklarımızla kapıyı açıp avazımız çıktığı kadar bağırarak “yeter” diyerek, doğaya koşmamızın zorunlu olduğu zamanlara geldik.
Onlar yeşilden aldıkları sağlık reçetelerini yine bitkiler ve çiçeklerle ve bunlara olan şükran dolu hazırlıklarla ve bezedikleri hayatla hep geri ödüyorlar.



Farklılıkları ve farkındalıkları ile Çin bir efsane ülke.



Prosperity - Onların beş perisinden birinin adı yani başarı, saadet, refah

Happiness - Mutluluk, bahtiyarlık, uygunluk

Passion - Tutku, aşk, hırs

Health - Sağlık

Good Luck - Şans elbette



Bunların hepsi arzu edilen beşli. Sonuçta Bejbej, Jingjing, Huanhuan, Yingying ve Nini bebeklerinin en sade anlamları bunlar. Ve onların uğruna inandıkları sekiz rakamı 08-08-2008 yılının olimpiyat ateşinin yakılacağı gün.



Olimpiyat bebekleri ve beş halkanın Çin’deki anlamlandırılması işte böyle. Onlar bir dünya bir rüya diyerek olimpiyatlara hazırlandılar. Bu hazırlıkların en hararetli günlerinde Beijing’de idim.



Çinliler, sabah uyanmayı beklemiyorlar, uyanmak için sabahlıyorlar. İçlerine işleyen kalabalıklık, hiç yalnız kalmayan insanlar güneşle birlikte adeta güne tapınmak üzere atıyorlar kendilerini sokaklara, bahçelere, onlar cenneti bir arada yaşanan ve nefes almak, hoplayıp zıplamak, ağır tandanslarla gençleşmek olarak algılıyorlar.



Onlar yaşarken hissedilen cehennem gürültülerinden doğaları gereği uzaklaşıyorlar. Bisiklet işte en mistik taşıtları. Bizde bisiklete, yayaya hatta motosikletlere nasıl tacizkar davranıldığını düşününce diğer araçların… Hayretle irkiliyorum. Türkiye’de sadece “araba” ya taşıt deniyor da! Benzinsiz ve mazotsuz gidebilen ne yayalar ne de bisikletler saygı görüyor ülkemizde maalesef… Oysa Çin’de binlerce insan ibadet eder gibi bisikletleri ile süzülüyorlar yolların içinde. Enerji akışlarını kirletmeden ulaşıyorlar birbirlerine. Az enerji ile çok fazla sinerji yaratarak.



Onlar birer yaşam aktivisti.



Alternatif tıp ya da doğru deyimiyle tamamlayıcı tıbbın nimetlerinden faydalandım. Ayaklarım çay suyunda, parmaklarıma uygulanan masajın dili de bizim normal sağlık kontrollerimizden çok farklı. Benim tepkilerim ve onun telepatisi ile vücudum o tomografi aletinin ürkütücü kuyusuna düşmeden neyim var neyim yoksa ortaya çıktı. Profesör ve asistanı da bir yandan iki bileğimin kan atışlarını, nabzımı izliyor ve dilimizin vücudumuzun aynası olduğunu hatırlatarak derin check-up’tan geçiriliyorum. Böylece ortaya haşimoto hastalığım, mide ve nadiren başıma gelmiş olan sistitim, düşük tansiyonum tansiyon aleti olmadan açığa çıkarıldı. Bitki kökenli pek çok gıda tabletleri önerildi. Kitapçıkla birlikte o saray gibi pırıl pırıl sağlık merkezinden çıktığımda hem hırpalanmamıştım hem de vücut sinyallerim ifadelendirilmişti. Güler yüzlü, hijyenik ve farklılık içinde bir sağlık kontrolü geçirmiştim. Hoş bir deneyimdi.



Arkasından Mao’nun anıtının bulunduğu ünlü Tiananmen Meydanı ile karşılaşmam tam bir şoktu. Dünyanın en büyük dilimi burada kalmış. Dünyanın en büyük tepsisine çıkmış gibi hissettim kendimi. Tepsi bir dünya sofrası gibi. En özel mönüsü ise spirütüel tatların ve yokluğun dehasından yaratılan ekşili tatlılı, hızlı ve renkli dokulara sahip olan, bin bir çeşit aromatik kokuların bulunduğu sofra bu.



