LOKALİZE DURUMLAR

26 Aralık 2006 22:08 / 1428 kez okundu!

 

Yani şöyle kazağınızı kafanızdan çıkardığınız gibi hayatınızı üzerinizden ters çıkarın, koyun karşınıza ve tersten okuyun bakın yaşadıklarınızı...Savaş olur şavas, yaşam olur maşay, ben Nivrep olurum...diyen yine pm.

Kimisine merdane kimisine pervaneyim ya... Anama, babama, sevdiğime per per pervaneyim. Zaten herkesin bir merdanelik bir de pervanelik ettiği durumlar var. Kimisi sevdiğine kimisi çıkarlarının çektiğine pervanedir. Ben ise gözümü çıkarmadıkları sürece neredeyse herkesten sorumlu, her birine per perişan ve de divaneyim. Bu yönetim kurulu başkanı, bu patron, bu iyi mevkii sahibi ileride işime yararlı olur, bu hademe, bu dilenci, bu bahçıvan, bu kapıcı diye sınıflara bölmeden heppisine ve fark gözetmeden dürdane olmaktan yakınmıyorum yanlış anlamayın. Herkes eksiği ile tamdır. Hatta terbiyesizlikleri ve edepsizlikleri ve hatta şirretlikleri ile bile tamdır. Sizi yaratan ve anlatan özellikleriniz yoksa siz de yoksunuz zaten. Gözünü sevdiğim astroloji, en ayrıntılı yıldız haritaları bile insanlarla ilgili özellikler konusunda hikayenin tamamını veremez. Çünkü hikayenin tamamı bizde...
Aslına bakarsanız günün birinde sırat köprüsünden geçerken öbür cennet ya da cehennemimizde işimize yarar diye bozuk ve buruşmuş paralarımızdan kurtulmaya çalışıp üstüne sevap kazanma planları yaparken çok masumuzdur. Hademeyi gözetirken zırva angaryalarımızın daimi hamallığını üstlensin diye fazladan teşekkür ve secde etmemiz de yine aynı şekilde. Zümrütten bir bahçe özlemimize rağmen parmaklarımızı sadece buyurmak için kullandığımıza dikkat etmeksizin bir bahçıvanı hayallerimizin bekçisi yaparız. “Elinize sağlık pek güzel olmuş ayakları” da benzer minnettarlık şovlarımızla birlikte yine kendi içinde büyük bir masumiyet içerir. Patronlar grubuna hizmet ise yedi sülalene yarayacak bir şahane meziyet. İyi mevki sahiplerine şefkatsiz davranmak ise ne haddimize...Sonuçta keşke her bir adem oğluna beklentilerimiz yüzünden “iyi” davransak. Kimisini sevap için, kimisini göz zevkimiz, kimisini öz sevgimiz, kimisini dünyalığımız için “sevsek” ve “iyi” davransak. Kimisi rüyalarımıza bazısı sahtekarlıklarımıza, bütün bu zayıflıklarımıza yenik düşen sağlığımıza yararı dokunduğu için... Geliştirdiğimiz yaranmacı davranışlarımız inanılmaz yaratıcıdır.
Ebedi yalnızlığımızın cıvıltılarına siz daha pek çok şey ekleyin.
Göreceksiniz ki merdaneye değil en çok pervane olmaya ihtiyacımız var.
Yani şöyle kazağınızı kafanızdan çıkardığınız gibi hayatınızı üzerinizden ters çıkarın, koyun karşınıza ve tersten okuyun bakın yaşadıklarınızı...Savaş olur şavas, yaşam olur maşay, ben Nivrep olurum, dikkatle bakarsanız Elif file olur Ayşe eşya’laşır mesela iyi hep “iyi” kalır. Ona bakarsanız ütü de kabus gibi hep “ütü” olarak çıkar karşımıza. Tersinden bakarsanız konulara, resimlere, binalara, televizyona, güneşe, aya, yıldıza başka bir açıyı yakalarsınız. Hep başka bir açıyı. Tersini düz zannettiğiniz durumları da ayıklar, araklarsınız belki de bu arada. Modacıları çok takdir ederim bu konuda. Bir sene tersini, öbür sene düzünü giydirirler bize. Bir sene simetri, asimetri seneye evaze, kruvaze derken tipimiz kimi zaman bohçacı kimi zaman kocacı, kimi zaman mutaassıp, kimi zaman aşüfteleşir. Türlüm vaziyetlere sokarlar bizi. Tersi durumları zaman içinde kanıksarız böylece ters mi düz mü karışır gider. Bu ister hoşumuza gider isterse ııhh...
Ben bu çıkar dünyasının çarkının dişlilerini kırmaya, sökmeye değil tersine döndürmeye çalışsak nasıl olabiler diyerem? (Bu yazıyı Azerice, Ermenice ve Kürtçe, Kongoca okumak isterseniz haber verin çünkü ben yeganeyem ve tekrarsızam)
Lokalize durumlar vahim. İlk neresinden başlayalım bu yamukluğun düzünü arayalım derseniz. “Sağlık” olsun diyirem. Memleketimde ve kentimde en ürkütücü, en vahşi bozukluklar, en tamirsiz hatalar, en merhametsiz olaylar hep sağlık merkezlerinde, devlet hastanelerinde.
En zengin semtimizin, en güzel bahçeli hastanesinde öyle bir tersine dönmüş ki sağlık işleri ne çalışan değerli doktorlar, ne altın kalpli hemşireler, ne dayanıklı tüketim malı, taşınamaz mülk gibi duran sayısız sağlık personeli bu dehşet duruma çare olamazlar. Kaç dermansız hastaya acıma duygusu ile yaklaşabilir, kaç çocuğun başını okşayabilir, kaç hasta yakınına şefkatle yaklaşabilirler? Hastalarla görevlileri ayıran camlar bile sadece evrak uzatmak için yapılmış. Konuşmak için yerlere kadar eğilip, ağzınızı kağıtlaştırmanız ya da sağır dilsiz alfabesini konuşmanız lazım.
Farkında mısınız bilmem işaret dili hiç millet farkı gözetmiyor. Bence dünya dili İngilizce olacağına sağır dilsiz dili olsun. Hem otantik, hem sportif, hem evrensel olurdu. Hem dilinizi kullanıyorsunuz da ne oluyor?

Pervin Mısırlıoğlu

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.