Kapılarınız Aralık mı, Kasım mı?
07 Aralık 2009 02:58 / 801 kez okundu!
Bugün yeryüzünde ortak zihin varsa küresel bir zihin bulanıklığı da var. Hem de küresel ısınmadan daha az tehlikeli değil.
Kendi küçük dünyamızda “bugün ne giymeliyim ya da ne yemeliyim veya nereye gitmeliyim?” sorularına bile yanıt veriyorken zorlanıyoruz. Dışımızda gelişen her türlü olay ya da gelişmelere hangi gözle bakacağımızı kestirmek elbette çok daha zor. Beyinler karışmış.
Daha derine inmek için ip atsan tutan yok.
Bilgi her zamankinden çok, vakit her zamankinden kısa.
Sembollere sığındık.
Sembollerin ömrü uzun anlamı kısa.
Sembollerle konuşmak cümlelerin asaletini bozdu.
İyi yazarların tek bir sözcüğe döktüğü ter, ıslatmıyor artık parmaklarımızı.
Az okuyup, çok konuşmak günümüz züppeliği.
Şiddet içermeyen bütün kültürlerin eşit saygınlığına katkıda bulunmak eleştirmekten geçiyor oysa.
Korumak için korkmak, savunmak için saldırmak hiç uygarca değil...
Hepimiz birbirimizden besleniyoruz. Birbirimizle gelişip, birbirimizle büyüyoruz.
Biri taş atsa hepimizin sırtına düşüyor. Bence şu taş tam gediğine oturdu. (Benim kafama düşmedi ya) Bir musibet bin nasihatten iyi gelir inşallah hepimize.
Bayramda kurban yerine genellikle "ahkâm" kestik. İyi de ettik.
“Ahkâm”ın büyüklüğü, küçüklüğü olmaz. Dağıtılsın diye kesilmiştir. Doğru taksim etmek koşuluyla elbette. Yoksa zavallı kuzuyu ya da danayı kesip, kuyruk yağlarını fakirlere, löp etlerini kavurup, mideye indirmeye benzer bu iş.
Mesela arkadan yanaşıp birdenbire hayvanın boğazına salladın mı satırı... Ya da öldürme hızını ayarlayamadın mı? İnlete inlete, melete melete bıçağı dayadın mı? Ne Allah katında, ne kul mağarasında itibarın sıfırdır. Ne kestiğin değil, nasıl kestiğin önemli bu kurban işinde de. Üslup yani. Her işin başı üslup.
“Ahkâm” kesmenin de bazı etik koşulları var. Adabı var, terbiyesi var.
Dokuz boğumunuz var ortada. Düşünmesi, yutkunması, nefes alması, nabız yoklaması, merhamet soruşturması, insaf ayıklaması, şefkat derecelendirmesi, ayıp örtmesi, hoşgörü dayatması var.
“Ahkâm” kesmek kurban kesmekten zor. Bir arkadaşım bana bayramda “nasılsın ne yapıyorsun?” diye sorduğunda; Naapıcaz “ahkâm” kesmeye devam dedim. O da galiba beni korumak adına “keşke kurban keseydin” dedi.
Haklısınız sevgili dostlarım.
Farklılıklarım, kusurlarım oldu.
Yeteneklerim özürüm.
Duyarlılıklarımı “dantel” yaptılar.
Bildiklerimi “entel”.
Bilmediklerimi suç saydılar.
Kuzuya saydılar bizi.
“Yoksaymalarınlarındansa” beni kimileri gibi… "Ehven-i şerdir"mi?
Kürtler yok olsun, Ermeniler morglara, Yahudiler sinagoglara, Aleviler saz çalsın, yazarlar konuşmasın, çizerler yan çizsin, dindarlar cehenneme, dinsizler zaten ortalıkta dolaşmasın, travestiler sokağa çıkmasın, gay’ler intihar etsin, çingeneler dans etsin ama kendi mahallelerinde. Göç olmasın güç olsun. Kendi göçtüğünü unutan, göçebe ruhundan utananlar, yeni göçene bön bön bakarlar.
Koz kabuğundan çıkanlar, kozunu beğenmez bugün.
Sanki tek bir doğru var ve tek bir anahtar dünyada.
Kapılarınız ARALIK mı, Kasım mı?
Kapılarınız ARALIK mı? Kasım-sa benim önerim; kasım kasım kasılmayın artık.
İnanın güzel ihtiyarlamak bir mucize değil!
Kim korkar hain değişimden derseniz, bütün kaslarınız kurtulur sizin şiddetinizden.
Nur iner valla en gaddarının çehresine. Bir salıverin bakalım defektlerinizi, önyargılarınızı... Kinlerinizi, nefretlerinizi…
Bir bakın bakalım kimleri alıyorsunuz içeri? Geçmişi bir süreliğine unutun ve şimdinin nesnelliği ile ilgilenin. Aaa yoksa siz hala annenizin kaygılarına mı kaygılanıyorsunuz?
KİMLER KALSIN KİMLER GİTSİN? Yanımızdan...
Yoooo çok zordur bu işler, kolay olan sevmediğin kadınla, adamla, komşunla, iş arkadaşınla riyakar ilişkilere selam. Hiç tanımadığın "ucubelere" taş, sopa ve yok saymalara devam.
Aralık kapılarınızı ya tam açın ya da bırakın kapalı kalsın, sevgili hemşerilerim ve Türkiye’li güzel kardeşlerim.
Arkadaşımın oğlu Genco dört yaşındayken kızdığında "kafana bellek" derdi. Çocuk dilini çevirirsek biz “çok yetişkinler” için "kafana mantık" gibi bir anlam içerirdi.
Benim öz be öz yeğenim Mert küçükken ona Afrika gezisinden fotoğraflarımı gösterirken siyahi insanları gördüğünde "bunlar insan mı?" Pervin hala dedi...
Sevgi ve saygılarımla,
Pervin Mısırlıoğlu E.
05.12.2009