Bildiğimiz ve bilmediğimiz pek çok meyve ve sebze ve hatta kuzu ya da süt dana, tavuk veya çil horoz, taze maymun beyni, köpek yahni gibi yemeklerin de sofralara konduğu, yılanlı şerbetlerin, kurbağa kızartmalarının, ballı muz tatlılarının aynı bizdeki iştah ve hevesle sunulduğu zengin bir yoksul mutfak geleneği… Pekin Ördeği’ne Beijing Ördeği demeyi nasıl becereceğimi bilemiyorum. Yeni öğrendim ve şiirsel sesi çok hoşuma gitti bu restoranların en özelinin adı Çüencüdı (Quanjude) imiş. Kendi ördeklerini kendileri yetiştiriyorlarmış. Buradaki esas mesele ise ördeğin derisi gerisi hikaye diyorlar. Büyücü sosları da girince işin içine bana yakın tatlarla haşır neşir olmak çok hoştu… 9 adet Çüencüdi’den birine mutlaka gidilmeli elbette. Yoksulluktan zenginliğe ulaşan bir dünya sofrası bu.



Biz de 15. yüzyıl Dede Korkut Hikayeleri, Divan edebiyatının din dışı eserleri yazılırken, platonik ve romantik bir aşk anlayışı içerisinde lirik tatlarla Ali Şir Nevai okunuyorken, tasavvuf ve inancı hikayeleştiren, gelişmiş, olgun temaları içtenlikle kullanırken atalarımız… Anadolu’nun sınırlarını aşar duygularımız.



Çin’e ne gibi duygular yansıtmış geçmişte bilemiyoruz ama taşları kokluyorsunuz, kırmızı çatılara takılı kalıyor bakışlarınız. Dede Korkut Hikayeleri’nden, Ali Şir Nevai’den ne düşer önümüze ve ne pişer 15. yüzyıldan kendi mönümüze diye iç geçirirsiniz, başı kesik tavuklar gibi savrulursunuz meydanın dört bir yerine. Tiananmen meydanı alır sizi içine ama dışarı çıkamazsanız tarihin girdabından en dipte varacağınız yer yine Çin ve Yasak Şehir.



24 Çin imparatorunun yaşadığı ve 500 yıl boyunca masalsı ritüellere, önemli törenlere ve geleneklere ev sahipliği yapan Yasak Şehir 720.000 metrekarelik bir alanda 890 yapının envai çeşit hikayesi ile ayrı dünyaların aynı gökyüzü ile birleştiği ve birbirine temas eden havaları ile geçmişin hala el değmemiş keşiflerini yapabileceğiniz bir halüsünasyon ortamı.



Beejing’de ve günümüz dünyasında hala şaşırtıcı ve otantik diyebileceğimiz duyguların ve izini sürdüğümüz iç benliğimize direk etki eden yani “farkındalık farkı” ile bir Çin masalına dokunduğunuz, yaşadığınız ve yaşattığınız anlar bu adımlar, arşınladığınız kaldırımlar.
Ancak Cennet Tapınağı’nda huzur bulmanız mümkün. Ama sakın yanlış anlamayın bu huzur biz ne batılı ne doğulu olabilmiş ölümlüler için sadece şizofrenik bir huzur sözünü ettiğim.



Cennet Tapınağı bence Tanrının yönetmenliğini, derin mizah anlayışını, yetenek ve cesaretini, sosyal ve kültürel zekaların birbirlerine çarpmadan paylaşıldığı, kavgasız, gürültüsüz bir ortam, sükunet ve delişmenliğin delilikle karıştırılmadığı, engin ve derin hayata sevdalı insanları ile pek çok sanat şaheseri anlatımın oracıkta sergilenip, havaya savrulduğu ve her şeyin gerçek, her şeyin rüya olduğu izlenimini aynı anda veren, Cennet’in mahşeri kalabalığının tamamen sessiz harflerle yazıldığı yüce mekan ve benim dünya üzerinde en çok huzur bulduğum, en kalabalık en resimsel en fotografik en sinematografik tapınak. Herkesin er geç keşfetmesi gereken sosyal tapınak. İnsan ve doğa ile buluşmanın en eğlenceli, en filozofik yolu. Kendini aramanın da bulmanın da en modern tecno-parkı orası. Yani Cennet Tapınağı.



