PERVANE – TEMMUZ 2004-07-08 / ŞİŞMAN SİNDİRELLALAR

01 Aralık 2006 06:02 / 3788 kez okundu!

 

 

Bu kısacık hayatımızda en çok dış görüntümüzle hırpalanırız. Tadı çıkarılacak hayatın canı çıkarılır. Kısaltılan ömrümüzü, süsümüzü püsümüzü, neşemizi, acımızı görmez gözümüz ve dış görünümümüze odaklanıp, kendimizi ve karşımızdakini hırpalayıp dururuz.

***

ŞİŞMAN SİNDİRELLALAR

 
Bu kısacık hayatımızda en çok dış görüntümüzle hırpalanırız. Tadı çıkarılacak hayatın canı çıkarılır. Kısaltılan ömrümüzü, süsümüzü püsümüzü, neşemizi, acımızı görmez gözümüz ve dış görünümümüze odaklanıp, kendimizi ve karşımızdakini hırpalayıp dururuz.
 
Yeğenim Barış’la benim dükkan (PM Club) hikayelerim anlat anlat bitmez. Bu hikayelerin tamamı evrensel ve modası hiç geçmez. Alışveriş para ile yapıldığı sürece de değerinden hiçbir şey kaybetmez. Para kimisine hilekarlık kimisine kültürel zenginlik kazandırır. Bizim tükkanda yok yoktu. Alternatif olan her şeyi satardık. İçeri giren herkese “hoşgeldiniz” dedikten sonra sessiz bir nezaketle istenmedikçe kimseye “yardımcı olalım “ terörü estirmezdik. Nasıl bir duygudur bilirsiniz? Göz gezdirmenin yardımcıya ihtiyacı mı olur ki? Göz atmak bedava olmalıdır.
 
Evet, kesinlikle “alışverişciye özgürlük” “gölge satıcılara hayır” mitingleri yapılsa yeridir. Biz o açılardan rahat ettirirdik insanları. Ama yalnızca ne aradığını ve ne istediğini bilen müşterileri.  Bir de çünkü yalnızca ne istediğini değil, ne istemediğini de bilmeyen müşteri tipleri vardır. İşte o zaman durum çok vahimdir. Onun kişilik ve kültürel yapısını, yaşını, başını, tezgaha yatıracaksın, oradan çıkan sonuca göre serseri mayın tarlasından bir kıyafet ya da tencere pazarlayacaksın zat-ı muhtereme.  
 
Biz öyle kolay kolay malı satamazdık. Kimi mallarla aramızda ruhsal bağlar oluştuğundan,  kimileri  zevkimizi yansıtmadığından, bazen müşteriyi bazen de kendimizi kazıklamaktan kaçındığımızdan.  Bizde satışın finali hep çok komik olurdu. Bir de bir ticarethaneye çok lazımmış gibi doğrucubaşıların sık sık arz-ı endam ettiği dükkanımızda jüri kararıyla gerçekleşirdi bazı satışlar. Üstüne üstlük bazen de biz müşteriyi ikna edeceğimize o bizi ikna ederek satın alırdı malı. Biz “dar geldi” desek o “seksi oldu” der, biz “bol” desek o “salaş severim” der, bize de parayı almak kalırdı. Hiç abartmıyorum, üzerimizdekileri alırlardı, aynısından rafta varken, tuttururlardı siz en güzelini seçmişsiniz diye. Anlatamazdık biz bu giysiye göre yaptık planlarımızı, saçımızı, makyajımızı, takımızı ona göre ayarladık filan nafile, müşteri ikinci el giysiye heves etmiş bir kere. Eh... bize parayı almak kalırdı.
 
En kapsamlı ve canhıraş alış ve satışlarımızı kilolu müşterilerimizle yaşardık.
 
Bazı müşterileri yurt dışındaki fason atölye ve üreticileri bile tanırdı. Hindistan’daki Sih Bob ya da İngiltere’deki Dada hayretle dinlerdi bizim müşterilerin istek ve arzularını çünkü kişiye özel alışverişler de yapardık velinimetlerimiz için. Ayşe hanım yüzelli kilo, Nimet hanım doksan kilo ama onlar da alternatif giysi arayışındalar ve dünya sanatlarından, etnik tarzlardan hoşlanıyorlar dediğimizde çok şaşırırlardı. Oysa şişmanlık çok yaşamsal ve ciddi bir zorluktur. Yalnızca ucube diyetler önererek geçiştirilemeyecek bir durumdur.  Yeme içmenin direk olarak giyinme ile ilgisi vardır. Bakmayın siz bizim mağazacıların yalnızca tiritler için alışveriş ettiğine. Farkında değiller toplumun giderek şişmanladığının. Zayıflar ve zayıflık modaya dahil  şişmanlık out anladık ama yok sayamazsınız ki tümden de.
 
Bir müşterimiz vardı Gül diye. O da çok üzülürdü şişmanların yaşlı ya da genç hazır giyimden yeterince faydalanamamasına. Açardık dükkanda kolileri en ekstrem  ölçülerdeki (xxx-Large) giysilerin Sindirella’larını arardık hep birlikte. Çığlık çığlığa bulurduk en büyük bedenlerin sahiplerini. İçimiz huzurla  dolardı,  sevinirdik çocuklar gibi. Hemen telefon ederdik potansiyel Sindirellalara. Gelin size ne ciciler bulduk diye.
 
Bir defasında Gül çok ama çok özel birisinden söz etmişti bana. Hayatta bir ikincisini zor görürüsün diye de eklemişti. Bir kadın ama beli ince kendisi kocaman. (90-60-250 gibi) Her neyse ben bunu duyduktan altı ay sonra bir kış zamanı Gül ve söz ettiği arkadaşı içeriye girdiklerinde ben “hoşgeldiniz” dedim. Gül “sana söz ettiğim arkadaşım” dedi. Ben hala uyanamadım. Bilmiş satıcı rollerime devam. Kadıncağız  ellerine aldığı standart bir elbiseyi göstererek “bu bana olur mu? Dedi. “Tabii ki” dedim. Barış gözünü, kaşını oynatıyor. Anlamıyorum. Seğirttim yanına hanımefendinin, pardüsüsünün önünü araladım, açtım açtım, kollarım bitti hatun bitmedi yemin ederim. Dehşete kapılmıştım. “Hahıı hımm” son laflarımdı.
 
Yer kalmadı kalsa....Daha ne salak satıcı hallerimi anlatacaktım...
 
Pervin Mısırlıoğlu E.

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.