Bu sitede iz bırakmak serbesttir - Pervin Mısırlıoğlu

25 Mayıs 2008 05:08 / 2003 kez okundu!

 

İzmirizmir.Net ‘in gecikmiş olan 1. yaşgünü nihayet Nisan ayının başlarında yapıldı. Bu arada kardeş sitelerimizden olan Nilinci.com’un 23 Nisan’daki resmi açılışı da yine Nisan ayında gerçekleşti. Biraz utanarak söylemeliyim ki onca y

Bu sitede iz bırakmak serbesttir



Nuhungemisi bizlere yeni ve farklı seçenekler, yeni denizler açtı.

Bizler fark ettik ki; internet gazeteciliği yazılı basından bazen daha zor bazen daha eğlenceli; matbaaya giden yazı ve görüntülerden hep daha taze, hatta hataya daha kapalı çoğu zaman; Garip bir manyetik enerji ile müthiş bir enerji ve sinerji ortamı bu... Çıkarsız bir dostluk kapısı, farklı görüşlerin belli bir uzlaşma kültürü ile buluştuğu ortam. Esas olarak pek çok kişinin serbest iradesi ve değişik bakış açıları ile renklendirdiği, aktive ettiği oldukça temiz bir mecra. “Sessiz”, “sanal” ama çok çok etkin bir birlik oluşturuluyor kente ve insana dair.



Yaşam ve yaşama ilkelerine yeni üsluplar, farklı arayışlar, deneyimler, sunumlar ve özgün ve öznel sunumlar aynı sitede “online”.

Yalnız olmamanın, yalnız kalmamanın alternatif alanı. Ruhsal sağırlığın olmadığı, dilin sivrilmediği, aklın motive edildiği bir özgür alan. Herkesin özgürlüğünü savunan, demokrasiyi başkası adına da savunmayı bir görev bilen insanların buluştuğu bir yer izmirizmir.net.



Yazarlar dillerini hep zeka ile bileyip, akıl ile yontuyorlar.

Bakış açıları başka ama mayın tarlasında değil sözcükleri. Yaşayan bütün dil, din, ırk, cins ve türlere, inanış ve geleneklere tahammül terbiyesine sahip olabilmeyi neredeyse imzalayarak bir araya gelmiş okuyucuları ve üyeleri, yazarları ile izmirizmir.net çok başka bir boşluğu doldurdu.
Çok yüksek hit almanın dışında pek çok reklam, övgü dolu mektuplarla da ödüllendirilen bir haber portalı izmirizmir.net. 24 saat durmaksızın silinen “gerçek” dışı üyeleri saymazsak “sanal ama gerçek” üyesi bir yılda 557 oldu.



Ziyaretçi sayısı ile büyük sükse yapıyoruz. Bizi büyüten hep doğrularımız ve farklılığımız olur inşallah!


Sizlere 1.yaş günümüzden bazı görüntüler ve bazı yazı-yorumların yer aldığı bir potpuri derledim.
Herkes oradaydı ama biz her nasılsa çok azını fotoğrafladık.:) En kısa zamanda yazıma ekleyeceğim.

Eee sevgili arkadaşlar sonuçta her şey sanal her şey gerçek… Bir yazıya hepsini sığdıramadım gerisi bir dahaki yazıya. İşte izler, iz bırakanlar ve o anlar...




İZLER BİZİ İZLER VE ZAMAN BİZİ VURUR



Sevgili Gökhan Dökmeoğlu’na teşekkür etmek için sözcük bulamıyorum. Gözlerim yaşarıyor enginara baktıkça. Şaka değil ne cesur, ne yürekli bir hareket çocuklarla pazar yapmak ve onlarla mutfağa girmek. Ve öyle güzel bir günü kurgulamak, böyle güzel aktarmak... Muhteşem! Okuyucular çılgınlar gibi alkışlıyorlar seni. Özel olarak bize bildiriyorlar memnuniyetlerini. 23 Nisan mönüsü çok özel. Ellerinize sağlık Gökhan, Elif, Demir, Defne, Damla, Cansu. Teşekkür ederiz.





