ÇİN

14 Ağustos 2007 08:12 / 1604 kez okundu!

 

Çin Halk Cumhuriyet'ine olan gezimden sizler için aldığım kısa notlar; uzun, upuzun bir tarihin günümüze yansıyan kırıntılarından seçmeler.. Esasında binlerce yıldan kalma geleneklerin, yaşam tarzlarının, inançların, kültürlerin ışığından, acılarından,

Yaşam Aktivisti Çinliler/ Pervin MISIRLIOĞLU

——-

Göllerine, nehirlerine, bulutlarına hatta dünyaya yayılan denizlerine sinen tarihsel gerçeklikleri şimdi dünya sahnelerinde kendi evrensel sanatları ile arz-ı endam etmekte. Büyüleyen şimdiki Çin, şimdiki "Asya Cin'i" değil onu taaa uzaklardan günümüze taşıyan sahip olduğu değerlere sırtını dönmemişliği ve batıya açtığı kapıların onu yok etmemesine gösterdiği özenidir. Batının afyonlamaya çalıştığı ve bin bir çeşit hileye başvurarak yozlaştırmaya uğraştığı bu uzak Asya'da bize yakın duran çok benzer özellikler ve de güzellikler var.


Çin, bir masaldan ve de bir lambadan dışarı çıkmış Cin değil. Kendisinden kendisini süzmüş ve yoğurmuş ve de doğurmuş, dünya üzerinde kendisinin de önemli ve saygın bir yere sahip olduğunu çok güzel bir biçimde anlatma yarışında en ön saflarda koşuyor ve durmadan yenileniyor.


2008 Dünya Olimpiyatları Çin'de yapılacak. Onlar sanki yarınmış gibi şimdiden hazırlar ve hazırlanmaktalar, deliler gibi hem de. Yeni çehreleri çevre düzenlemeleri akıl almaz peyzajları, çılgınca yükselen akıllı binaları ve dev gibi meydanları ile 2010 Şanghay Expo ve 2008 Beijing Olimpiyatları ile şimdiden atlamışlar en yüksek çıtayı.


Bugünkü durağımız yine Çin. Çünkü Çin'in farkına varan herkesin merak ettiği bu gelişmenin bizlere yansıması da tıpkı dünyanın diğer insanlarını etkileyeceği gibi ekonomik, kültürel, sanatsal etkileşimleri açısından son derece değerli.


Çin biraz uzak gibi görünse de, artık bir sır olarak kalamayacak kadar da yakın bizlere. Çünkü çağımız bilgi ve bilişim dünyası.


Milyonlarca turistin koştuğu Çin büyük bir ülke ve kalabalık kelimesi en çok ona yakışıyor elbette. Doğu medeniyetlerinin en esaslı kaynaklarına sahip olması, evrensel dokunun ana atardamarlarından biri olan bu ülke hala otantik, egzotik ve sırlar, mucizelerle dolu. Alternatif turizm konusunda masterlı bir ülke bana göre. Bu konuda yüzlerce çeşit alternatife sahip.


Bahçelerindeki insanların, güneşi üzerlerine doğurtmamak için pireler gibi zıp zıp zıplayarak yeşilliklerin ve kendilerini asla yalnız hissetmeyecekleri kalabalıkların içine girerek yaptıkları spor ve her tür aktivitenin görülmeye değer olduğunu ve hiçbir film kurgusu ya da senaryosu yapmaksızın yönetmeni, senaristi ve hatta yapımcısı olmadan çekilebilecek filmlerin oracıkta gün boyu gözleyebileceğiniz sinema şaheserleri olabileceğini iftiharla sunarlar, anlatırlar, gösterirler ama en çok da bunu bir yaşam şekli olarak benimsediklerinden olağanüstü bir seyirlik ve hatta bir turizm nedeni yaratırlar.


Daha önce söylediğim gibi Çin'in, Alternatif Tıp anlayışı ile, eski tarihine sahip çıkması ve yerin altında duran tarih hazinelerine çağdaş saraylar yaparak onları insanlığın dünya mirası olarak değerlendirmesi son derece önemli. Aynı zamanda inanılmaz iç turizm hareketlerine ve dışardan gezmeye gelen milyonlarca insana kendisini sunuş biçimi ile de günlerce anlatılmaya da, konuşulmaya da değer gözüken Çin'de akrobasi zihinsel olarak da mümkünmüş gibi gözüküyor. Fiziksel olanı ise zaten alternatif turizme güzel bir örnek olarak sunuluyor.


