Bumerang her zaman geri dönmezmiş

10 Aralık 2010 12:58 / 2838 kez okundu!

 


Aborijinlerden çok şey öğrenebiliriz. Çünkü onlar sahici hayatlarla bağlarını koparmakta direnen son “insan” soyu. Bir bilgi çok dikkatimi çekti. En eski avlanma aleti olan bumerang atıldığında her zaman geri dönmezmiş. Daha doğrusu çok çeşitli bumeranglar var. Tek tip değil. Kendisine döneni, avına saplanıp kalanı…

Her sözü, her hareketi ve her davranışı kendisine döneceğini bilerek yaşayanlar ile attığı, fırlattığı, hücum ettiği ava da, kendisine de değmeden giden bumeranglar da var. Bu benim için yepyeni bir bilgi. 2011 için aklımdan çıkarmamam gereken bir ders. Her taşı kendimiz için atarız kuyuya, her sözü bize merhem olacaksa koyarız dilimize, ballı sözcükler de, zehirli lakırdılar da bize dönecek diye dolaşır ortada. Ölüm bile biz geri dönelim diye icat edilmiştir neredeyse. İlk yumruğu atan son yumruk için vakit kazanmaya çalışıyordur. İlk ayrılan daha güçlü dönmek için bakar arkasına…

Bumerang “ilkel” insanın bir ihtiyaç hissettiğinde kullandığı “silah”. Canı istediğinde de yaptığı spor. “Modern” insanın ise bazen farkına varmadan medet umduğu bir araç.

Şimdilerde yeni bir spor ve silah gençlerin elinde. Yumurta… Attıklarında kendilerine dönmeyecek bir silah olarak düşünmüşler ki, hep beraber ve aynı anda rafadan, lop, cıvık mı diye sormadan “konuşmacı”ya “ikram” ediyorlar. Yüksek sesin bile “şiddet” sayılmasına itiraz etmeyecek olanlarımız vardır içimizde. Daha kavgasız, gürültüsüz ve sadece “konuşarak” uzlaşmayı huy edinenlerimize pamuk atsan eşit derecede hakaret. Çünkü bu tarz protestolar “medeni”ce tartışmalara ve yaklaşımlara ters, ilkel ve yaratıcı olmaktan uzak gerçekten de. Ne cesareti besleyen, ne esareti çözen, ne karşı tarafa kendini anlatan ya da dinleten, ne de anlık sansasyon dışında “derinlik” kazandıran bir etkisi var yumurtanın. Evet yüzünüz, elbiseniz… hazırlıksızlığınız, aşağılanma hissiniz, mahcubiyet ve hakarete uğramışlığın garabeti çöker üzerinize, ama geçer gider etkisi sonuçta. Bu biraz yumurta tokuşturmaya benzer. Kırarsın ama çatlarsın da. “Yetmez ama evet” toplantısı sırasında bir gencin yumurtadan daha etkili olacağını düşündüğü yağlıboyayı, gazeteci ve konuşmacı olarak gelenlerin üzerine fırlatıp gitmesi, oradakilerin ne görüşlerini değiştirmişti, ne de geliştirmişti. Tam tersine, moderatörler dinleyicileri toplantıya katkı için sözü olanları davet ettiklerinde farklı görüşlerdeki ne çok genç hayranlık uyandırıcı ve kalıcı etkiler yaratan, tepkilerini ve eleştirilerini de kapsayan konuşmalar yapmışlardı. Onlarınki aklımızda, ama sapıklar gibi sahneye hücum ederek boya fırlatan genç, yaka paça kayboluşunun dışında bir etki yaratamadı. Sözüm var diye kalkar insan yerinden. Ha sapan, silah, bumerang, ha da yumurta çıkarmışsın cebinden… Hepsi çözümsüzlük, hepsi kaos, hepsi yok etme üzerine sonuçta. Ve hepsi gelip sizin kapınıza “pislik” olarak yığılacak sonuçta.

Geri dönmeyen bumerangları Mısırlılar, Güney Hintliler, Kızılderililer ve Borneolular kullanırmış. Geri dönenleri ise Aborijinler… Fırlatanın yakınına düşen mi, atılıp da üstünde kalan mı? Hangi silah daha az ilkel diğerinden?

Yumurta mı, boya mı, silah mı, “SÖZ”mü geri döner sahibinden?


Pervin Mısırlıoğlu E.