(Nuhungemisi’ne özen…)





Medar-ı iftiharımız izmirizmir.net yazarları pastayı kesmeden hemen önce

Aramıza hoş geldiniz Sayın Mahmut Tolon.

Doğal yakarışların, geçmez bir illete yakalanan politikacı ve köşeli medya kalpazanlıklarının ortasında kalmış biz ölümlü ve fazlaca dünyalı memleket sakinleri de, biraraya geldiğimizde, ağzımızı şablon dışı açtığımızda bir dayak yemediğimiz kalıyor. Hatta vatan haini bile sayılıyoruzdur, bir kaç kelam farklı laf ediyoruz diye. Bir çok konuda size katılmamak mümkün değil. "En en" arkadaşlarla bile artık sohbet tarihte kalmış, kimse bunun farkında değil!!! Bizlerle iletişim içinde olduğunuz için gerçekten çok teşekkürler. Sevgi ve saygılarımızla...



Modadan zehirlenen büyüklerin akıbetine uğramaması için, gözünü (modaya bakışını) sevdiğim Sebia'mız, çocuklar konusunda işi rastlantılara bırakmamış. Saçlar ve temiz ten konusunda ısrarlı. Renklerin canlı ve iç açıcı olması konusunda radikal ve illaki pamuklu ve rahat giysiler önermekte. Spor giysileri spor yapanlara daha çok yakıştırmakta. Sadece "spor giyinme çocuğum aynı zamanda hayata sportif yaklaş" demekte. Bir hayli demokratik bir çağrı yapmakta. Üstelik o bunu iyi biliyor. Yani çocuğum sana söylüyorum büyükler siz de uyumayın felan gibi inciler dağıtmakta. Onca iş yükü ve tekstilci yüklemelerinin arasından yine de bizlere kısa, özlü ve çocuk modasına ilişkin temel kuralları özetlemişti 23 Nisan’da. “Havalar nasıl olursa olsun çocuklar hep bayram havasında olsun” deyişini çok seviyorum.



Ayrıca Moda Soda ise, çocuk modası kesin gazozdur. Ve Sebia Karaesmen modaya bakışına böyle bir kara mizah katınca, öcü ve pahalı moda yerine, altından kalkılabilir ve hatta üstüne çıkılabilir bir giyim kuşam meselesi kendiliğinden kolaylaşıyor. De mi? Teşekkürler…





Çocuklar için sanal ansiklopedik sözlük: Nilinci

Çoğunlukla internetten şikayet etmeye odaklandığımız için doğal olarak daima çözümsüzlükle sonuçlanıyor mızmızlanmalarımız. Sonuçta J.J.Rousseau’nun dediği gibi “hakları ve zevkleri elinden alınan gençler, onun yerine daha gizli ve tehlikeli olanlarını koyar”.


Biri de kafa patlatıp, ciddi zaman harcayıp, ne olması gerektiğine yani çözüme kilitlendiği zaman sonuç ortada. Çocuklar için de büyükler için de hiç bir zaman ciddi bir güvenlik duvarı örülemez günümüzde. Kim ördüğü duvarın arkasında kalabilmiş ki zaten. Eğlence ve bilgilenme, sosyallik ve iletişim erkenden dümene geçecek çocuklarla mümkün. Sorumluluğu zorla vermektense, sorumluluğu almaları daha kalıcı bir üslup. Çağdaş formasyona bürünüp, zamana teslim olmadan, hayatının dümenine geçen şimdinin kristal, indigo (nasıl tanımlarsanız artık) çocuklarına bana göre çok büyük bir hediye www.nilinci.com. Bu noktada İlhami Mısırlıoğlu'nun ellerine sağlık.




Fareye uzanmış bu elin birkaç yılda nilinci’de yazar olacağına eminim.





