Kapılarınız Aralık mı, Kasım mı?

07 Aralık 2009 02:58 / 1922 kez okundu!

 


Bugün yeryüzünde ortak zihin varsa küresel bir zihin bulanıklığı da var. Hem de küresel ısınmadan daha az tehlikeli değil.

Kendi küçük dünyamızda “bugün ne giymeliyim ya da ne yemeliyim veya nereye gitmeliyim?” sorularına bile yanıt veriyorken zorlanıyoruz. Dışımızda gelişen her türlü olay ya da gelişmelere hangi gözle bakacağımızı kestirmek elbette çok daha zor. Beyinler karışmış.

Daha derine inmek için ip atsan tutan yok.
Bilgi her zamankinden çok, vakit her zamankinden kısa.
Sembollere sığındık.
Sembollerin ömrü uzun anlamı kısa.
Sembollerle konuşmak cümlelerin asaletini bozdu.
İyi yazarların tek bir sözcüğe döktüğü ter, ıslatmıyor artık parmaklarımızı.
Az okuyup, çok konuşmak günümüz züppeliği.
Şiddet içermeyen bütün kültürlerin eşit saygınlığına katkıda bulunmak eleştirmekten geçiyor oysa.
Korumak için korkmak, savunmak için saldırmak hiç uygarca değil...

Hepimiz birbirimizden besleniyoruz. Birbirimizle gelişip, birbirimizle büyüyoruz.
Biri taş atsa hepimizin sırtına düşüyor. Bence şu taş tam gediğine oturdu. (Benim kafama düşmedi ya) Bir musibet bin nasihatten iyi gelir inşallah hepimize.

Bayramda kurban yerine genellikle "ahkâm" kestik. İyi de ettik.

“Ahkâm”ın büyüklüğü, küçüklüğü olmaz. Dağıtılsın diye kesilmiştir. Doğru taksim etmek koşuluyla elbette. Yoksa zavallı kuzuyu ya da danayı kesip, kuyruk yağlarını fakirlere, löp etlerini kavurup, mideye indirmeye benzer bu iş.

Mesela arkadan yanaşıp birdenbire hayvanın boğazına salladın mı satırı... Ya da öldürme hızını ayarlayamadın mı? İnlete inlete, melete melete bıçağı dayadın mı? Ne Allah katında, ne kul mağarasında itibarın sıfırdır. Ne kestiğin değil, nasıl kestiğin önemli bu kurban işinde de. Üslup yani. Her işin başı üslup.

“Ahkâm” kesmenin de bazı etik koşulları var. Adabı var, terbiyesi var.

Dokuz boğumunuz var ortada. Düşünmesi, yutkunması, nefes alması, nabız yoklaması, merhamet soruşturması, insaf ayıklaması, şefkat derecelendirmesi, ayıp örtmesi, hoşgörü dayatması var.

“Ahkâm” kesmek kurban kesmekten zor. Bir arkadaşım bana bayramda “nasılsın ne yapıyorsun?” diye sorduğunda; Naapıcaz “ahkâm” kesmeye devam dedim. O da galiba beni korumak adına “keşke kurban keseydin” dedi.

Haklısınız sevgili dostlarım.
Farklılıklarım, kusurlarım oldu.
Yeteneklerim özürüm.
Duyarlılıklarımı “dantel” yaptılar.
Bildiklerimi “entel”.
Bilmediklerimi suç saydılar.
Kuzuya saydılar bizi.

“Yoksaymalarınlarındansa” beni kimileri gibi… "Ehven-i şerdir"mi?

Kürtler yok olsun, Ermeniler morglara, Yahudiler sinagoglara, Aleviler saz çalsın, yazarlar konuşmasın, çizerler yan çizsin, dindarlar cehenneme, dinsizler zaten ortalıkta dolaşmasın, travestiler sokağa çıkmasın, gay’ler intihar etsin, çingeneler dans etsin ama kendi mahallelerinde. Göç olmasın güç olsun. Kendi göçtüğünü unutan, göçebe ruhundan utananlar, yeni göçene bön bön bakarlar.

Koz kabuğundan çıkanlar, kozunu beğenmez bugün.

Sanki tek bir doğru var ve tek bir anahtar dünyada.

Kapılarınız ARALIK mı, Kasım mı?

Kapılarınız ARALIK mı? Kasım-sa benim önerim; kasım kasım kasılmayın artık.

