ÖZÜR DİLEMEKTEN DAHA ZORDUR NEDAMET GETİRMEK

16 Mart 2010 12:06 / 3240 kez okundu!

 


Bilirsiniz işte, kin tutmak, affetmekten daha kolaydır. Hele bizim gibi arabesk katmanları yüksek bir toplumda, kimse kimseyi barış sofrasına çağırmaz, çıkarlarına uymadıkça. Savaş kardeşliği daha üstündür savaş karşıtlığından.

Ne zaman doğru, yanlış anlaşılmadan kabul görmüş ki dünyada.
Yalan, yanlış doğrularla idare etmek kolaydır. Doğru-dürüst anlatmanın da murdar edildiğini görmek çileden çıkarıyor insanı. Neredeyse tüm hayatı yanlışlarla geçmiş pek çok insan oturduğu yerden ahkam keserken, Türkiye basın tarihinde kendi bilgi ve başarıları ile bir çığır açmış, pek çok insana ekmek kapısı yaratmış bir insana kendini “günahsızlaştırıyor” diyerek ne elde ediyor olabiliriz?

Hangimiz emin olabiliriz ki deneyimlerin bizi iyileştirmediğinden?
Kimin söylediğine, ne söylediğine bakmak önemli. Tövbekarın nasıl davranacağına odaklanmak da önemli değil mi? Günah çıkarmak olabilecek bir iş ise, bu dünyadan göçmeden yapılsa daha doğru sayılmaz mı? Bir insanı, ilelebet suçlu saymamız bir suç bence. Ona hiç şans vermemek bir suç. Onu YOKSAYmalı mıyız?

Hangi suçun cezası çekilemez ölmezden önce? Affetmek mi, nefret mi, bilgi Mİ?
Bir insan, nedamet getirdiğine inandırabilirse bizi, affetmek insani değil midir? Evet, yaşadıklarından bir ders çıkarıyor Dinç Bilgin… Engin deneyimi ve görgüsü ile elini vicdanına koyuyor. Erdemli bir iş yapıyor. Kim geçmişinde bu kadar cesur konuşabildi ki. Hiç zorunlu tutmadı kimse onu. Gevşek gevşek yaşar giderdi öyle… Oysa bugün Dinç Bilgin, Neşe Düzel ile birlikte “tek başına” dev bir gazete çıkarmıştır Türkiye için. Öyle yalanlar üzerine kuruluyor ki hayatımız, tek bir adam gerçek bir kıyama durunca, kıyamet kopuyor arkasından. Özür dilemek kolay iş değil. (ki biz, afedersiniz, pardon diyebilen bir toplum değiliz) Nedamet getirmek ise başlı başına bir tekamül işi.

Deniyor ki; “Dinç Bilgin bu nedameti çöküşten önce yapsaydı bir anlamı olurdu, şimdi tekrar gündeme gelmek ve iş yapmak için istediğinde inandırıcı olmuyor”. Ben de diyorum ki; bu kadar başarıya imza atan adam başarısızlıklarının da altına imzasını atıyorsa ve kendi ağzı ile çok ağır hatalar yaptığını söylediği durumlara bir tür açıklama getiriyorsa, bu insanı en azından dinlemek, anlamak, bir daha tanımaya çalışmak gerek. Ya bir de, bizim onlarca arsız insanımız gibi hafızası zayıf olan bu toplumumuza kendisini "Masumiyet Müzesi"ne layık biri olarak tekrar sunsaydı. Hiç bir açıklama yapmadan, daha mı inandırıcı ve dürüst olurdu piyasalara tekrar çıkarken.

Açılan beyaz sayfanın da, beyaz bayrağın da tekrardan kirletilmeme garantisini isteyemez, bekleyemez kimse kimseden. Ama umutlanabiliriz. Tövbekar olan birine gel diyor Mevlana... Bu da bana hep daha insani gözüküyor…

Dinç Bilgin tek kişilik bir gazete çıkardı iki gün önce. Tirajı çok yüksekti. İçinde her şey vardı. Tarih, siyaset, ekonomi, ordu, yargı, demokrasi, değişim, eğitim, sosyoloji, psikoloji… İsteyene istediği konuda ciddi dersler vardı. Bilgin’ler kolay yetişmiyor günümüzde unutmayalım.

Günahlarından arınmanın ve günahsız kalabilmenin tek yolu, bunu bir başkasının ağzından alabilmek. Acımak, acındırmak, tastikletmek, icazet almak, kamuoyu oluşturmak, onaylanmak hepsi bütünün parçaları. Ne fark eder ki, onun söylediği sözler gerçeği yansıtıyorsa... Hiç düşünmeden vereceğimiz kararların yanlışlığına ya da fazlaca uzun düşünerek veremediğimiz kararların eksikliğine katlanmak gerek. Karar vermenin en doğru hali bu ikisinin ortası. Karar verin artık. Biri ciddi bir özeleştiri yaptığında, kapımızı açmalı mıyız, kapamalı mıyız? Hangisi doğru?

Her arınma bizi de temizlemez mi biraz?


Pervin Mısırlıoğlu E.
11.03.2010

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
23 Mart 2010 09:39

sado

Sevgili Mısırlıoğlu
Herkesin birbirine gel dediği bir Mevlana felsefesinde, gitmek mi zor kalmak mı zor özdeyişi düşüyor us'uma... Dinç Bilgin veya öbür medya patronları, musluğun başındakileri görebiliyorlar mı? Ki onlar, bir şekilde öne geçmiş kimseler... Bu vesile ile de popüler kültüre hizmet etmiş olmuyor mu gazete patronları? İnternet sitelerinde onlarca cevher varken, eli kalem tutmayanlar, gazete sayfalarında kaptıkları "köşecikleri" ile endam etmiyorlar mı?
Bu iş, iş bilenin kılıç kuşananın tabirine benziyor.
Gerisi hikaye olacak bir hayatta; affetmek büyüklükse, affetmemek ne oluyor?
Kimese Tanrı olmadığına göre, zaman affeder mi bizi?
Ya tarih?
İnsanoğlunun yaptığı onca katliamı?
Yok, yok...
Afetmenin de bir sınırı var bence..
Gel de şimdi Hitler'i affet gibi...
Ya da geleceği çalınmış, onlarca gencimizi, çocuklarımızı öldürenleri affedelim...
Olmaz böyle bir şey değil mi?
Affetmenin de bir ölçüsü, bir diyalektiği var çünkü...
Onun için insan olmanın gerekliliğinde; affederken onu, o, ona yapılanları affeder mi acaba?
Şadıman Şenbalkan
13 Mart 2010 10:14

sultan

İmza yüzü görmemiş ne hatalarımız var...
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.