Fahir Amca da Öldü!

11 Ocak 2008 06:42 / 2332 kez okundu!

 

Son günlerde durmadan ölümleri yazmaya başladım. Umarım en azından bir süre için sonu gelir bunun. Ama ne yazık ki Fahir Amca da öldü... 94 yaşında Erdek’te bir huzurevi’nde... Huysuz İhtiyar. Akademisyen olmayan minyatürcü ressam. Kemal Tah

Sahil evleri Narlıdere’de, O’nun tekneye benzeyen deniz kenarındaki evinde ne çok zamanlar geçirmiştim. O zaman anlamıştım, deniz kıyısı yazın aşka kışın başka bakar dünyaya.



Fahir Amca sıcak şarap yapmaya bayılırdı. Kış aylarında. Davul tozu, minare gölgesi, zencefil, havlıcan, tarçın, ayva ve elma…Kendi elleriyle hazırladığı bu karışıma sırf nasıl olsa kaynayacak diye bir arkadaşımız kötü bir şarap getirdi diye yeri göğü inletmişti. Ne görgüsüzlüğü ne cimriliği kalmıştı. Sıcak şarabın asaletini yine de bozdurmamıştı. Herkesin ihtiyarlardan, hatta ihtiyarlığın bariz kokularından kaçtığı o dönemlerde garip bir biçimde bizden daha genç yaklaşımları ve inatçı duruşu ile yaşadığımız günlere nükte koyuyordu, nokta koymadan. Ayrı bir iksir sunuyordu. Tek şatafatı olan cüssesi ve renk soluyan fırçası ile. Dost olmayanlara bile dost sofrası açıyordu evinde. Neredeyse bütün evini kalın naylonlarla paketlemişti. Yazın da çıkmazdı naylonların çoğu. O zaman da çatı bizim bahçemiz olurdu. Ünlü heykeltıraşlar, yazarlar, şairler, ressamlar, ressamlığa özenen kızlar, iş kadınları ev hanımları sarardı çevresini. O hepsinin içinde çoğu zaman tek horoz kalmayı delice sever, coşardı, beslenirdi ama aynı zamanda ona yakışırdı ve yaraşırdı da bu liderlik.


Bir gün Dalyan’dan bir Kaplumbağa kartı geldi.
“Her şey var idi

Hiç bir şey yok idi

O halde Pervin neredeydi?”



Gözlerini biraz yaklaştırır mısın?” diyordu mektup.

Bir defasında da (Mayıs 1996 sergisinden önce) şöyle bir not yazmıştı bana;



“Ey erenler!

Dilme ney’dim ki
“ayrılıklardan şikayet etmede”
Fahirül-naif-i



Sonraki bir tarihte ise fotoğraf arkasına

“süresiz sevgili Pervin’e “ebedi hatıram” demiş koca Fahir Amca’m.



Benim ona bir yılbaşı kartı hazırladığımı, üzerinde bir hindi olan kart bulamayışımı hatırlıyorum. Onun yerine güvercinci, sakallı bir ihtiyar adamı tercih etmişim.

Ve hindiye mi acımışım kendime mi bilinmez bir nameler bir maniler döktürmüşüm…



Başlık sade;





HİNDİ



Bir hindi dükkanına

İki kişi birden yürümek

Üstüne üstüne vitrinin

Sen sor ben sorayım

Kavgasına girme ne olur

Hal hatır sormaya gelmedik

Hindilerin

Etini budundan ayırmaya

Sesini gırtlağından.

Kaç para deriz

Eve bir hindi eti götürmek

Çıkarız işin içinden

Sokma gerilime beni

Soramam hindi etini

Para mı sorulur şimdi

Bak yıl atlıyoruz

88 iken 89 oluyoruz

hindi de değişmiş işte kendince

büyük bir tavuk gibi vitrinde

bak! işte halama uğrayamıyorum

yılbaşını konuşacak diye

arkadaşıma da

neredeyse selam vermeyeceğim

yılbaşını soracak diye

Nedir bu sevinç?

Giderek eskimeye

Ben alıp şapkamı

O akşam kimseye görünmeden

Geçmişi tekrar deneyeceğim

Yılbaşını sormasın kimse

Kutlama yok

Zırnık kıpırdayamam

Rezil bir eğlenceye

Zoraki dürtmesin beni kimse

Ortalık yerde bir dansa

Sağolun son gece olsun

Bırakın geçmişi tekrar deneyeceğim

Hindi mindi de yemek istemiyor canım

Sıkkın takılıyorum bu gece

Öbürleri ne sanki

Milletçe “neşeli günler”i mi oynuyoruz

Pür neşe

Mutlu yıllar sana

Mutlu yıllar bize

Mutlu yıllar size

Mutlu yıllar ona

Bana bir mutlu yıllar çek bakayım barmen

Fakat bayım fiil çekimi gibi değildir içmek

Ne var bunda çekinecek……………”


Demişim…. Fahir amca ne gülerdi bu zırvalıklarımı okuyarak.


Sevgili dostum Ümran’la Fahir Amca’yı konuştuk bugün, “o hep yaşar sanırdım” dedi. Evet “Bizim taşınmaz öldü” dedim.


Bir keresinde rüyamda Fahir amcayı öldü görmüştüm çok ağlamıştım, aradım ölmemiş... Birini rüyada öldü görürsen uzarmış ömürleri, gerçekten de uzadı... Bunu 8 sene önce görmüştüm. O zaman da "hay allah yine ölmüş bir ünlü ressamın elimdeki tablolarını satıp zengin olma fırsatını kaçırdım" demiştim, gülüşmüştük...