İnanın güzel ihtiyarlamak bir mucize değil!

Kim korkar hain değişimden derseniz, bütün kaslarınız kurtulur sizin şiddetinizden.

Nur iner valla en gaddarının çehresine. Bir salıverin bakalım defektlerinizi, önyargılarınızı... Kinlerinizi, nefretlerinizi…

Bir bakın bakalım kimleri alıyorsunuz içeri? Geçmişi bir süreliğine unutun ve şimdinin nesnelliği ile ilgilenin. Aaa yoksa siz hala annenizin kaygılarına mı kaygılanıyorsunuz?

KİMLER KALSIN KİMLER GİTSİN? Yanımızdan...

Yoooo çok zordur bu işler, kolay olan sevmediğin kadınla, adamla, komşunla, iş arkadaşınla riyakar ilişkilere selam. Hiç tanımadığın "ucubelere" taş, sopa ve yok saymalara devam.

Aralık kapılarınızı ya tam açın ya da bırakın kapalı kalsın, sevgili hemşerilerim ve Türkiye’li güzel kardeşlerim.

Arkadaşımın oğlu Genco dört yaşındayken kızdığında "kafana bellek" derdi. Çocuk dilini çevirirsek biz “çok yetişkinler” için "kafana mantık" gibi bir anlam içerirdi.

Benim öz be öz yeğenim Mert küçükken ona Afrika gezisinden fotoğraflarımı gösterirken siyahi insanları gördüğünde "bunlar insan mı?" Pervin hala dedi...


Sevgi ve saygılarımla,

Pervin Mısırlıoğlu E.
05.12.2009

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
15 Aralık 2009 18:19

hurkus

Bir üyemizden mesaj:

Yazınızı okudum... " ya şimdi yanlış yaparsak "...

şiiri ilk hemen okur okumaz bunu bir yerde kullanacam dediydiniz... ilk okurken ...bende "şimdi bu tamda duruma uygun diye geçirmiştim içimden "

neyini seviyorum yazılarınızın... ?

sözcüklerin kendi aralarında ki "dansı" seviyorum..tanımlamayı buldum..ve bunu söylemem gerekli... sözcükler en az kıvrak zekanız kadar güzel "dans ediyorlar" satırlar arasında.. o nedenle içeriğine tam katılmadığım zamanlar olsa bile "herhangi bir konuda ne dediğiniz ve en önemlisi ' nasıl ' dediğiniz önem kazanıyor ..benim için...
işte böyle düşüncelerim...

siz dans ediniz efendim,ben izlemedeyim:):):):

sevgiler ..kolaylıklar ... aradığınız sözcükleri çabuk bulmanız dileğiyle... çok sıkışırsanız "şairin dediği gibi satılık sözcüklerim var "..:)))

Ayşen Ertango Özkaya
15 Aralık 2009 00:40

hurkus

Bana kalırsa Sayın Öztüre, kusura bakmayın ama sizin de kafanıza bir "sözlük" lazım walla.... :))
14 Aralık 2009 14:54

Nezih Öztüre

walla başlıgıda anlamadım
yazıyıda...kusura kalma
hani yazıda eleştirin tavsiyesi var diye dediydim
L den Leblebi,,,oradanda Corum hatırlanması icab ediyor sanırım.ben tutturadım walla.
en basitinden ^^ kapı kasım^^nedir diye.
05 Aralık 2009 21:46

deren

Döktürmüşsün yine Pervin'cim. Benim en çok gücüme giden ne biliyor musun? Hani şu toplumsal hafıza kaybı filan deriz ya, çoğunluk için bir an için "neyse" diyelim (mesela) peki dünün sosyalistlerine ne oluyor! Bir zamanlar enternasyonali tutkuyla söylediklerini unuttular; "Enternasyonalle kurtulur insanlık" Bizim millet, sizin millet değil, insanlık! Sınırların kalkması, tüm halkların kardeşliği, insanlık ideali nerelere gitti?

Öteki, kısımcılık, bizim adet, senin adet, sonradan gelenler, dağdan inenler, bayırdakini kovanlar, kavimleri, adetleri hor görenler ve bu kabil görmeklerin hepsi köken olarak feodal takıntılar, kabile ideolojisi. Ve gümbür gümbür Avrupa'da bile yaşamaya devam ediyorlar. Fransız ihtilaline, sanayi devrimine rağmen hem de.