2023'te 23 Nisan'da şimdiki 8 yaş çocuğu 23 yaşında olacak. Yani bundan 15 yıl sonra Cumhuriyetimizin 100.yıldönümünde söz sahibi olacak, “yeni kuşakların elinde” parlayacak yeni öğrenme ve öğretme mecraları kendi kendini besleyerek büyüyecek. Çocuklarınıza daha iyi bir hediye aklınıza gelmiyorsa, tercihiniz www.nilinci.com olsun.






Almanya şubemiz Sevgili Ali Rıza Üleç, 23 Nisan zamanlarına çok yerinde bir saptama yaparak, önemle vurgulanması gereken bir haberi tam zamanında bizlerle paylaştınız. Çocuk yetiştirmek çok emek verilmesi gereken ve çok meşakkatli bir iş. O bir iş. Dünyanın en zor işi. Ve en önemlisi sadece anneye babaya bırakılamayacak kadar ciddi bir iş. Geleceğin planlanmasını sağlayacak, yaratacak olanların eğitimi son derece sübjektif ve yoruma açık olan ailelere teslim edilirken, bir taraftan da desteksiz bırakılmamaları önemli. Aileler her tür durumdan, olumlu, olumsuz etkilerden doğru ya da yanlış yorumladıkları hayatlarından arta kalan zamanlarda bir ya da bir kaç çocukla tesadüfen geliştirdikleri ya da geliştiremedikleri diyaloglarla hayata sür manşet hazırlanıyorlar. Aile genetiği, okul genetiği, kırsal genetik, toplum genetiği neler yüklüyor neler eksiltiyor taptaze beyinlerinden çocukların. Eko sistem değil en başta biz çocukları erkenden telef ediyoruz.






Bence de çocuk eğitiminin tam gün, eğlencesi, sporu, sanatı ve dinlencesi içinde olmalı. İşte Nilinci böyle bir hazırlığın doğru adresi.



Çok yönlü pentatloncu sanatçı Hakan Akçura bizimle

Yok mu italyanca bilen sevgili arkadaşlar? Hakan Akçura'nın bu çağrısına kulak veren ve duyan ve hisseden... Pippa için yüreği kıyıla kıyıla yok mu bu işi İtalyanca’ya çevire, evire anlatacak olan? Yok mu iyimserliğini siyahlarla, matemini beyaz sözcüklerle anlatmaya cesaret edecek ve hem de İtalyanca’ya bu acıklı öyküyü insanlık ayıbının bir özrü olarak tercüme edecek biri? Güzel gülüşlü Pippa'ya derin taziye mektubunu iletecek bir var mı? İsveç'e sevgilerle, Hakan!







Jasmin Kayra'ya

Yaşasınnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn:) Yazıyla bile doyurdunuz. Fotoğraflar da iyi bir yemek üzerine içtiğim Türk kahvesi gibi. Ne ince ne zarif bir dokunuş olmuş hayata. Kaneviçe tadında bu yemek sohbetiniz. Anneannenizin ruhu parlamıştır sizin bu içli sözcüklerinizle. Heyecanla bekliyoruz yeni sevinç ve yaşam dolu mutfak söyleşilerinizi! Binlerce teşekkürler.



Sevgili Emin Yeğinboy, Sinema Yazılarınız bence en büyük lüksümüz

Hiç bir şeye zamanın yetmediği zamanımızda kırk bin yılda bir sinemaya gideceksek değip değmeyeceğini "Emin" bir yerden sorgulamak iyi geliyor bana sevgili İzmirizmir.Net üye ve ziyaretçileri. Ne dersiniz size de öyle gelmiyor mu? Teşekkürler çok hoş olmuş "Juno" anlatımınız.



Sevgili yazarlarımızdan Şevki Figen ise yılların dostu ve bütün zamanların en büyük destekçisi. Rodos’a beraber Baykalladık, Expo’ya beraber üzüldük. Her zaman yanımızda oldunuz.






