Radyo Pervane, annelere armağan olsun!

13 Mayıs 2007 08:39 / 1980 kez okundu!

 

Anneler gününe özel hediyemiz hem bu radyo öyküsüdür hem de yeni açılan Radyo Pervane’dir, anneme ve Yavuz’un annesi rahmetli Fehime Erkilet' e de bir güzelliktir. Ve tabii harika sanatçı ve annelerin en bir anneannesi Engin teyzeye ve tabii i

ANNEMİN RADYOSU -1


Sarat, kalbur, elek, çarık onun konuşmaya başladığında ağzından peş peşe dökülen dört tedavülden kalkmış sözcüktü.


Çarığı fırlattım. Değdi sarata. Sarat kalbura değdi. Kalbur alttaki çömleğe düştü. Çömlekte süt dağıldı. Hepsi birbiri üzerine, tümü kırıldı döküldü. Valhe Bibi kaçtı. Zilfo hanım girdi içeriye; ‘üzülme, iyi ettin. Oğul benim. Gelin benim. O ne karışır işimize’ dedi. Ve babanın yüzünde o meşhur isyankar kaş kalktı ve etrafına bir kesik bakış attı ve eşikten çıkıp gitti. Kalakaldım. Kırmıştım ama ben de çatlamıştım. Önüne çarık atılıp, haydi tarlaya denen kocam için, “ben bir öğretmenle evlendim; çarık giyecek bir çiftçi ile değil” demiştim. Olay oradan çıkmıştı.


Çarık düşmanlığım başıma yıkılmıştı sanki ama o çarık olayından sonra benim tandır işine de koşturtulmayacağım, saat beşlerde avlu, ahır temizlemeyeceğim anlamına da gelen bu sıcak çatışmadan sonra nasılsa taşlar yerine oturacak ve ben altın kabuğumu üzerime geçirecektim. Valhe Bibi yani babanın baş koruyucusu ve esasında ona bir çeşit annelik eden hala ile bir daha asla o günkü kadar keskin ve sert olmadık birbirimize. Ve baban elde dikilen deri çarıkları ayağına geçirmedi. Tarım adamı olmadı, ilim, irfan yoluna geri dönmemek üzere girdi…Çelebibağı toprakları bir evladını eğitime kesin olarak kaptırdı böylece…


Gelin olduğunda çekilmiş fotoğrafı geldi aklına. Üstelik o kadar az bir zaman geçmişti ki üzerinden. Kayınbiraderinin başını örttürmeye çalışmasına isyan ederek ağlayıp, sinirlenmesi fotoğraf makinesini bile öylesine olumsuz etkilemiş ki siyah beyaz nikah fotoğrafı neredeyse negatif görünümünde garip bir baskı ile gerçekleşmiş. Şişen gözleri ve asılan yüzü fotoğrafı daha da dramatikleştirmiş. Atmaya çalıştığı eşarp, saçlarının yarısında takılmış ve öylece kalakalmış. Fotoğrafı çeken de hiç insan sevgisi yokmuş. Gözlerini kurulamadan, yüzüne yapma bir tebessüm bile ekletemeden, attığı eşarbın bile yere düşmesini beklemeden basmış deklanşöre…


O günle birlikte karar vermiş annem hiçbir baskıya teslim olmamaya!



Annemin Radyosu-2 / Radyo Pervane


Çarık, tandır, ahır, avlu ve köyün insanıyla baş başa kalınca insan, küçük yeri büyütmenin başka yollarını arıyor. Gölün kıyısı, yemyeşil bahçeler, seyitlerin evi, semaverlerin çay kokusu, pişen ekmeğin iştah açıcılığı, bir öğretmenle evlenmenin gururu…


Çaresizliğinin çarelerini arayan, kasabadan gelmiş köy kadını olmayı düşünmeyen birinin, elbette düşleri de başka mecralara ulaşmaydı. Bir sabah babamın cebine gizlice akıttığı keçenin altında duran on altınla, satın alacağı öte dünyaları sessiz ve çığlık çığlığa bekledi. Mavi firuze boncuğa dizili altınları bozdurarak mavi bir gökyüzünü aralamak için.