Kısımcılığı ve milliyetçiliği baş tacı etmek nasıl bir garip çelişkidir tanımlayamıyorum. Ama emin olun, balık baştan kokar derler ya, bizim başımız da hep batıya dönüktür, renk körlüğü içinde ve batıya karşı çıkarken, millet, bayrak, istiklal derken bile... Onlar geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerdeki ulusların milliyetçiliğine ve dinlerine düşman iken kendininkine hayrandır! Bize düşen ise hiç şaşırmadan, 72 milletin kardeşliğine heyran olmaktır...

05 Aralık 2009 21:14

ŞEREF MUŞ

BU GÜZEL YAZIYLA HAFTANIN TÜM YORGUNLUĞUNU ÜSTÜMDEN ATTIM DİYE BİLİRİM ÇOK SESLİLİK ADINA HOŞ SOHBETLER ADINA SOSYAL İLİŞKİLER ADINA KALEMİNİZİN MUHABBETİNİ KUTLUYORUM ELİNE YÜREĞİNE SAĞLIK DİYORUM VE RUHSATSIZ BİR YAŞAM KAVGAZIMIZ VARDIR BAŞLIKLI ŞİİRİMİ HOŞ GÖRÜNÜZE SIĞINARAK PAYLAŞMAK İSTEDİM




Ruhsatsız bir yaşam kavgamız vardır

Yarım kalmış hayellerle yaşarken
Ruhsatsız bir yaşam kavgamız vardır
Kırık umutlarım umut taşırken
Ruhsatsız bir yaşam kavgamız vardır

Ölen ölmüş kalan sağlar bizimmiş
Kalanlarda namussuzca ezilmiş
Umutlarım boğazıma dizilmiş
Ruhsatsız bir yaşam kavgamız vardır

Ateşler düştüğü yeri yakıyor
Çalışmayı göze alanlar yanıyor
Sorumlular sorumsuzca bakıyor
Ruhsatsız bir yaşam kavgamız vardır

İnsanları insanlık dışı ezen
Ne arayan ne soran var ne gezen
Ölüm tapınakları olmuş bu düzen
Ruhsatsız bir yaşam kavgamız vardır

Enkaz altında kalan hayatlar
Tanrı zar atmıyor yenik umutlar
Yaşlısıyla genci yetim çocuklar
Ruhsatsız bir yaşam kavgamız vardır

Sorumsuzluk kader ile beslenir
Can parayla takas olmuş seslenir
Acılarda sefaletle süslenir
Ruhsatsız bir yaşam kavgamız vardır

Duyarsız sorumsuz tüm beyler bakar
Dost Şeref bu düzen durdukca kokar
Yakılan ormanlar sizide yakar
Ruhsatsız bir yaşam kavgamız vardır

08/02/2008
Dost Şeref

05 Aralık 2009 19:28

Merih Yücel

Sevgili Pervin hanım, ne kadar çok sesli bir toplum olduk. Benim bazı doğrularım başkalarının yanlışı oluyor. Onun doğruları ise benim yanlışım. Onun ve benim bazı doğruları ise bir başkalarının yanlışı. Her insan gölgesinden korkar oldu. Eskiden insanlar belediye otobüslerinde sohbet ederdi. Şimdi herkes sus pus. Oysa biz, İzmirliler pek çok çeşitliliği içimizde taşır ve bu zengin kent mozayiğimizle barış içinde yaşardık. Cocukken hatırlıyorum; musevi komşumuz Davit, devamlı roman okurdu. Üzüntülü bir yere gelince bağara bağara ağlardı. Sesini duyup, yanına koşar onu sakinleştirirdik. Çingene komşumuz, keman çalardı. penceresinin altına toplanır, onu dinler, alkışlardık. Komşularımızla kapı önünde sohbet ederdik. Bir de Giritli Fatma hanım teyzemiz vardı. Torunlarıyla arkadaştık. Laz bir yengemiz , azeri, gürcü ve kürt komşularımız vardı. Bütün bu farklılıklar bize o kadar da farkındalıklar getirmiş, herkes dost, herkes kardeşti. Bu zengin kültür içinde büyüdük gittik. Şimdi ne oldu? Yemin ederim ki ben hiç değişmedim. ve inanıyorum ki hiç bir İzmir'li değişmedi.
Değişen doğrular mı?
Sevgi ve dostlukla.


Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.