PERVANE - 12 / HİLELİ TERAZİ

04 Aralık 2006 17:19 / 2129 kez okundu!

 

Terazisi Hileli olanların hazin ve traji komik durumlarına, kurumsal bir kimlik arayan P.Mısırlıoğlu, Pervane'de verip veriştiriyor, yine arşivinden seçilmiş bir yazıyla!

PERVANE – 12 / HİLELİ TERAZİ

 

“Terazisi boktan olanın dirhemi tezekten olur” görüyorsunuz işte ne varsa atasözlerinde var. Bayılıyorum kısa ve öz anlatımlara. Anlaşılır ve ulaşılır olmaya pek bir heves ediyorum. Geçen haftaki kılavuz karga meselesinden sonra söz verdiğim üzere terazi olayına gireyim dedim.

İster altın tartılsın ister bahçeden domat teraziye bakakalırım. Elektronik tartıyı bırakın öbür iki ters tencere kapağı zincire asılı duran, darası, dirhemi olan, klasik dede usulü terazi ya da döküm bir kaidenin üstünde iki eşit kap ve dengeye gelince birbirini öpecekmiş gibi duran pirinçten adalet ayarlarına sahip terazilerden. Şimdilerde pazara gitmezsen hiç görmediğimiz türden. Eskiden alışverişin şahane ritüellerinden olan baş tacı teraziler piyasadan iyice azaldı. İşte azaldığından mıdır nedir, dirhemi demirden olan terazileri özler oldum. Çünkü en hassas elektronik tartı bile onların sunduğu adalet törenlerini unutturamıyor. Oysa hem müşteriyi hem satıcıyı ele verirdi o güzelim tartılar. Şimdi o ne öyle yarım kilo sekiyüzdoksandokuz gram. Eskiden o tak diye bir kiloya tamamlanır. Bazen tek tek alınır içinden sebzeler son kalanı alsa bir türlü koysa öbür türlü bir türlü öpüşme noktası bulunamazdı. Ya  satıcının cömertliği, pintiliği ya da müşterinin kılçıklısı, aç gözlüsü şıppadanak  belli olurdu son tartı durumlarına göre. Kimisi bir metre tepeden atar, kimisi eti beş kat kağıda koyarak tartar. Altını alırken başka satarken başka tartarlar.

Ha bir de benim toy zamanlarımdaki gibi insanları da unutmamak lazım. Manava, pazara gitmek zorunda kalırsam bir kilo semizotu yarım kilo patates alan türlerdendim. Ya da bir buçuk kilo asma yaprağı yarım kilo portakal. Şaka değil tartıdan, tartılmaktan, tarttırmaktan nefret etmişimdir oldum olası. Ödüm kopar yanlış bir şey almaktan..yanlış bir şeye maruz kalmaktan. O yüzden çoğu kez manavın insafına bırakırım miktarları. Hatta öylesine ki (sorabilirsiniz beni semt manavlarıma) ; biraz ondan biraz şundan diye çok sipariş vermişimdir.  Şimdi düşünüyorum da alışverişte hakkaniyet konusuna kafayı öyle takmışım ki terazinin olduğu yerlerde birimsel sözcükler telaffuz edemiyorum. Sıkı durun şimdi merdanemsi bir özdeyiş sunuyorum. 50 kuruşta olsa verdiğim para dilencinin gerçeğine gitmeli. Ama bu arada dilencinin mendiline para atarken de  milyon gösterip kuruş koymamalıyım. Bedava versen adaletli ve faziletli olmalı diyorum, yanılıyor muyum?

Dükkancilık ettiğim zamanlarda türlüm şeyler gelirdi başıma. Benim sattığım ürünlere çoğunlukla terazi gerekmezdi onun yerine etiketler ve pazarlıklarla yürütülürdü işler. Pazarlıkta hep yenileceğimi düşünerek oturduğum kasanın arka tarafına kocaman “üzgünüz pazarlık yapamıyoruz “ yazmıştım. Yanında da ağlayan, sümsük, sızlanan bir kadın illüstürasyonu. Güya caydırıcılık yaratıyordum. Öyle insafsızca gelirlerdi ki üzerime, en galip çıktığım sırada  “KDV yi düş bari” derlerdi. Ben hem müşteriye hem devlete aynı anda yalakalık yapamayacağımdan köşeye sıkışır kalırdım Zaten nefret ederdim kasada oturmaktan. Ne kümülatif, ne z raporu ne ara toplam almayı sevmezdim. O kadar atraksiyonu olan o dalgayı tek tuşla idare ederdim. Kümülatif için muhasebeci getirtirdim. . Hep iktidarımı koruma savaşı verirdim yazar kasanın arkasında. Genellikle de iktidarsızdım. Çünkü hep onlar galip gelirdi. Hem fiş kesip hem de indirim yaparken bulurdum kendimi. Tabii fiş kesmediğim zamanlarda oldu itiraf edeyim. Üstelik bir tanesinde  yakalandım hem de eski bir okul arkadaşıma. Gerçi görevde değildi ama...Onun varlığı beni mosmor etmeye yetmişti. Şöyle ki;

Benim badem gözlü yeğenim sevgili Barış o zamanlar onbeş yaşlarındaydı daha. Bana yardıma gelirdi PM Club’ a. Yazar kasanın fiş kesen sesi vardır ya şıkır şıkır, Barış o sese aşıktı. Satmadan kessek fişi razıydı. Müşterilerin arkasından koşup fiş fiş diye bağırırdı. Bir gün çektim karşıma dominant teyze olarak “bak Barış zengin hanımların beylerin peşinden avaz avaz koşup fiş diye yırtınma, bazen de   oluruna bırak şu işi” dedim. Aradan zaman geçti. Günlerden cumartesi ve hıncahınç kalabalık dükkan. Maliyeci arkadaşım Ruhsan da yanıbaşımızda yorgun düşmüş oturmakta. Daimi bir yazar kasa çalışması söz konusu. Şakır şakır fiş kesiyoruz. Gözünü sevdiğim Barış bir ara badem gözlerini açarak “Teyze neden bu kadar fiş kesiyorsunuz?” dedi. Ben normal bir laf etmiş gibi “Hep kesiyoruz ya evladım” dedim.

“bana niye kesmeyin diyorsunuz o zaman?” deyince ben kızarıp bozararak  “Barışcım bak Ruhsan ablan vergi dairesinde şef!” dedim. Barış ise “Haa siz ondan fiş kesip duruyorsunuz” dedi... dedi.

Bilmiyorum işte terazi, adalet, hakkaniyet, iyiniyet, kötüniyet hepsinin adı medeniyet.

 

Pervin Mısırlıoğlu

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.