İyi ressamın ölüsü seni diriltirmiş ya! Beni ancak bu kadar diriltebildi, bu yazıyı yazacak kadar...



Pervin Mısırlıoğlu 11-Ocak-2008

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
23 Ocak 2010 02:31

sultan

19 ocak 2010 biz senenin ilk istanbul yolculuğunu otomobille yapıyoruz.
Bandırma feribotunu kullanacağız.
Hava soğuk ve rüzgarlı. Bandırma'ya vardığımızda daha 50 dak vardı geminin hareket etmesine. Karnımız açtı. Yemek yemek için meydandaki İnegöl restoranı seçtik. içeriye adım attığımızda Fahir Amca'nın güleryüzlü kocaman resmi ile karşılaştım. nerede görsem tanırım çocuksuluğundan. Bu lokantaya ısmarlama yapmıştı o resmi. Bandırma'nın merkezini yapmıştı. Restoranın binasını da yapmış, üstüne biraz büyükçe inegöl yazmıştı. O ölmüştü ama onun resimleri hep gülümsüyordu:) Ressamlar, yazarlar, izini imza olarak bırakanlar hiç ölmüyordu.

04 Ekim 2009 19:05

sultan

Sevgili Ertuğrul Barka,

Evden eve taşınma ile internet üzerindeki taşınmalar  bazı benzerlikler taşıyor. Biz izmirizmir.net'i kurduğumuzda daha hazır tasarımları kullanmıştık. Zaman içinde kendimizi yenilemek ve geliştirmek zorunda kaldık.Yeni yüzümüz, ve daha dinamik bir portal hailne gelelim derken pek çok "taşınmaz" kıymetlerimiz yeni yerine ulaşamadı. Ne gezi-yorum kaldı ortada ne köşe yazılarımızın ön yazıları ne de yorumları.bütün yazıların okunma sayaçları da sıfırlandı o sırada. Muhteşem görseller de uzayın karanlığında bir yerlerde. O yüzden buraya aktarılabilen yazıların başları yok ve garip geçişleri var. Bu durum için affedin bizi. Yani taşınırken kıymetli,kıymetsiz bir sürü eşya,kitap,bardak zarar görür ya! Onun gibi biz de estetik yaptırdık ama biraz zombiye benzedik.
Gelelim rahmetli Fahir Amca'ya.;
Yazının başında yarım kalan bir cümle vardı. Kemal Tahir'in  adını şu anda hatırlayamadığım romanındaki Üç Kağıtçı'nı Fahir Aksoy olduğu söylenir...
 Ve dediğinize katılırım o hep biraz pragmatist ve güçlü olandan yanaydı. Ama ben onun huysuz ve o yaştaki çocukluğunu seviyordum. Bir de benim tanıyıp ta bıraktığım, ya da görmezden geldiğim kimse olmamıştır. Dışarıda gördüğüm kurumuş dala bile bir isim versem onun da kırk yıl hatırını soruyorum.Evcilleştirdiğim herşeyin kölesiyim.
Fahir Amca bir roman kahramanıydı benim için.Minyatür bir hayat sunuyordu hayatın içinde. 
Beni sık sık arardı Erdek'ten. Ben aradığımda da hemen tanırdı sesimi. Onunla beraber katılmıştım Paris'teki Karma Türk naifler resim sergisine. Rahmetle anıyorum kendisini.
Ve sizin paylaşımınız ve yorumunuz için çok teşekkür ediyorum.
Sevgiler,
04 Ekim 2009 18:22

ERTUĞRUL BARKA


Fahir AKSOY benim için 12 Eylül 1980'den bir kaç gün sonra ölmüştü!

Şimdiki gibi Narlıdere'de oturuyordum. Gelip giderdik Fahir AKSOY ile.
Rakı buzdolabının şu rafında duracak, peynir tuzsuz olacak ve su içinde
bulundurulacak v.b kaprislerini sanatçı kişiliğine ve yalnızlığına vererek çekiyordum.
İstanbul 1 Mayıs Meydanı'ndaki o görkemli İşçi Bayramı kutlamasının resmini yapmış 
ve evin en güzel yerine asmış. Çok hoşuma gitmişti. Konuşmalarımız da bu paraleldeydi.

Amma gelin görün ki, 12 Eylül 1980 faşist darbesi yapılmıştı! 
Fahir AKSOY'un 1 Mayıs kutlamaları tablosundaki kızıl bayraklar, birden
beyaz ile  ay ve yıldıza bürünmüştü. Bu sefer de çok üzülmüştüm.
Neden dediğimde,".. bana boş ver, başımı derde mi sokayım, Kültür 
Bakanlığı destekleri v.b. .."  söyledi.
İnsan bilimsel görüşünün, gerçeklerinin, sanatının, politikalarının arkasında durabilmelidir.
Bunlardan hangisiyle ilgili ve arkasında durabiliyorsa ürettiğidir ve ürettiği de O'dur.
Fahir AKSOY sanatının adamı olamadı ne yazık ki, arkasında duramayacaktıysa, 
yapmasaydı o tabloyu. Solun yükseldiği günlerde yapılan tablo, 12 Eylül faşist darbesiyle
renk değiştirdi.
Öldüğünü okuyunca içim cız etti yine de.
Sanatının arkasında duramasa da ölen iyi bir insandı.
Ertuğrul BARKA
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.