Sohbet Tutanakları (2)

17 Eylül 2009 19:48 / 1942 kez okundu!

 


"İnsan üç kere doğar: İlki annesinden. İkincisi eğitiminden. Üçüncüsü kendinden. Kendinden doğmadıkça insan olması mümkün değildir." Onların sohbeti kesintiye uğramamıştı ama biz 2 bölüm olarak yayınlamak istedik. Sevtap Yasin - Pervin Mısırlıoğlu E.'nin "Sohbet Tutanakları"nın yayınlayacağımız son bölümünde neler konuşulmuş bir bakalım... Araya giren zaman söyleşinin lezzetini eksiltmemiş görünüyor...

*****

Eskiden anne ve babalarımızın elinden her iş gelirdi
SY -
Herkes Robert Kolej okuyacak, herkes üniversite okuyacak, herkes beş yıllık okulda eğitim görecek bizim ülkede. Sen ağa ben ağa bu ineği kim sağa. Orta eleman yok. Tek tipe gidildi.

PME- Maocu çocuklar oluştu. 

SY -
Kişilere bu benim işim değil kavramı yapıştırıldı, ama yanlış konularda. Eskiden babalarımız rezervuarı, sigortayı, lavaboyu ve daha birçok işin tamirini kendi yapardı.

PME- Evet, annem ütüyü, çamaşır makinesini, sigortayı kendi tamir ederdi.

SY - Elektrikçi gelip düğmeye 40 TL.’ye basıyor. Ampulü değiştiriyor. Yani büyük paralara küçük eller kullanmaya başladık. Küçümsediğimden değil, zamanı önemsediğimden bunları anlatmak istiyorum

Biz çeşitliliğimizi besleyemediğimiz sürece yıkılan her binanın altında kalırız. Benim bu evim yıkıldıysa bir başka sofrada yemek yiyebilmeliyim.

Yaşam her tür karşılaşılan duruma göre bir açılım yapmayı gerektirir.

Her şeye koşan hiçbir şey yapamamış olur 

SY -
Her çocuk bale mi yapar, her çocuk piyano çalmaya mı koşar? Her çocuk tenise mi gider? Sonra merak ediyorum, elimde değil gözlemliyorum, o çocuklar sonunda hiçbir şey olmuyorlar, sonuçta her şeye koşan da hiçbir şey yapamamış olur. Meslek lisesi kavramını yerleştiremedik toplumda. Bilinçli bir nesil yetiştirmiyoruz. Sanatçı, zanaatkâr bir nesil yetiştirmiyoruz.

Yapma, çocuğu ziyan edeceksin mantığı yüzünden bütün bunlar. Yüzlerce mühendis var, yüzlerce fizikçi. Oysa senin ülkende başka şeylere de ihtiyaç var. Biz ihtiyaç haritası çıkarmadığımız için ona göre insan eğitip, yetiştirmiyoruz. Bir toplum sadece moda ile yönlendirilemez. Bir bakıyorsunuz çocukların tamamı gen mühendisliğini yazıyor. Onlar daha önce hepsi bilgisayarcı, ondan önce hepsi doktor. Herkes grafikçi olamaz. Ondan sonra da beklediğim gibi değilmiş. Yapamadım mesleği bıraktım. Bir duruşumuz bir tutumumuz olmak zorunda. Doktor olup manavlık yapan, jinekolog olup ilaç satanlar var.

Hayatta zorluklar yok, başa gelene hazırlıksız olmak var
SY - Seksenliler müdür oluyor. Çabuk demoralize oluyorlar. ALT YAPIDA EKSİKLİKLER VAR. Hayatta zorluk diye bir şey yok, başa gelene hazırlıksız olmak diye bir şey var. Hazırlıklı olduğunda hiç zorlanmıyor. Ama biz hazırlığı öğretmiyoruz. Hazırlık okuyanlar da okullarına aşinalık kazanıyorlar. Ancak bu bizim ülkemizde sadece ölümü yaşayınca ölümü anlayanları yetiştiriyor. Veya ancak iflas edince.

Holdinglerin genel müdürlerini tanıma fırsatını bulunca pek çok değişik deneyimlerim oldu. İngiltere'lerde eğitim görmüş oğullar kızlar yetişip babalarının yanlarına gelince onlarla ilgilenmem istendiğinde gördüm ki; onlar babalarının ya da annelerinin iş laboratuarlarında çalışmak istemiyorlar ama dışarıdaki iş hayatında da kendi yaşam standartlarına yakın olamıyorlar.