(Hürkuş, sitemizin haber müdürü, reklam işleri bakanı, iyi de bakıyor zati, ellerine sağlık)



Radyo Pervane'de Muammer Ketencoğlu'nun şarkıları çalarken Sevgili İsmet Tunç'un bir mektubu beni çok duygulandırdı. Ne güzel sevinçlerin içinden ne kederli saatler geçiyor. Bizler kendi kozamızı birbirimizle örüyoruz. Kibirlenmeden, kasılmadan, savrulmadan, sapmadan, atıp tutmadan, sabırla, sevgiyle, bilgiyle örüyoruz kozamızı, dişisiyle, erkeği ile, genci ve yaşlısı ile, çocukların saf neşesi ile...



Daha 1 yaşındayız ama çok anılar taşıyoruz çantamızda."Galerilerimiz" büyük gururumuz yakında uranüsten doluşacak tekrar sayfalarımıza.



Sevgili okuyucularımızın ve İzmirizmir'in gerçek aktivistleri "süssüzlüğümüze" rağmen bizleri en yüksek ilgi ile ödüllendiriyorlar. Ve siz her sabah bir hediye gibi sunuyorsunuz düşüncelerinizi.





(Şevki Figen, Pervane, Nina Bencoya, İ. Mısırlıoğlu, Emin Yeğinboy, Gülçin Tunca pastamızı kesiyor)





(Ben bazı sevgileri neredeyse buz dolabında tutarken millet ezip geçiyor kırık canları; bunların saklama kapları yok valla)



“Amacım okura bir yol haritası sunmak değil, bize doğru diye belletilenlerin arkasında yeni, farklı bir şey var mı diye bakmaya heves uyandırmak, kasıtlı olarak çarpıtılan, atlanan, abartılanlara dikkat çekmekten ibaret. Bu yazıların, hem yazarı, hem de okuyanları, H. Carr'ın deyişiyle "yalnız geçmiş zamanların uygunsuz etkisinden değil, kendi zamanımızın uygunsuz etkisinden, gelecek zamanların ve çevrenin tiranlığından, soluduğumuz havanın basıncından da kurtarması" ve tarihe karşı daha önyargısız, daha hoşgörülü, daha kavrayıcı bir bakışla tanıştırması umuduyla” diyen Ayşe Hür’e de sevgi ve saygılarımızla…



Sobanın başında mırıl mırıl uyuyan bir kedi, sokakta ağacın tepesine sıçrayan kırçıl yavru... Zıtlıkların dünyası gece. Kâğıda bir türlü yazılamayan cümleler, saklanan harfler, yoksulluk. Hayat denilen uzaklık. İşte kandırmaca. Affedilişi tek güne sığdırmaya, çiçeklerin rengiyle yakarıp şiddeti silmeye çalışan kutsal mart! Baharın uyanışı. Papatyaların, bademlerin, denizin ve kuşların kandırıldığı erken sıcak… " Ooohh ya... Mart üzerine yazacaklarımın ana teması sevgili İffet'ten geldi. Ve hatta tam özeti sevgili izmirizmir.net okuyucuları. Sarhoş oldum ne güzel geldi bu pazar sabahına. Esasında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü her zaman sinir bozucudur. Ve ben ne çiçek beklerim ne de kutlama.





Ahh sevgili İffet Diler Allianoi için Sabrı Dokuyan Kadın.

Ahmet yazar, İffet yazar, Pervin de elbette Norveçliler gibi damda keçi otlatacağına geride kalan ruhuna el fatiha okumadan bir şeyler düşünür, bir şeyleri sorgular. Ruhumu doyurucam diye yola çıkanların, beli büküldü, parmakları ezildi, boğazı kurudu. Susuzluktan değil. Aynı isteri nöbeti ya da aynı arsız heves, aynı maymun iştah kapıda nöbet tutarken, 3. göz meşe gibi salınırken yollarda ne ruhum bana ne ben ruhuma teskin edici olabiliyorum. Geride kalan ruhuma biri sahip çıksın, ruhumdan düşen pirinç taneleri ekin olsun başka bakir tarlalara hiç değilse... Desem? Desem de inanma, inanama, inan ama bana hiç sorma çünkü esen rüzgarlara kendimi kaptırmamakla uğraşıyorum. Meşgulüm, çok meşgulüm. ÇOK meşgul. Ruhuma "ters bir açıda".