Turizm konusunu tetikleyen ya da etkileyen nedenler ve onun sonuçlarına ilişkin en özel ve özgün örnek olan Çin Halk Cumhuriyet'inde herkes hayatın aktivisti. Harıl harıl bir koşuşturma içindeki bu insanların doğasında bir akrobatlık var bence. Dünyayı onlar bir tiyatro sahnesi olarak düşünmüyorlar. Sahnedeki dünyayı yaşıyorlar. Yediden yetmişe değil, neredeyse sıfırdan 100'e dansederek hayatla buluşuyorlar ve hep sahnedeymişcesine kuyruğu dik tutuyorlar. Ben onlara "yaşama sanatı" ustaları diyorum. Çoğu bunu hak ediyor çünkü.


Onlar her gün saygı ve hürmet gösterdikleri beş elementin doğal döngüsü içinde huzur ararlarken bizler Pervane'de toprak, su, ateş, metal ve ağaç etkisindeki bol ışıklı ve mistik kokulu Çin ve Asya müzikleri eşliğinde Çin'den söz etmeye devam edeceğiz. Evet Çin' in 2500 yıl öncesini görmek için Şian'a, 200 yıl öncesi için Beijing'e ve bugünü ve hatta yarınını görmek için Şanghay'a ziyaret doğru bir üçleme. Gerçi bizim gezimizin içinde Gulin de var ama Ejderha'nın üç yüzü esasında bu üç şehir. Yoksa Çin'i gördüm diyenler genellikle o ülkenin onda birine bile yaklaşamazlar ve görmüş sayılmazlar.


Dünyanın yedi harikasından biri olarak sayılmış sayılmamış hiç önemli değil; Çin Seddi, insanlığın kaybetmiş olduğu yol haritasının izlerini bulabileceğini düşündüğüm bir mucize diyar. O gökyüzüne tırmanan basamakların en dibinde ya da en tepesinde garip şişinmelerimizin boşluğuna düşmemiz gerekiyor. Türkiye'nin kıyılarının uzunluğuna eşit olan Çin Seddi, Çin'i görmek isteyenlerin koşarak gittiği bir yer.


Merdivenlerdeki doksan derecelik çıkış açısı ile herkesi bir anda şoke eden bu dağları tepeleri, gölleri nehirleri ve neredeyse gökyüzünü aralayan Çin Seddi, görenleri gerçekten şaşkına çevirir.
Korunma ve saklanma, yok olmama isteğinin nasıl bir mimari ve yapı sanatına yol açtığını görmek açısından önemli bir deneyim. Mao'nun deyimi ile "Çin Seddi'ni görerek adam olunur"u büyük bir iştah ve gayretle yerine getiren turistlerin dönüşteki iç rahatlığı da kayda değer izlenimlerden elbette ki.



Yılda ortalama 2500 kişinin suçlarından dolayı kurşuna dizildiği Komünist Çin'de, kapitalist dünya ile yani paranın imparatorluğu, bireysel zenginlikler ve toplumsal kalkınma konusundaki fikir ve modeller her daim çatışmakta iken galiba şimdilerde hızlı bir biçimde birbirine örtüşüp, çakışarak başka garip sentezler yaratmakta.


Şişman Çinliler ve dana etinin lezzeti ile kavrulmuş, bambu filizlerinden ve soya fasulyelerinden, yeşil ya da sarı çaylarından, tai chisinden, ataistliğinden, Konfüçyus'undan, Lamaizm'den ve Taozim'den ve belki de Budistliğinden, Müslümanlığından batıya açılmış kapılarından neler sızacak içeriye ve hangileri dışarıda kalacak? Yüzüne hiç bakmadıkları "siyah" Çinliler, şişmanlayıp fast food'un kucağına mı düşecekler şimdilik bilinmez, ama umarız hem kendi geleneklerini korurlar hem de dünyayı kucaklayabilirler.


Kritik dönemler yaşayan Çin'de neredeyse her şey bir turizm kaynağı.


Neler derseniz? O da bir sonraki gezi yazımın konusu..

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.