Onlar ne maaşlarla uyumlular. Ne işle samimi ilgiye sahipler. Oysa yuvaya döndüklerinde; Masalarında play station oynamaya devam edip, yasak savmayı tercih ediyorlar. N’aaber Sevtap ablacım, bugün ne konuşacağız, 15 dakikada biter mi diye soruyorlar.

Benim çocuğum benim devamımda bu kurtlar sofrasında sadece diplomasını alıp geldi ama hala sofraya misafir gibi oturmak istiyorsa durum hazin zaten.

İzmir’de hırs yok keyif var, tat var
PME – İzmir’in bu konuda farklı bir durumu var mı?

SY - Genel bir saptama değil, bilimsel de değil ama bir çay sohbetinde İstanbul kaymaklı bir bölge olduğu için daha çok bahsetmek zorunda kalıyorum. İzmir ise bir emekli şehri burada okuyor oraya ihraç ediliyor. İzmir bir iş kenti değil. Burada kariyer işi yok.
3 milyon nüfusa buranın 3 tane şirketi yetmiyor. İstanbul’da cv’sine referans edinmeye gidiyor.

Avrupalı hissi var burada çatlasanız hırslandıramazsınız buradakileri. Her şehir kendi karakterini taşıyor. Az önce bile taksi ile giderken şoföre biraz hızlı diyorum, niye diyor adam. Ankara’ya gidiyorum, insanlar yürüyen merdivenlerde koşuyorlar. İstanbul’da lütfen sağdaki yolu boş bırakın diye yazarlar, çünkü hep birileri bir yerlere koşuyordur. Ve siz önlerini açmalısınız. Yürüyen merdivenlerde at gibi koşarlar ama Ankara’da lütfen yana çekilir misiniz dediğinizde, zaten gidiyor ya bacım derler. İzmir’de yeşil ışıkta kardeşim koyu yeşili yok bunun. İstanbul’da ise sarı ışıkta gelir korna zaten, hatta o solu da kullanmaz sağdan sağdan.

İzmir’de hırs yok keyif var tat var. Kordon’da yemeğini yiyor çayını içiyor.

Dijital gençler kendisi için verilen işte tutunamıyorlar.
PME - Gençlerle aranız nasıl? Onlara ulaşmakta zorluk çekiyor musunuz?

SY - Şov gençlik durumu var artık. Gençlerde bazı olumsuz gelişmeler var. Dijital haberleşme gerçek iletişimi tamamen engellediğinden anti-sosyal bir durum oluşuyor. Mail kirliliği. 60–70 mail yazdıkları halde normal konuşmayı kaçırıyorlar. Gırtlak dilinden tamamen uzaklaşıyorlar. Vücut dilinin büyüsünü kaçırıyorlar. Bu bağımlılık, alkolden sigaradan daha kötü bir hastalık. Ara sıra evli insanlara da bazı öğütler veriyorum; çok yaygın bir şekilde kocam birlere ikilere kadar simcity gibi bilgisayar oyunlarından kopamıyor diyenlerin sayısı az değil.

Zaman kaybı hiçbir şeye benzemez. Ev gider yenisi gelir, iş gider daha iyisi gelir ama zaman gider ve gelmez geriye. Günde 4–5–7 saat sağlığından saatinden vererek sanal başarılar kazanıyorlar ama başka hiçbir şey. Bunlar her cins insanı birbirine yabancılaştıran şeyler.

Dijital gençler kendisi için verilen işte tutunamıyorlar. Yine bu nedenlerden dolayı radyasyon öfkesi, depresyonu yüzünden de verimliliği azalıyor ve sonuçta başarısızlıkları çoğalıyor ve kısır döngü başlıyor. İyi olmanın anahtarı Bizde bin kişiye sorun hayattan ne istersin diye herkes huzur istiyorum der, kendisi değil ama onu istiyor. Tedavisi lazım bu işlerin, dijital bağımlılıkların yani. Çeşit çeşit sigaralar sunduğumuz sehpalardan sonra, şimdi de wirelees ve misafir bilgisayarı sunuyoruz çocuklara misafirliklerinde. Çünkü sessiz kalsın da ne yaparsa yapsın. Yakar top oynamıyor, beş taş oynamıyor, takımdaş işlerden uzakta; sadece tek başına ve bilgisayar. Onun başındalar, yemeden içmeden, bu yüzden de bilgisayar başında beslemeye başladık çocuklarlarımızı. Kendi küçük alanlarımızda kendimizi kandırıyoruz. 

