Editör'ün Arşivinden: Doğru Yaptım, Yanlış Anlattım

17 Şubat 2007 00:00 / 1427 kez okundu!

 

Bir adam önemli bir yazı yazar ülkemde, yanlış anlaşılacağı ve yeterince anlaşılmayacağı kesin olduğu için; ikinci, üçüncü yazılarla konuyu açıklamaya gayret eder. Bazı durumlarda anlaşılamamayı sürdürür ve hatta 4. yazısını yazmasına fırsat verilmez! Yan

Doğru Yaptım Yanlış Anlattım

Anlaşılayım da yanlış anlaşılayım.. İfade güçlüğü çekmek, anlatamamak sonucu çok fazla değiştirecek hünersizliklerden sayılmamalı bence.Yanlış anlamak şizofrenik bir stil. Kim dinliyor, kim dinlemiyor, bakıyor mu, görüyor mu, dikkatli mi, dikkatsiz mi? Önemli değil çünkü yanlış anlamak bir istek bir histeri nöbeti.


Günümüzün küstahlık modası "anlamak" daha önemli olduğundan, yaşlı başlara doğru "anlaşılmayı" bir kenara bırakır gibi davranırız. Bu halimiz "anlaşılmayı" riske ettiğimizden değil artık kurumsal bir kimlik kazandığımızdan bilge gözükmenin "anlaşılma" isteğimizin önünde durmasındandır. Arkada ise biz ve bütün korkularımız...


Artık korkuların temsil hakkı ürkeklik, acemilik değil deneylerin müthiş güvenli gölgesini üstüne gerip çadıra hamak kurmaktır. İşte kurumsal kimliğin ana binası da buradan dünyaya açılır. Herkes kırklı yaşlarda ersin ermesin bu çadıra sokar kafasını. Ve türlüm kılıklarda oturur orada; kimisi snopluk katına çıkar, kimi züppe pazarlamacı, kimi yorgun bürokrat, kimi küskün demokrat, kimi icazetçi hoca, kimi işbirlikçi koca, kimi küresel aldanışta...


Öte tarafta kadınlar hepten karışık, arapsaçı dünyalarında ve zaten karşı cinslerine göre onlar, yalnız Allah'ın anladığı dilde konuşurlar, onların katını tayin etmek güç...


Sonuçta vahiy gelir gibi haksız çıkmak istediğimiz zamanlar gelir...


Eğer demagojik bir haklı çıkmanın taktiksel versiyonu değilse bu yaklaşım, yanlış anlaşılmayı, doğru anlaşılmayı göze almayı bile kapsar.


İddiasızlığı hatta bilimsel bir iyimserliği de gözetir. Gülerek ve güldürerek anlatalım derim ben ama...


Gülmek çok zor bir dava... Bu iş bile fıkralardan önce hayatın gerçek ironisini öne çıkarmakla olur. O yüzden gülebilmek hatta gülmeyi öğretebilmek, ağlamak ve ağlatabilmekten çok ama çook zordur. Çünkü gülerek doğmaz insan!. Gülmek bir sosyalizasyon işi, bir üst düzey sorundur.

Ağlamak ise fazlaca doğal sokakların bir alt kültürüdür. Hatta çok güldüğümüz zaman ağlar hale gelmemiz de biraz basitleşmemizden ileri gelir. "Gülün Adı"n da gülmek günah sayılırken, ağlamak da zaten alkışlanmazdı.

Nedense gülmek de ağlamak da hiç dengede gitmez. Bu iddiasızlık içinde denir ki dünyada yaşanan her olay için benimkinden daha "doğru", "etkin", "cazip", "insancıl", "yararlı", "kullanışlı" yolu sen göster.
Beni Dinle, Beni Sev, Bana Anlayış Göster'i, sonucu değiştiren iyi bir dövüşçü olmak, ya da anlaşılmak değil gözlerimizdeki ışığı gerçeklerle kesiştirmekle olur. Kişisel anlık zaferler, bilimsel buluşlar için, sportif faaliyetler ve sanatsal başarılar için evrensel bir anlam taşır. Oysa, tongue-fou ya da başka söz sanatlarını bilmek ve uygulamak karşındakini abandonee edip pes ettirmektir. Değil midir?...



İzmir Life Haziran 2005 ?

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.