KILAVUZUM KARGAYDI

26 Aralık 2006 21:32 / 1425 kez okundu!

 

Kılavuzları Karga olanlar belki gerçek mihmandarlarla karşılaşırlarsa hayatın çok yönlü deneyimlerle dolu olduğunu anlayabilirler. Pervane kılavuz seçimimizi tekrar gözden geçirmek için uyarıyor.




Çok zaman önceydi. Belki yirmi sene. Dünyayı yeniden anlama ve tanımanın ulaşılabilir kayıtları ile yol alırken... Çok geçti tabii üstünden şimdi askerlik anısı gibi
gülünesi ve eğlenceli hikayelerden oldu. Yaşarken acı atlattıktan sonra tatlıdır böyle durumlar. Deneyim deriz biz ölümlüler buna. Oysa çoğu zaman deneyimsiz ve aptal olma becerilerine milletin takılır dururuz. Bazen çelme bile taktıkları olur durduk yerde insana. Öyle savunmasız, öyle deneyimsiz öyle yaşanmadan atlatırlar ki yılları.
Canlı canlı fıstık gibi acı, tatlı, ekşi demeden Mr. Mago gibi dümdüz giderken onlar dikilir karşınıza öz denetim, öz güven kalmaz, kırk terzi gelse bin bir vatkayla yanınıza, çare bulamaz düşmüş omuzlarınıza. Yalnız zaman içinde bir tane terazi edindim. Dirhemi demirden olan. Size de tavsiye edeceğim. Karga, terazi ne iş derseniz? Önce ben kargayı anlatayım teraziyi haftaya bırakayım.
Günlerden bir gün kılavuzum kargayken...Kafam karışmıştı, çok soru sorar olmuştum. Doğrular, yanlışlar birbirine girmişti. Ayıklamak ve ayırmak içinse desteğe ihtiyaç vardı. Teknik meknik ne varsa ulaşmalıydım bütün onlara.
Ergenliğimde çıkmayan sivilceler, akneler gelip kurulmuştu yüzümün orta yerine. Bunların içinden bazıları büyür büyür beyazlaşıp ahtapota dönerdi. Dünya yıkılsa yerinden, kaf dağından deccal gelse aklımda tek bir konu olurdu. İğrenç sivilcem.
Bizim kargaya danıştım tabii “netçem şimdi?” O hemen bir randevu ayarladı bir cilt doktorundan. Cilt doktorunu nasıl hayal ettiysem, girer girmez odaya üç beş sivilcenin temelleri atıldı yüzümde yeminle vallahi. Yüzüm kızardı. Benim ahtapotlar deniz anası oldu. Hık mık dedim ama çaresiz anlattım sorunumu. Bir dayak yemediğim kaldı. Cildimde bir şey yokmuş, daha da iyi bir cilt istiyorsam güzellik merkezine gitmeliymişim. Aşağılanmıştım ama aynı zamanda hak vermiştim. ÇÜNKÜ; medet umduğum cildiyecinin yüzü potur poturdu. Dağ, tepe, mağma tabakası, astroid çukuru, suyu çeklmiş göl hepsi vardı yüzünde. Utançtan bakamıyordum kendisine. Yani cildiyeci olsan nafile....Çektim gittim.
Günlerden bir başka gün dar,düdük ayakkabı giymekten zahar, ayağımın kemiği hafifce çıkmıştı. Estetik olarak endişelenmemin ötesinde kadınsı ayakkabılara da elveda deme olasılığım vardı. Eee topuklu ve hatta uca doğru parmaksızlara göre yapılan kadın ayakkabıları var ya? Bilirsiniz işte nasıl giyinirseniz ona göre şekillenir vücudunuz, beyniniz... Ayakkabının biçimi ise ya sizi mazbut bir öğretmene ya bir bankacıya, bir işkadınına, bir ev kadınına, bir o......ya çevirir ama sonuçta mutlaka bir kadına . Uzatmayayım ayak ve ayakkabı meselesi önemli. Bizim kargaya sordum “netçem şimdi? “ Hemen iyi bir ortapedist ayarladı. Hastaneye benim katil ayakkabılardan biriyle gittim ki ayak kemiğimi acındırayım diye. Lanet olsun bu fotoğraf çeken gözlerim. Ya da belki “ne ayak ?” la muhattabım diye mi baktım ne dona kaldım! “Kal geldi.” Gitmek bilmiyor. Salak salak dikilmişim ortapedistin önünde tık yok bende. ÇÜNKÜ; imdat çare dediğim doktorun ayağının uzunluğu enine kaçmıştı. İki gözüm çıksın abartmıyorum. Yani hallux valgus denilen bu kemik deformasyonu onda en ileri boyutuna çıkmış. Ayağının eni boy olmuş ve özel ayakkabı diktirmiş belli ki. Yahu kader kurbanı gibiyim. Söndüm, eridim mum gibi. Elimde iki parmak arasına koyulacak lastik bir makara ile evimin yolunu tuttum.
Uyurken takayım dedim lastik makarayı ördek ayağı gibi perdelendim, yüzbin koyun atlattım ezan okunmadan fırlatıp attım...
Günlerden bambaşka bir gün sanırım şaşırmaktan ona buna gözlerimin bazen şehlalaştığını hissettim. Belirsiz bir astigmat mı yoksa çok okumak mı ne? Karga iş başında yine bir randevu patlattı. Hoop göz doktoruna. Baktım, ve ölmek istedim. ÇÜNKÜ; doktor şaşı...! Gözüm arada çift görüyor filan gibi şikayetlerim anında çöpe.
Miyobuma sarıldım. Gözlerime baktım aynada. “Ayna ayna söyle bana kaç Pervin var bu dünyada?” dedim. Tekmişim...
Özel hayatımla ilgili problemlerim vardı. Biz doğuştan çözücüyüz ya. Asıl ihtiyacı olanlar dururken diğeri gider ya psikologlara. Ben ortak ruh sağlığı için düştüm amansız yollara. Yolda giderken kargayı gördüm bizim şu meşhur. Bir psikiyatrist için bir saatlik randevu aldı. Gittim zevk ve iştahla. O zamana kadar Amerikalı olunmadan ruh doktoruna gidilmez diye bilirdim. Biz de çünkü doğrudan tımarhanelik olunurdu.
Nerde o caanım Hollywood filmleri. Ne ortam öyle ne de doktor. Mahkeme duvarı gibi bir surat benim oldu mu sorunum iki kat. İştahla anlatmaya başlayacağım ki o konuşmaya başladı. ”Beni şaşırtamazsın, beni üzemezsin, beni kızdıramazsın, beni...vs.” İlk beş dakika. Tanrım doğal afetler bile sırasıyladır. “Pardon” dedim “ben bir insanla konuşmaya gelmiştim, bir duvarla değil.” Bir saatlik ücreti ödedim ve kendimi yolun karşısındaki telefon kulübesine dar attım.
“ Alo kargacım ben iyileştim, turp gibiyim” dedim. O da gayet pişkin; “gördün mü şok tedavi” dedi.

Pervin Mısırlıoğlu

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.