Kriz evde oturma vizesi için geçerli bir neden odu
PME -
Kadınlar ve yönetmedeki becerileri konusunda neler geçiyor aklınızdan? Erkekleşen kadınlar mı, kadın olmakta ısrar edenler mi daha sıkı duruyor iş hayatlarında? Mutsuz erkeklerin yönettiği şirketler kadar mutsuz kadınların yönettiği şirketler var. Kadın yönetici istemeyiz çoğu zaman. Neden? 

SY - İzmir’de belki bu biraz böyle. Oysa İstanbul’da kadın yönetici çok değerli. Empati yapma yeteneğine sahip kadın yöneticiler daha da fazlalaşacak.

Krizlerde erkekler depresyona girdi, kadınlar başka işler yarattı. Ben ülkemizde işsizlik olduğuna inanmıyorum. İş beğenmezlik var. Bu iş bana göre değil var. Krizde de bu kolaylarına geldi. Evde oturdular ve bir daha kalkmadılar. Finlandiya’daki gibi ev ve çocuk bakımına yönelsinler. Kapıcılara bakın, karısı iş yapıyor adam uyuyor. Bu bizim zaten geleneğimize uyuyor. Kriz, evde oturma vizesi için geçerli bir neden odu. Dernek kursalar keşke diyorum, ama onlar derneği kurar ve orada da tavla oynarlar.

5000 kişinin arasında bir araştırma yaptım; kadınlar eksikliklerini eksiklik olarak gördüğünden bu eksikliklerini kapatmak için çaba gösteriyorlar. Bir kadın erkeğe adres sorsa, erkek yanlış tarif yapar ama bilmiyorum demez. Adres arayan erkek ise kimseye sormaz ve saatler kaybeder. Oysa kadınlar direk bilmiyorum der. 

Bilgi hak edilir. Bilgiyi herkes kaldıramaz. Kadınlar bilmeye gelişmeye çok hevesliler, dünyalılar ve araştırmacılar. Yoksa, bu "karı" bize bilmediğimiz ne anlatacak diyen erkekler de var.

İnsan üç kere doğar:
İlki annesinden.
İkincisi eğitiminden.
Üçüncüsü kendinden.
Kendinden doğmadıkça insan olması mümkün değildir. 


Pervin Mısırlıoğlu E.
17.09.2009


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
30 Ekim 2009 09:27

Sevtap

Yorumlarınız benim için çok değerli, yaklaşımıznıza ve ilginize çok teşekkür ediyorum.
çok güzel değişlerde ve sohbetlerde buluşmak umuduyla,

Sevgi ve Saygılarımla,
Sevtap Yasin
23 Ekim 2009 11:39

kamilusta

Genelde okuma alışkanlığım pek yoktur uzun yazıları okuyunca çok çobuk sıkılırım ve yarıda bırakırım ama burada anlatılanlar çok güzel şeyler elinize ağzınıza  bileğinize sağlık. İNSAN ANCAK 3. DOĞUMUNDAN SONRA İNSAN OLUR
18 Eylül 2009 16:36

kafka

 İNSAN OLMAKLA İLGİLİ YORUMUNUZU ÇOK BEĞENDİM.FELSEFİ BİR YAKLAŞIM OLARAK BUNDAN GÜZEL ANLATILAMAZDI.İNSAN ANCAK 3. DOĞUMUNDAN SONRA İNSAN OLUR.KUTLUYORUM
17 Eylül 2009 22:23

Merih Yücel

Bilgi çok önemlidir ve paylaşıldıkça çoğalır.  Ama dediğiniz gibi bilgiyi hakketmek gerekir.  Onu önce istemek sonra da edinmek gerekir. Ve bilgilenme yaşam boyu sürer, emek ve zaman gerektirir.  Bilgi ve deneyim  bu iki olgu  insanın en sancili ve en görkemli kendisinden doğma nedenidir.
Size katılıyorum. Kaleminize sağlık.
 
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.