Tanrı Akdeniz’e Dokundu Gülçin Tunca da bizim yüreklerimize dokundu.

Gülçin Tunca duymalı! Yine 7 yılda bir denmiş... O rahip bir de gelip beni görse! Ben de 7 saniyede bir konuşmazsam eksiklenirim. Bazen şikayet bazen övgüler, sevinçler dizerim hayata. Ama bir gün küsersem hayata ki pek ööyle gözükmüyor. Başkalarına vereceğim ilk ceza konuşmamak olacak:) Ben mi kaybederim onlar mı bilemem... Şikayet etsinler de göreyim:)





Üç senedir zeytin ağaçları ile sarmaş dolaşım. Onların üzerine, yanına yamacına, altına, karşısına koyduğum süsler, nesneler hatta sırf onlar orada diye oraya yapılmasını engellediğim işler ve o ağaçların neredeyse ruhları ile kurduğum dostluğun meyvelerini de topluyorum. Hatta bu sene taze zeytinyağlarımı da şişeledim. Anneme koca bir sepet zeytin topladım. Siyah kocaman ve sulu sulu zeytinlerden. Kendi zeytinimizle evde yaptığımız ekmeğin kokusu beni iyileştirip, yatıştırıyor sanki. Bahçedeki altın portakallardan (kumkuat) reçeli yapıyorum. Küçük bir bostanım var. Biber, domates, roka, maydanoz, biberiye yetiştiriyorum. Yanlarında asmalarım, kivi ve şeftali ağacım beni tamamlayan parçalarım sanki. Hele bir armut ağacım var... Üzüm salkımları gibiydi üstünde armutlar. Başka türlü lezzetleri vardı. Pazarlarda rastlamadığım. Ama zeytin ağaçlarım onlar evimizin varlık nedeni. Kutsal ve uysal.




Suskunluk en yüksek çığlıktan daha çok duyulur bazen... Bazen karşı tarafı eğitir bazen de bizi. Doğu insanının terbiye anlayışı çoğu zaman (özellikle kadınlarının) "suskun bir istiyorum" anlamını içerir. Batılı ise bilboardlarla duyurur her tür meramını. Sessiz bir çığlık mı yoksa gürültülü bir çıkış mı? Doğu - Batı dengeleri neredeyse bu yapı üzerine kurulmuş. Kuzeyde de yalnızlığın sessiz çığlığı ses bulmuştu dünyada. Ünlü ressam Munch, en çok bu tablosu ile anılır. O tabloyu yani "çığlık" tablosunu çalan hırsız nasıl bir mesaj bırakmak istiyor bize bilmiyorum? Her "Fidan" büyüyemiyor.



“İzmir’imi Çok Seviyorum” diyen Sevgili Ayşegül Yeşilnil'e.

Dolunay fırtınanın lambasıdır, aşıkların tayfasıdır. Işığa tutunanlarla, karanlıktan beslenenlerin ortak kumsalıdır. Gördükleri karşısında ayın dili tutulur, güneşin de beli bükülür... Güneşin yerine ay vekalet ederken, alacakaranlık körlüğü çöker üzerimize. Ah aybalam, dolunay yüzlüm senin aydınlığınla besleniriz bu ara.



Ayşegül, Sen zaten hikayelerdeki kocaman güzel gözlü, pembe yüzlü Ayşegül'sün. Hep Ayşesin hep Gül-sün. Kadına yakıştırılan bütün güzelliklerin birleştirilmiş özel bir örneğisin. Ayşegül hep bizimle ve bütün hikayelerimizde. Bu şehirle yıkanan ruhun, bu şehre ilaç olsun!!!!!!!!