Örgü ören kırmızılı yaşı olmayan adamla, hiçbir yerde göremeyeceğiniz alet edavat ve bilumum Çin icadı oyuncaklarla oynayan, dans eden, düşünen, büyük bir iştahla iskambil oynayanlar, ellerinde rengarenk kuşaklarla spor-dans karışımı estetik süzülüşler sergileyenler. Seyyar mikrofonla şarkılar söyleyen, her taraf kümelenmiş insanlar ve onların aktiviteleri ile dolu. Yüzlerce insan gün henüz doğarken bahçelere ışıktan önce gelmişler sanki.



Her gördüğünüz yeni, her duyduğunuz başka, her yediğiniz değişik ve her öğrendiğiniz yeni buralarda.



Beijing Bir Dünya, Bir Rüya.



8888 için 2 milyon Hong Kong doları ödeyerek Rolls Royce otomobiline plaka taktıran para kralı Hong Kong Çinlisi adamın 8 rakamına yüklediği paha biçilmez değeri tüm Çinlilerin verdiğini lütfen kimse unutmasın. 8 şans demek. Rakamların nominal değerlerinden daha önemli halleri var bu ülkede. 08-08-2008 bu yüzden olimpiyatların başlangıç zamanı.



“Sezuan’ın İyi İnsanı” ne der şimdi bu sekizin ihanetine bilmem ama… Kederi taşıyan sekize fazla da yüklenmemeli. Adı üstünde sekiz.



12. yüzyılda başlayan inşaat 16. yüzyılda biterse ne olur, merak ediyorsanız; Beijing yakınlarında, şehrin 10 km. dışında Yazlık Saray’a yani Quing Hanedanı’nın dün bıraktığı izlenimini veren diyarına gitmelisiniz. İmparator ve imparatoriçeliğin en görkemli yapıları ve bahçeleri ile tanışırsınız. Hele göldeki mermer tekne (Pogoda) beyninize yapışır kalır. Bahçelerin tılsımlı ağaçları ve avluları ise eski yüzyılların derin tatlarına kavuşturur sizi.
En berbat akşam yemeğimiz ise Kung-Fu’lu olandı. Berbat bir gösteri berbat bir yemekte heba olduk bir gece.



Her zaman böyledir. Ya iyi bir yemek, ya iyi bir gösteri, ya iyi bir müzik. Hepsi bir arada maalesef olmuyor.



Çin Seddi Beijing’den fazla uzak değil.:)) Sadece 7. yüzyıla doğru bir uzaklık hissedeceğiniz. 6000 kilometre yürürseniz ve aynı zamanda tırmanırsanız geçmişin geleceğe yüklediği hikayeleri ağır ağır duyumsarsınız. Ama yürürseniz!



Ben, 1 kilometrecik yürümenin bile çok zor olduğunu söyleyebilirim. Çin Seddi’nin gerçekliğini fark edersiniz sadece. Hele bazı dümdüz gördüğünüz yerlerin ne inilebilir, ne çıkılabilir olmadığını fark ettiğinizde ayağınıza sanki beton bağlanmış gibi olur. Gerçekten garipti. Yokuş değil, iniş değil ama ne çıkmak ne inmek mümkün oluyordu bazı noktalarda.



Ming’in Türbesi’nde kırmızı düş ve dileklerinizi bağladığınız avludaki dilek ağacına dileyin ne dilerseniz… Ben yine kişisel bir şey istemeyi arsızlık ve ayıp saydığım için dünya barışı ve herkese sağlık kurdelesi bağlayarak bu faslı kapadım.



Yasak Şehrin ve Tiananmen Meydanı’nın arasında Chang’an Caddesi alışveriş açısından en tehlikeli yer. Almakla bitmeyecek elektronik eşya, işlemeli ipekler ya da her tipten “enteresan”lıklar bavullara ödeyeceğiniz ekstra ücretlerle tam bir trajediye dönüşebilir dikkat!



Bir Dünya Bir Rüya… Beijing’de.



China Northwest Havayolları ile sabah erkenden yola çıktık ertesi gün. Ve 1.5 saatlik bir uçuşla Xıanyang havalimanına vardık. İpek Yolu’na girmiştik. Masalın içine yani.



Bir Çin Masalı…



Devam edecek… Olimpiyatlar eşliğinde…



Pervin Mısırlıoğlu



05.08.2008




















 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.