10 altına 10 lambalı radyo hayali, anot katot ve kocaman anteni ile başka sesleri ve başka medeniyetleri koynuna alarak gecelerinin zifiri karanlığını ve kar tutmuş sabahlarına güneş açtıracağını düşündüğü bir dünyayı sarı sarı parlak altınlarla değiş tokuş etmek için…
İbrahim, yani babam, cebine atılan firuze boncuğa dizili altınları fark ettiğinde, içini bir hüzün kaplar. Çeyizini radyoyla değiştiren kadına garip ama derin bir merak duygusu ile bir kentli aşk duygusu ile kalbi sızlar. Hiç özel bir mobilyaları yoktu ama işte karısı sehpa, sandalye, halı diye tutturmamıştı. İlle de Radyo demişti. Ne derlerdi köyde şimdi ona. Annesi, Halası, konu komşu, kardeşleri bu gavur icadı radyoyu nasıl anlatırdı oradakilere. Elleri ile altınlara dokunuyordu içi burkularak. Dakikalarca boş boş dolaştı soğuk sokaklarda ve ayakları onu radyocuya götürdü en sonunda. Etrafına baktı. İçeriye girdi ve dükkandaki en büyük radyoyu aldı. Kalan paralarla da başka borçlarını ödeyerek köyün yolunu tuttu.


Radyo geldikten sonra evde hayat değişti. Radyocu gelin elinden alınacağından korktuğu radyoyu yalnızca kendi duyacağı kadar açıyor, çoğu zaman kulağını radyoya dayıyordu. Annem anlatıyor. Babamın getirdiği radyo şimdiki büyükçe bir televizyon kadarmış. Antenini çatıya astıktan sonra konu komşu haberdar olmuş ki; yeni gelin kudurmuş, eve radyo kurdurmuş.


Köydekiler meraklarını yenemeyip gelince radyonun başına “beeyy bu herifler bizi gördü” diyerek yüzlerini gizlerlermiş. Annem de hem bir yandan radyosu ile kopardığı fırtınaya şaşırır, öte taraftan kıs kıs gülermiş gösterilen tepkilere. Zaten radyo bir annemlerde, bir Saraçoğlu’nda, ayrıca bir karısı bir de kuması olan marangoz Selver bey’in evinde varmış. Halk evindekini saymazsan diyor annem.


Valhe Bibi ise tekmeyle kapıyı açıp, radyo dinleyen anneme suçüstü yapar, bir de tehditler savururmuş. Annemin radyosu neredeyse bütün köyün sorunu olmuş. Sonunda bir gün annem radyosunu sonuna kadar açmış. Ve Valhe Bibi içeri girer, durmuş durmuş, bakmış ve demiş ki;
“Artık dinlemiyor gelin”


Zilfo ninem gelir.


“İbrahim al bu radyoyu apar, sat” der.


“O radyo benim altınlarımla alındı, o radyo satılamaz! kocam, o köydedir, sıkılmasın diye aldı bu radyoyu bana” der annem.


Ve babamın iki ateş arasında kalmasına çok kızarak en büyük lafını eder radyo uğruna.
“O radyo satılırsa beni de yanında sat” diyen annem savaşı kazanır ve radyo ile yaşamasını öğretir ev halkına.


Radyo evde kalır.


1950’lerde Gürgüs’e tayini çıkar babamın. Büyük radyoyu taşımak anneme zor geldiğinden, Selver Beylerin küçük radyosu ile kendi büyük radyolarını değiştirirler. Büyük radyo gittiği evde zaman zaman dururmuş ve tepesine vurulduğunda çalışırmış. Evde iki kadın var ya biri hep öbürünü suçlarmış. Sen bozdun, ben bozmadım diye…


Annem diyor ki sonra küçük radyoyu da verdik, transistorlu radyolar çıktı. Dağın başındaki çoban bile, hem koyun güttü hem radyo dinledi.


Ama bizim okulun karşısındaki jandarma karakolundakiler ajans dinlemek için hep benim radyomun sesini bekledi, dedi annem…



Radyo Pervane, anneme ve tüm annelere armağan olsun!



Pervin Mısırlıoğlu

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.