KEMERALTI

11 Ocak 2007 12:27 / 2944 kez okundu!

 

Kendi kentimde "Benim Kemeraltı'm"da Pervane ile uçmaya devam.

Benim Kemeraltı’m


Köylerde meralar, kentlerde meydanlar bana sonsuzluk duygusu ve yaşama coşkusu veririler.
Saat Kulesi, krem rengi tenteler, renk renk balonlar, yaşlı, genç Anadolu yüzlü insanlar, yeşil doku ve mavi denizi ile Konak meydanı’ dan ince, eski zamanların alışveriş tüneline girmek ayrı bir tat verir insana.
Tarihi Kemeraltı Çarşısı.
Pek çok akıllı, araştırmacı ve alışverişi bir sanat haline getiren bilmiş insanların cayır cayır kullandığı leb-i derya çarşı. Almasan, baksan zenginlik. Bir sarhoşluk, bir hayat vizyonu, bir farkındalık fuarı. Daimi açık üstelik. Giriş de serbest. Biliyorsunuz benim gezginliğim hep daha uzaklar içindir. Çünkü yakınlar hep ceptedir ya. Kemeraltı da hep cebimdedir. Benimdir, elbet bir gün ona da sıra gelir demişim. Ayrıca gel gel diyen olur olmaz her şeyi sana cebre-n ve hile ile satmaya çalışanların zulmünden de belki özel bir agora fobisi edinmişim Kemeraltı için. Üstüne bir de eski ve çok uzun yıllar süren Alsancak esnaflığım da eklenince bir züppelik ki sormayın. Hatta bir tür rakiplik bile yaşatırdık insanlara. Her ürünün güzeli, iyisi, çeşidi Kemeraltı’ ndadır ya. İkna ederdik, “oranın adı çıkmış, biz daha ucuzuz” diyerek kızıştırırdık müşteriyi.
Bir gün değil her günüm Kemeraltı’dan geçse keşke. Kendi insanımızla, her tür endüstri ve tasarılarımızla yüz yüze kaldığımız, bizim gerçek aynamız Kemeraltı’ mız.
Eskiyen, püsküyen binalarıyla, yenilenen ya da bozulan taşlarıyla, kaçak satıcıları ve zabıtası ile bizi tıpatıp yansıtan, kendimizi en iyi ifade edebildiğimiz tarih tüneli çarşımız…
Gizli bir hayranlık duyardım. Kemeraltı’ nı avucunun içi gibi bilenlere. Hisar Cami’ nin çevresindeki çiçekçi Mahmut Amca’dan başkasını bilmezdim. Birkaç sene önce şeytanın bacağını kırdım ve Çarşı’ya daldım. Turist gibiyim ama öyle aval aval bakıyorum ki… Hanutçular (serbest satıcı, komisyon alan) “ guten morgen” “good morning” gibi beni bana yabancı eden replikler atmışlardı çok haklı olarak. Oradaki hal ve gidişim her nasılsa? Neyse bu gulyabanilik geçicidir dedik daldık alışveriş rüyasına…
O zaman nefis ithal yatak örtüleri bulmuştum. Çin işi harika patch-work ler. İnanılmaz ucuz fiyatlara. Adı İstanbul Çeyiz. İpek Pazarı 911 sok. No.20. Aradan zaman geçti.
Ve hani soluk alamadığımız son yağmurlardan sonra güneş otuziki dişi ile bize gülümsediğinde ben tekrar soluğu Kemeraltı’ nda aldım. Öyle telaşsız bir öğle vaktinde dolaştım durdum ki tarihin içinde sonunda akşam oldu ve biz esnafla birlikte kepenleri indirip, İzmir’in dört bir yerine “yarına Allah kerim” diye diye dağıldık.
Meydandaki insanları, tenteleri, mavi gökyüzünü, baloncuları ve güneşli havanın fotoğraflarını çektim. Sonra Ali Galip Şekerleri’ nin yanından içerilere doğru yol aldım. Önceleri ürkek, sonraları kararlı, ısrarlı bir Kemeraltı müdavimi olmaya aday biri gibi davranarak muradıma erdim. Nasıl mı?
Simbat; otantik gümüş ve taş tasarım modelleri satan yer. Sevtap ile Erkan orada çalışan iki tatlı insan. Anafartalar Caddesinde, no: 328. Küçücük, çimen yeşili ahşap vitrini ile farklı bir ışıltısı vardı. Takılar,taşlar ve özel tasarımlar mıknatıs gibi beni içeri çekti. Nasıl bilinçli ve de zarif bir satıcı anlayışı ile karşılaştım anlatamam. Kibar, samimi ve mesafeliler.
Erkan Ergülen (27) bir Kemeraltı aşığı. İlkokuldan sonra, on yaşında gelmiş çarşıya. O gün bugündür Anafartalar’da. Önce çıraklık yılları kuyumcularda şimdi ise kalifiye bir sorumlu eleman Sinbat’ta. “On metre karede onüç saat “ çekiliyor da “ şu çığırtkanlarla, kapkaççılar olmasa her şey yolunda” diyor. Sevtap Demirci ise çarşıya gerçek bir hanımefendi olarak çok yakışıyor. Haa bu arada yarı kıymetli taşlarla süslü gümüş yüzük ve kolye takımı neredeyse hiç boynumdan çıkartmıyorum. Gümüş örgüleri ve cıvıltılı görüntüsü ile çok iç açıcı ve farklı.Hem kendime sattım hem de gelen turiste. Özlemişim sıcak satışı. Elma çayı ikram ettiler. Kendimi nihayet oralı ettim.
Derya Boncuk’tan harika nazar boncukları aldım. Çeşidine ve sürüsüne bereket.
Mutlu Şekerleme’ye uğradım. Necibe Mutlu ile tanıştım. Necibe hanım çok şeker. Tezgahın üstünde tazecik enginarları ayıklıyordu. Eee dedi “akşam yemeği”.Kaptım çikolatamı, ortak tanıdıklara selamlarını taşıdım. Urba Konfeksiyon’da eski mahalle arkadaşlarını gördüm. Esnaf dertlerini ve yakınmalarını dinledim, çaylarını içtim.
Mermerciler Çarşısı’nda Esencan kuyumculuk ve Antika eşya dükkanı’ nda çok güzel şeyler beğendim. Sahibi Cemal Karşıyakalı’yı tanıdım.
Kemeraltı’nda kendimi kaybedip, buldum. Benim Kemeraltı’m kaçmaz…
Şaka yapmıyorum. Şakayı sevmem biliyorsunuz. Kemeraltı kaçmaz, kaçmamalı, kaçırılmamalı!


 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.