Fahir Amca da Öldü!
11 Ocak 2008 06:42 / 559 kez okundu!
Son günlerde durmadan ölümleri yazmaya başladım. Umarım en azından bir süre için sonu gelir bunun. Ama ne yazık ki Fahir Amca da öldü... 94 yaşında Erdek’te bir huzurevi’nde... Huysuz İhtiyar. Akademisyen olmayan minyatürcü ressam. Kemal Tah
Sahil evleri Narlıdere’de, O’nun tekneye benzeyen deniz kenarındaki evinde ne çok zamanlar geçirmiştim. O zaman anlamıştım, deniz kıyısı yazın aşka kışın başka bakar dünyaya.
Fahir Amca sıcak şarap yapmaya bayılırdı. Kış aylarında. Davul tozu, minare gölgesi, zencefil, havlıcan, tarçın, ayva ve elma…Kendi elleriyle hazırladığı bu karışıma sırf nasıl olsa kaynayacak diye bir arkadaşımız kötü bir şarap getirdi diye yeri göğü inletmişti. Ne görgüsüzlüğü ne cimriliği kalmıştı. Sıcak şarabın asaletini yine de bozdurmamıştı. Herkesin ihtiyarlardan, hatta ihtiyarlığın bariz kokularından kaçtığı o dönemlerde garip bir biçimde bizden daha genç yaklaşımları ve inatçı duruşu ile yaşadığımız günlere nükte koyuyordu, nokta koymadan. Ayrı bir iksir sunuyordu. Tek şatafatı olan cüssesi ve renk soluyan fırçası ile. Dost olmayanlara bile dost sofrası açıyordu evinde. Neredeyse bütün evini kalın naylonlarla paketlemişti. Yazın da çıkmazdı naylonların çoğu. O zaman da çatı bizim bahçemiz olurdu. Ünlü heykeltıraşlar, yazarlar, şairler, ressamlar, ressamlığa özenen kızlar, iş kadınları ev hanımları sarardı çevresini. O hepsinin içinde çoğu zaman tek horoz kalmayı delice sever, coşardı, beslenirdi ama aynı zamanda ona yakışırdı ve yaraşırdı da bu liderlik.
Bir gün Dalyan’dan bir Kaplumbağa kartı geldi.
“Her şey var idi
Hiç bir şey yok idi
O halde Pervin neredeydi?”
Gözlerini biraz yaklaştırır mısın?” diyordu mektup.
Bir defasında da (Mayıs 1996 sergisinden önce) şöyle bir not yazmıştı bana;
“Ey erenler!
Dilme ney’dim ki
“ayrılıklardan şikayet etmede”
Fahirül-naif-i
Sonraki bir tarihte ise fotoğraf arkasına
“süresiz sevgili Pervin’e “ebedi hatıram” demiş koca Fahir Amca’m.
Benim ona bir yılbaşı kartı hazırladığımı, üzerinde bir hindi olan kart bulamayışımı hatırlıyorum. Onun yerine güvercinci, sakallı bir ihtiyar adamı tercih etmişim.
Ve hindiye mi acımışım kendime mi bilinmez bir nameler bir maniler döktürmüşüm…
Başlık sade;
HİNDİ
Bir hindi dükkanına
İki kişi birden yürümek
Üstüne üstüne vitrinin
Sen sor ben sorayım
Kavgasına girme ne olur
Hal hatır sormaya gelmedik
Hindilerin
Etini budundan ayırmaya
Sesini gırtlağından.
Kaç para deriz
Eve bir hindi eti götürmek
Çıkarız işin içinden
Sokma gerilime beni
Soramam hindi etini
Para mı sorulur şimdi
Bak yıl atlıyoruz
88 iken 89 oluyoruz
hindi de değişmiş işte kendince
büyük bir tavuk gibi vitrinde
bak! işte halama uğrayamıyorum
yılbaşını konuşacak diye
arkadaşıma da
neredeyse selam vermeyeceğim
yılbaşını soracak diye
Nedir bu sevinç?
Giderek eskimeye
Ben alıp şapkamı
O akşam kimseye görünmeden
Geçmişi tekrar deneyeceğim
Yılbaşını sormasın kimse
Kutlama yok
Zırnık kıpırdayamam
Rezil bir eğlenceye
Zoraki dürtmesin beni kimse
Ortalık yerde bir dansa
Sağolun son gece olsun
Bırakın geçmişi tekrar deneyeceğim
Hindi mindi de yemek istemiyor canım
Sıkkın takılıyorum bu gece
Öbürleri ne sanki
Milletçe “neşeli günler”i mi oynuyoruz
Pür neşe
Mutlu yıllar sana
Mutlu yıllar bize
Mutlu yıllar size
Mutlu yıllar ona
Bana bir mutlu yıllar çek bakayım barmen
Fakat bayım fiil çekimi gibi değildir içmek
Ne var bunda çekinecek……………”
Demişim…. Fahir amca ne gülerdi bu zırvalıklarımı okuyarak.
Sevgili dostum Ümran’la Fahir Amca’yı konuştuk bugün, “o hep yaşar sanırdım” dedi. Evet “Bizim taşınmaz öldü” dedim.
Bir keresinde rüyamda Fahir amcayı öldü görmüştüm çok ağlamıştım, aradım ölmemiş... Birini rüyada öldü görürsen uzarmış ömürleri, gerçekten de uzadı... Bunu 8 sene önce görmüştüm. O zaman da "hay allah yine ölmüş bir ünlü ressamın elimdeki tablolarını satıp zengin olma fırsatını kaçırdım" demiştim, gülüşmüştük...
İyi ressamın ölüsü seni diriltirmiş ya! Beni ancak bu kadar diriltebildi, bu yazıyı yazacak kadar...
Pervin Mısırlıoğlu 11-Ocak-2008




