Bilgiyi biriktirmek ya da bilginin bilgisiz kılması

30 Nisan 2007 08:58 / 1406 kez okundu!

 

Bilgiyi biriktirmek ve her bilgiyi hayatın içinde ve doğru yerde kullanabilme saplantısı, her yanımı saran kanser gibi… Beni yiyip bitiriyor. Eritip, çürütüyor. (Kanser bknz. nasıl gelişir ve mutlak bir ölüme götürür.) Bilgiyi atamıyorum, satamı

Dosyalaması, rafı, arşivi olmayan, gelişi güzel üst üste, yan yana, diz dize, omuz omuza, belki de hepsi birbirini sıkıştırmış, çizmiş, yırtmış, ezmiş geçmiş, diğerlerinin üzerine yayılmış, öbürleri havasız kalarak öldürülmüş, katledilmiş, hüsrana uğramış sözcükler, hayal kırıklığını dahi yaşayamadan solan cümleler… Düşünceler ise kovuğuna yerleşemeden çürüdüler, çürütüldüler hatta karşı düşüncelerin hışımla üzerine gelmelerinden ürkmeye fırsatları bile olmadı.



Göremediklerimi eleyemeden, gördüklerim elendi gitti.



O gerçekler bazen yalan kılıklarıyla bazen doğrucu davutluklarıyla hep benim yamacımda dursunlar istedim. Burnumun ucuna yapıştırdığım sakızım gibi… Durmadılar. Benimle oturmadılar. Misafirlikleri de uzun değildi, ömürleri gibi.



Ne zaman yer değiştirdiklerini anlamıyorum. Hüzünleneceğim yerde neşelenme fikri var. Sevinçler gölgesi sürülmüş topraktan çıkan yediveren gibi. Yediverse altı alıyor sessizce.
Onlarca bilgi bir kulağımdan giriyor ama aynı şekilde çıkmıyor. Beni hallaç pamuğu gibi atarak, savurarak başı bozuk bırakıp gidiyor.



Ben bildikçe bilmediklerim çoğalıyor. Ben sildikçe sildiklerim çoğalıyor.
Keten giyiyorum, keten yemeği çok sonra öğreniyorum. Taze tüketilecek, öğütülmeden bekletilecek, bir kaşık mı üç kaşık mı hangisi doğru kim bilecek. Çoğu kanama yapar azı kolesterol yakar. Bu bilgi beni bilgisiz kılar.



Bilgiyi düğmeli bir elbise gibi giyiyorum üzerime bazen. Açtıkça düğmeleri altından ben çıkacağıma başka biri sıyrılıyor dışarıya.



Bazen son sistem bir aletin düğmelerinin altına gizleniyor bilgiler. Basıyorum tuşlarına, önüme yığılan bilgilerin içinden doğrusunu seçmeye çalışırken biçim üzerine ya da beni besleyecek bilgiden önceki abur cuburla bir de bakmışım doymuşum… Hep dibinde kalan tortu dipsiz kuyunun dibine kaçıyor. O tortu ki uçup gidenlerin dilsizliğinden sorumlu Ekşi bir sözlüğün tatlandırılmış yeni versiyonu gibi.



Kusursuzluk bataklığında debelenirken çıkan nilüferler ise senin kaderine kenar süslemesi ancak… Az bilgiden çok fazla anlam çıkarmak doğuştan yetenek olmamışsa iyice zor! Kusurlarımı yetenek, yeteneklerimi kusurlarım gibi yaşamaya başlıyorum.



Değişimi algılayamamanın genişliğini ve darlığını aynı anda yaşıyorum.
Sınırlar da, kilitler de dost için; düşmanlar her çiti ezip geçerken, kırık kilitlerin üzerinden aşanlar komşuların, akrabaların, arkadaşların, yakınların…



Bilgi nerede?



Koşarken tökezlediğim yollarda mı?



Okurken atladığım cümlelerde mi?



Konuşurken altını çizdiklerimde mi? Konuşmayıp aklıma dizdiklerimde mi?



Kızgınlıkla atladıklarımda mı?



Hoşgörü ile sakladıklarımda mı? Hoşgörüsüzlüğümle çarçur ettiklerimde mi?



Kibirli doğululuğumda mı?



Arsız batılı duruşumda mı?



Kayıt alamadığım yaşamın değişikliklerinde mi?



Yoksa “bırak açıklayayım” diyenlere kapalı olan sağır kulaklarımda mı?



Boca ediyoruz da durmadan
Net mi, set mi, ket mi bize akıtılan
Kuvars bir çip kolye mi boynuma takılannnnnn!



Bilgi nerede?



30/04/2007



P, Mısırlıoğlu

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.