"HERKES ÖRSTE KENDİ MUTLULUĞUNU DÖVER"

27 Aralık 2006 12:44 / 1578 kez okundu!

 

Hayatlarımızı hayal etme tarzımız neyse, hayatlarımızı yaşama tarzımız da o olacaktır. Çünkü kendimize neler olup bittiğini anlatma tarzımız, olayların deneyimler haline gelme tarzıdır. (W.L.Randall) Şifresini çözmeye çalıştığımız hayatın algılanışı Perva

Eski bir Dan atasözü olan bu cümleye bayılıyorum: “Herkes örste kendi mutluluğunu döver” Kendimizi her gün yeniden icat ettiğimiz yaşantımızda dizimizi dövmemenin yollarını arar dururuz.
Ve, “hayatlarımızı hayal etme tarzımız neyse, hayatlarımızı yaşama tarzımız da o olacaktır. Çünkü kendimize neler olup bittiğini anlatma tarzımız, olayların deneyimler haline gelme tarzıdır.” (W.L.Randall)
İlk anda ağır felsefi çözümlemeler peşinde olduğum sanılabilir bu özdeyişlerle. Oysa kaliteli hayatların bir zanaattan çok yalın bir sanata dönüştürülmesine duyulan özlem, hepimizin ortak dileği.
Yine W.L.Randall’ın dediği gibi “sanatı, hayatın mideye indirilmesi olarak gören” anlayışı biraz daha derinleştirip, çeşitli soslarla tatlandırıp, kendi baharatlarımızı eklersek, ekşime ve yanmaların da önüne geçmiş oluruz. Şifresini çözmeye çalıştığımız hayat mı yoksa sanat mı? Bu bir münazara konusu ama ona bakış biçimimiz de önemli bir duruş günümüz için. Hep söylerdim, rüya aklımdaki haliyle gerçek, anlatmaya başladığımda suni, görülenden farklı ve az hatta neredeyse yalan gelir. “yani anlatım her zaman anlatılanı değiştirir.” Lawrens Langer’e göre de. “İçerik biçimden etkilenir.” Biz de kendimizi anlatırken anlarız. Paylaştıkça çoğalır, zenginleşiriz. Öğretirken öğreniriz hayatlarımızı. Başkaları bizi nasıl hikaye ederse etsin, bize katkısı büyüktür. “gerçekte dedikodu ve önyargı genellikle iç içe geçer: Ön yargı dedikoduya güç verir. ”Bu rengarenk hayatlar arasında “aslında dedikoduyu, gerçekten ayıran şey içerikten çok niyetle ilgilidir. Ne anlattığımız değil, nasıl ve neden anlattığımız sorunudur.
Magazinciler hayatın lay ve lomları arasında dolaşırken, gerçek hikayelere tanıklık edip, hayali destanlarını yazmaları gerekirken toplulukların, etik olmayan tuzaklara düşerler. Esas olan hikaye etme biçimi ya, ne kadar özen gösterirsen göster sonuçta yaşananlarla anlatılanlar arasında hep bir farklılık oluşacaktır. Ama görüyorsunuz işte hayatta her zaman iyi niyet, iyi kısmetler doğuramasa da sicilinizin bozulmamasına yarar. Çünkü “Herkes örste kendi mutluluğunu döver.”
Danimarkalıların bir başka güzel atasözünü hatırlatayım.“Camekanlı bir evde oturuyorsan, taş ile oynama.”
“Bizi Biz Yapan Hikayeleri” Seviyorum.
Sevgi ve tebessümle kalın.

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.