Liberal Kime denir? dedi Sevgili Rasim Ozan,

Bu işin cılkını çıkartanlar "kokoreç faktörü"nü oluşturanlarla aynı. Garip bir diplomasi gerçeği, bazı sorunlar gelişmeyi durdurabilir, değiştirebilir, zaman zaman da erteleyebilir. Ancak işin altındaki "temizlik" gerçeği. Toplum itirazı, toplum isteği, toplum çıkışı, medyanın "objektif" halleri milliyetçilikten laikliğe, liberallikten ve diğer kendinden yılgın ve yılmış tüm başka politika ve politikacılara bir oynak tahta şimdi bu kategorik karşıtlık. Bir o tarafa bir bu tarafa oturuyor popomuz. Üstelik yukarı çıkan aşağıya bakacağına burnunu indirip görmüyor toprağı. Aşağıda kalan ise gözlerini kaldırmıyor bile. Kibirlerinden mi bilmem. Kim AB butonuna önce basarsa o çakıyor yumruğu. Üstelik durum iyice karıştı.Valla sağcı, solcu ayrımının çok net yapıldığı günleri mi özlüyorum ne?




“İnsanlığın düşünsel devrimine kendini katan bütün düşünürler gibi davranmak yeter. Bir şeyler üret ve daima üretilenin bir adım ötesine ilerle! Mermeri oy, demiri erit, tuncu döv! Eserini yarat! Kendi briketini sanat eseri sananlardan olma!” diyen İbrahim Akar‘a sonsuz sevgilerimizle.



“Seçme Vakti” diyen Ninam

“Kimiz biz? Yaşam boyu hangi kimliklere sahibiz? Evrendeki önemsiz, ihmal edilebilir bir nokta olarak, insancıklar olarak, pek önem verdiğimiz bu kimliklerden hangisi yaşıyor, hangisi ölüyor zamanla ve hangisi hep buzdolabında? Doğarken verilmiş kimlikler neler? Ya sonradan edindiklerimiz? Hangi kimliğimizle öğüneceğiz, hangisini hep kanayan bir yara gibi koynumuzda gezdireceğiz? Kimiz biz? Belki sonra da, "Kimim ben?", sorusu gelecek... Kimliklerimiz dinlerimiz mi, dillerimiz mi, düşüncelerimiz mi? Bize sunulanlar mı, bize üflenenler mi, bizim keşfettiklerimiz mi?”


Nina Bencoya işte son yazısında bu konuları kurcalıyor... Hem de göz yaşartan, allak bullak eden bir öykü tadında... “Yaşam hepimize Nina'nın aynalarından tutsun”... demiş Nuhungemisi, iyi demiş.




Hayvandan post eden, artık insan olamaz

Ahh... Sevgili Yalçın Ergündoğan, her gün ne zehir zemberek açıklamalar ve davranışlarla ölüp ölüp yeniden diriliyoruz hayata. Siyanür dilli sorumsuzlarla yaşamayı bile kanıksadık neredeyse. Dil yarası ağırdır çok tahrip eder insanı. Hatta dil mi, tabanca mı diye sorsalar ve hiç seçenek bırakmasalar korkarım ikinciyi seçerim. Bu siyanürlü diller var ya insanı yaşarken öldürürler. Bu tehditler bu zavallı gözdağı hep "dürüst" ve "gerçek" olanadır. Hatırlanan ise hep siz gibi adamların arkada bıraktığı izlerdir. Sen hep bizimlesin. Dünyayı kirletenlerin peşindesin ve yaşamı savunanların öncülerindensin. Siyanür dilliler sonunda kendi zehirlerinde ölürler. Bu bedeli sana ödetemezler.



İşte bir yıldan minicik izler… Herkes kendi izini keşfetmeye baksın. Özgürce ve korkmadan… Bu sitede iz bırakmak serbest nasıl olsa…



İzmirizmir.net ile nice yıllara efendim.


Pervin Mısırlıoğlu

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.