10.12.2010


Son Güncelleme Tarihi: 16 Aralık 2010 01:39

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
13 Aralık 2010 12:38

Yılmaz DEMİR

Bazılarının darbeleri ışığı ve devrimi ifade ederken bazılarının darbeleri de karanlığı ve faşizmi ifade eder. Böyle çelişkilerin yaşandığı Ülkemizde yumurtalara farklı anlamlar yüklenmesi şaşılacak bir durum değil. Konuşmak isteyenlerle konuşturmak istemeyenlerin rol ve niyetlerini kendi ideolojilerimize göre yorumladığımız sürece katedeceğimiz mesafe "bir ileri, iki geri" şeklinde olacaktır. Burada ele alınması gereken bağımsız sosyolojik 3 vaka vardır; yumurtalı saldırı, polisin kullandığı ağır muamele ve basının tavrı. Yumurtalı protestonun yakışıksız ve başkalarının özgürlüğünü kısıtlama amaçlı, Güvenlik Birimlerimizin tavrının çok sert, basının tavrını ise toplumu bölüp parçalayan ve surlar örülmesi için adeta beton harcı taşıyan vasıtalar olarak görüyorum. Akademisyenlerin mutlak suretle itidal çağrısı yapması gereken bu tür vakalardaki mevcut tavırları ise düşürüldüğümüz veya düşürülmek istendiğimiz durumdan kurtulmak için Büyük Üstadın aşağıdaki ünlü sözlerine (Safahat) kulak vermek gerekir!

"Sizi bir aile efradı yaratmış Yaradan,
Kaldırın ayrılık esbâbını (sebepler) artık aradan,
Siz bu davada iken yoksa, iyazen billah (Allah Korusun)
Ecnebiler olacak sahibi mülkün nagâh (ansızın)"

***

"Girmeden tefrika (ayrılma, ayrılık) bir millete, düşman giremez,
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez"

***

"Ey cemaat, yeter Allah için olsun, uyanın
Sesi pek müthiş öter sonra kulaklarda çanın"

Aziz Atamızın "Aziz" sıfatıyla tanımladığı bu milleti, bayrağını, gelenek ve inançlarını heybesine gururla taşıyanlara sonsuz sevgi, saygı ve mutluluk dileklerimle!

12 Aralık 2010 23:48

FRee_MeDia

İnsanların konuşturulmadığı, düşüncelerin baskıya alındığı, sanatçıların, yazarların ve Atatürkçü aydınların uyduruk bahanelerle cezaevlerine atıldığı, üstelik hüküm bile giymedikleri halde 3 yıldır hapislerde tutulduğu, izinsiz telefon dinlemeleriyle insanların özel hayat gizliliğinin, onurlarının ayaklar altına alındığı, yandaş medyalarla bilginin kirletildiği ve çarpıtıldığı, doğruyu yazanların ise eşi emsali görülmemiş para cezalarına çarptırıldığı, basının örtülü sansüre alındığı, öğrenciye "paralı eğitime hayır" deme hakkının bırakılmadığı, yapılan en ufak gösterilerde dahi polisin vatandaşına acımasızca cop ve biber gazı kullandığı bir ülkede, bu konuları pas geçip yumurtalı protestoyu eliştirmeniz biraz ilginç değil mi? Usta gazeteci Bekir Coşkun'un yumurtalı protesto ile ilgili olarak yazdığı yazıyı okumanızı tavsiye ederim..(biliyorsunuz o da yazılarından dolayı birilerinin gazabına uğradı ve işinden kovduruldu)
Irak savaşında hiç bir gösteri ya da olay, Amerika'yı Dünyanın gözünde başkanlarına atılan bir "ayakkabı" kadar küçük düşürmemişti. Bu tür eylemlerde amaç karşıdaki kişiye zarar vermek değil, baskı altındaki bir sesi Dünya'ya duyurmaktır. Türkiye'de günlerdir bu konuyu konuşuyor. Bu durum öğrencilerin hedeflerine ulaştığını gösteriyor. Bana kalırsa öğrenciler doğru Bumerangı kullandılar.
Bu arada sizin sanatsal çalışmalarınızı beğenerek izliyorum. Umarım sanatta yakaladığınız derinliği ve başarıya köşe yazarlığınızda da erişirsiniz...

12 Aralık 2010 18:06

m. kemal emül

Sayın Mısırlıoğlu,

Yazınızda belirtmiş olduğunuz, gençlerimizin yumurtalı protestolarını, spor ve silaha benzetmenizi anlamakta çok güçlük çektim, spor vücudu geliştirmek amacı ile yapılan bir eylemdir, silah ise ya kendini korumaya ya da kuvvet kullanmaya takviye olan mücadele aletidir.

Siz kendilerine yumurtadan başka protesto eylemi bırakmayan insanlara karşı, protesto olarak, yumurtayı kullanan gençlerimizin bu davranışlarını bumerankla bağdaştırıp, ilkel toplumların davranışlarına nasıl indirgediniz bir türlü anlayamadım.

12 Aralık 2010 14:33

Nezih Öztüre

Lütfen daha sık yaz.
Düşüncelerini şiirsellik ve edebi doygunlukla anlatman keyif verici.
Hayranlık ve kıskançlık uyandırıyor .
Teşekkürler.
Nezih
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.